Boğazköy Sfenksi
Arkeolojik Kazıların Marmaray Projesi’ni Geçiktirdiğine İlişkin Açıklama
Çağdaş dünyada arkeolojik alanları bir orman, göl ya da temiz hava ve su gibi algılamak, kaliteli yaşamın vazgeçilmez bir unsurudur. Arkeolojik bilgi ise kırık bir kaptan küçük bir ahşap parçasına, bir saray kalıntısından bir batığa kadar, farklı boyut ve nitelikteki kalıntıların bileşkesinden oluşur. Dolayısı ile geçmişi anlamak zahmetli bir uğraşıdır ve sundukları çoğu kez rakamlar ile ölçülemez; ancak günlük hayatın bir parçası haline getirdiğinizde daha kaliteli bir yaşam sürmenize katkı sağlar.
Zengin ve görkemli bir geçmişe sahip Anadolu sayısız arkeolojik alan barındırır. Nitekim bu zenginlik ülkemiz için de önemli bir övünç kaynağıdır. Ülkemiz, arkeoloji alanında yüz elli yıllık geçmişi ile dünyada saygın bir konuma sahiptir. Bilim insanlarımızın uluslararası düzeyde, her türlü akademik alanda ülkemizi temsil edebilecek bilgi ve deneyimi bulunmaktadır. Bu birikim Anadolu topraklarında sürdürülen çok sayıda çalışma ve kültür politikamız sayesinde oluşmuştur. Kimi zaman bilimsel bir soruna yönelik, kimi zaman herhangi bir yatırım gereği yapılan kurtarma kazıları, Anadolu’nun geçmişine ışık tutarken bu toprakların evrensel kültüre, insanlık tarihine yaptığı katkıyı ortaya koyar. Büyük sanayi yatırımlarının, yol, baraj gibi kapsamlı projelerin gerçekleştirildiği ülkelerde çoğu kez bu yatırımlar ile arkeolojik alanların korunması uzlaşmaz karşıtlar olarak sunulur. Oysa gelişmiş ülkelerde olduğu gibi iyi bir planlama ile bu karşıtlığın önüne geçilebilmektedir.
Marmaray ve Metro Projesi kapsamındaki arkeolojik çalışmalarla İstanbul’un arkeolojik zenginliği kadar jeoloji tarihi açısından da son derece önemli verilere ulaşıldı. Kazılar birkaç gravürden tanıdığımız Bizans’ın savaş ve yük gemilerine dokunmamızı sağladı; onları bütün dünyaya tanıtma fırsatı verdi. Bizans ve Osmanlı başkentinin dünya ticaretindeki yerini en somut kanıtları ile ortaya koydu. Yine Yenikapı kazıları en eski İstanbul’larının izlerini bugüne taşıdı. Sonuçları farklı açılardan yorumlamak da mümkün; örneğin Bizans limanı kalıntıları İstanbul’un bugün de ticarette neden büyük bir potansiyel olduğunu kanıtlamaktadır ya da Yenikapı’daki ilk köy yerleşimi, bugünkü Avrupa uygarlığının kökeninde Anadolu’dan giden insanlar olduğunu göstermektedir. Bütün bunları bilmek, toplumun erişimine açmak, insanımızın ne tür bir zenginliğe sahip olduğunu anlatmak, Yenikapı ve Üsküdar’da arkeologların işinin küçük bir parçası olmuştur. Bu görevi onlara Kültür ve Turizm Bakanlığımız vermiştir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin başkanlığında yürütülen bu başarılı kazılar uluslararası düzeyde de büyük ilgi toplamıştır. Bu çalışmalar, arkeoloji biliminin doğasına uymamakla birlikte, kimi zaman gece vardiyası yaparak, kimi zaman kar ve yağmur altında ara vermeden çalışarak büyük bir özveri ile yürütülmüştür. Ayrıca arkeolojik kazıların projenin sadece belirli bir kısmını etkilemesine ve bu alan dışında da inşaatların halen devam etmesine karşın arkeolojik çalışmaların gecikmeye neden olduğu izleniminin oluşmasına anlam vermek mümkün değildir.
Marmaray Projesi’nin önemini göz önünde bulundurarak, bugüne kadar hiçbir meslek örgütü, akademisyen ya da üniversite buradaki arkeolojik kazıları gereğinden daha hızlı yapılıyor diye veya bir başka şekilde eleştirmemiş tam aksine destek vermiştir. Devletimiz bugüne kadar diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi kamuoyunun da desteği ile projeyi finanse etmiş ve kent içindeki en büyük kurtarma kazısını gerçekleştirmiştir. Tümüyle bilimsel hassasiyet içinde yürütülen bu çalışmalar hem insanlık tarihine büyük katkı yapmış hem de ülkemize büyük prestij kazandırmıştır. Sempozyum, sergi ve katalog çalışmalarına rağmen, tüm sonuçların henüz kamuoyu ile yeterince paylaşıldığı da söylenemez. Ancak alanda, uluslararası bir yarışma ile yapımı planlanan müze binası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kentin prestijini yükseltecek projeleri arasındadır.
Marmaray ve Metro Projesi vesilesi ile ortaya çıkan bu zenginliğe ulaşmamızı özverili çalışmaları ile sağlayan arkeologların yaptıkları iş, insanlık tarihine katkıları ve ülkemize kazandırdıkları prestij nedeni ile teşekkürü hak etmiştir. Buradaki çalışmaların ulaşım projesini geciktiren bir engel olarak görülmesi üzücü olduğu kadar elde edilen kazanımların da siyasi irade tarafından yeterince anlaşılmadığı anlamını taşır. Başka bir deyişle bu tür bir yaklaşım kültür varlıklarının önemini vurgulamak, koruma politikalarını oluşturmak için yüz yıllık bir birikim ile sağlanan kurum, yasa ve bilinçlenme çalışmalarını hiçe saymak ve başa dönmek anlamına gelir.
Bu ülke insanları için yararlı olacağı düşünülen mühendislik projelerinin, tüm ekolojik ve kültürel değerlerin yok sayılarak gerçekleştirilmesi yerine projelendirme aşamasında konunun tüm yönleriyle değerlendirilerek planlanması, proje uygulama aşamasında elde edilen arkeolojik verilerin uygarlık tarihi için bir kazanım olarak değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bununla birlikte, sanayi yatırımları, yol, baraj gibi kapsamlı projeler hayata geçirilirken kültür varlıklarının korunabilmesi için 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun hazırlanmasına, 1972 yılında Paris'te "Birleşmiş Milletler Dünya Kültür ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’’nin ve 1992 yılında Valetta / Malta'da "Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’’nin imzalanmasına gerek duyulmuştur. Beklentimiz bu yasalara uyulması ve gereklerini yerine getirmemizin ötesinde değildir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
| Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi 02 Mart 2011 |
|---|
Üsküdar’ın Kültür Mirası Gönüllülerini Arıyor
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi’nin “Kültürel Mirası Katılımcı Koruma Modeli Projesi”, Sivil Toplum Diyaloğu – İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hibe Programı kapsamında hibe almaya hak kazanan 11 projeden biri oldu. Projede, Üsküdar semtinde yaşayan halka kültür mirasıyla ilgili bilinçlendirme ve bilgilendirme faaliyetlerinin düzenlenmesi, bölgede bulunan kültür varlıklarının semt gönüllüleri yoluyla izlenmesi, bilgi ve ihbarların oluşturulacak internet adresi üzerinden ilgili mercilere iletilmesi yoluyla katılımcı koruma modelinin oluşturulması hedefleniyor.
Devamı için...
Gönüllü formu için...
Gelecek kuşaklar Allianoi'yı görebilmeli
İzmir İli, Bergama İlçesi sınırları içinde, Paşa Ilıcası Mevkii’nde Yortanlı Barajı gölet alanının ortasında yer alan Allianoi’da, 1998 - 2006 yılları arasında yapılan kazı çalışmalarında, Roma köprüsü, terapi odaları, çeşmeler, tören yolu, şapel, mezarlıklar, anıtsal giriş, seramik atölyeleri gibi mimari buluntuların yanı sıra, tıp, farmakoloji hidroloji tarihi bilimlerinin literatürüne girebilecek çok önemli bilimsel sonuca ulaşılmıştır. Kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkartılan buluntular sonucunda 2001 yılında ilgili kurul tarafından kazı alanı ve çevresi 1. Derecede Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.
Bununla birlikte, 2006 yılından bu yana bilimsel kazı ve araştırma çalışmalarına izin verilmemiş, bu nedenlede Allianoi’da kazıların tamamlanması ve Allianoi’ın gerçek anlamda korunması için çeşitli davalar açılmış bugüne kadar açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararları alınmıştır. İki yıl önce kapsamlı bir dosya ile AHİM’e taşınan Allianoi davası halen devam etmektedir.
Konu ile ilgili hukuksal süreç devam ederken Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu “Allianoi’deki kalıntılar; üzeri kumla kaplandıktan sonra Yortanlı Barajı’nın suları altında kalabilir” şeklinde bir karar almıştır ve bu karar son günlerde hızla uygulamaya geçirilmektedir. Kum aşınabilirliği yüksek olan akışkan bir maddedir ve barajlar sanıldığı gibi durgun ve sakin göletler değildir. Tüm barajlar akarsu ile beslendiği ve kapaklarını açarak dışarı su drenaj ettikleri için dip akıntıları ile hareketli bir yapıya sahiptir. Yortanlı Barajı faaliyete geçtikten sonra kentin üzerine kapanan kum dolgunun akıntı ile birlikte yok olup gideceği çok açık bir gerçektir. Keban Baraj gölü altında kalan höyüklerin zaman zaman baraj sularının azaldığı dönemlerde açığa çıktıklarında Höyük toprağının tamamen eriyip gittiği ve tamamen taş yığınına dönüştüğünün görüntüsü bunun en iyi örneğini temsil etmektedir. Nitekim arkeolojik yerleşimler sadece taştan inşa edilmiş yapı kalıntılarını barındırmaz, bitki tohumu gibi en ufak bir organik maddenin bizlere neler anlatabileceği unutulmamalıdır.
Allianoi'da ara verilen kazılara devam edilmemesi nedeni ile henüz ulaşılmamış ve belgelenmemiş çok sayıda taşınmaz ve taşınır organik, inorganik kültür varlığının yok olması tehlikesi devam etmektedir. Koruma kaygısında samimi olan bir yaklaşım için bugün uygulamaya geçirilmeye çalışılan baraj kapaklarının açılması girişiminden vazgeçilmesi ve bilimsel kazılara devam edilmesi gerekmektedir.
Allianoi kalıntılarının ülkemiz tarihi ve arkeoloji bilimine son derece önemli katkılar sağladığı açıktır. Kültür tarihimizde çok önemli bir yere sahip bu kalıntıların korunması uluslararası koruma standartları, Türkiye’nin altında imzası bulunan uluslararası anlaşmalar ve mevzuat, bu konudaki iç yargı kararları ve Türkiye’nin uzun dönemli çıkarları açısından zorunludur. Zorunluluklar bir yana bırakıldığında, ortaya çıkarttığımız kalıntıları geleceğe sağlıklı ve doğru bir şekilde taşımak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Allianoi'ın kalıcı, uygulanabilir ve doğru koruma projelerine kavuşması, kalıntıların geleceğe sağlam ve sağlıklı olarak aktarılması, kültür varlıklarını koruma duyarlılığına sahip herkesin beklentisidir.
| Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi 04 Eylül 2010 |
|---|
Tüp Geçiş Projesi
13 Ocak 2009 tarihinde Türk-Kore ortaklığında Yap-İşlet-Devret Modeli ile sözleşme imzalanan Avrupa’yı Anadolu’ya bağlayan Karayolu Boğaz Tüp Tünel Geçişi Projesi ile ilgili olarak pek çok soru yanıtsız kalmıştır. Ulaştırma Bakanlığı DLH İdaresince hazırlanan İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi ile ilgili yanıt bekleyen sorular:
- Proje’nin Tarihi Yarımada’daki 1.bölgesinde yol genişletme çalışması yapılamayacağı düşünüldüğünde bu alanda yolun daralması nasıl önlenecektir?
- Bu proje ve Tarihi Yarımada’da yapılması düşünülen diğer projeler (Turizm Merkezleri, Kruvaziyer Liman inşaatı v.b.) için eşgüdümlü planlama yapılmış mıdır? Yapılmadıysa ortaya çıkacak sorunlar nasıl çözümlenecektir?
- Tünel, Tarihi Yarımada’da, Kumkapı semtindeki Radar Kulesi’nin bulunduğu mevkiden başlayacak ise burada varlığı antik kaynaklardan bilinen antik limanın (Yenikapı - Theodosius Limanı benzeri bir limandır) açığa çıkması durumunda tarihi kalıntılar projeden etkilenmeksizin nasıl korunacaktır?
- Proje kapsamında Tarihi Yarımada’da ve Selimiye Kışlası önünde yapılması planlanan havalandırma bacalarından çıkacak egzoz emisyonlarının yaratacağı tehlikelerden tarihi yapılar nasıl korunacaktır?
- Tarihi Yarımada gibi kültürel miras örneklerinin yoğun olarak bulunduğu bir alanın trafiğe kapatılması çalışmaları başlatılmış iken bu alanın transit trafik geçiş için tercih edilmesi hangi kıstaslara dayandırılmaktadır?
- Proje bu haliyle üçüncü bir köprü özelliği taşımaktadır. Tünelin giriş ve çıkışlarından trafiği dağıtmak için alternatifler var mıdır? Özellikle Tarihi Yarımada’daki ana arterlerde trafiğin kilitlenmesinin önüne nasıl geçilecektir?
- Bu proje sonrasında Tarihi Yarımada’da oluşacak yeni yapılaşma talebi nasıl önlenecektir?
| Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi 30 Agustos 2010 |
|---|
İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi
Yaklaşık 1 milyar dolara mal olması beklenen lastik tekerlekli araçların kullanacağı tüp geçiş Ulaştırma Bakanlığı DLH İdaresince hazırlanan İstanbul Boğazı Karayolu Tüp Geçiş Projesi 30.06.2008 tarihinde ihale edilmiş ve 13 Ocak 2009 tarihinde Türk-Kore ortaklığında Yap-İşlet-Devret Modeli ile sözleşme imzalanmıştır. Karayolu Boğaz Tüp Tünel Geçişi Projesi, Avrupa yakasında, Florya-Sirkeci Sahil Yolu`nun (Kennedy Caddesi) Kazlıçeşme mevkisinden başlayarak, Anadolu tarafında Ankara Devlet Yolu`nun Göztepe Kavşağı mevkisinde bitirilecektir.
Otomobiller, küçük otobüs ve minibüslerin kullanacağı tüp geçiş projesinden günde en az 65 bin aracın geçmesi bekleniyor. Projenin, denizin altından geçen yaklaşık 3,3 kilometrelik bölümü ile her iki yakadaki mevcut yollara bağlanacaktır. Geçiş 2,1 kilometrelik bölümü delme tünel olmak üzere toplam 5,4 kilometre uzunluğunda tünelden oluşacaktır. Proje kapsamında ayrıca, Avrupa ve Anadolu tarafında havalandırma şaftları, Avrupa yakasında ücret toplama gişeleri, tünel işletme binası inşa edilecektir. İki katlı ve ikişer şeritli planlanan tünelde katlardan birisi giden araçlara, diğeri ise gelen araçlara ayrılacaktır. Sadece hafif araçlar tünelden geçiş yapabilecek, ağır vasıtalar tüneli kullanamayacaktır.
Proje, 10.04.2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmış ve 4. No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayına sunulmuştur. Tünelin Çatladıkapı yakınlarında yüzeye çıkarak Sirkeci-Yeşilköy sahil yoluyla birleşeceği bilinmektedir. Çatladıkapı mevkinde Bizans’ın önemli saraylarından Bukaleon Sarayı ve Limanı bulunmaktadır. Projenin bu şekliyle hayata geçirilmesi durumunda Saray ve Liman’a zarar vereceği açıktır. Bu sebeple asli işi kültür varlıklarını korumak olan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu üyelerine projeye onay çıkması için yoğun bir baskı yapıldığı duyumu alınmaktadır. Nitekim 4. No’lu Kurul üyelerinden Arkeolog / Sanat Tarihi Uzmanı Dr. Feridun ÖZGÜMÜŞ’ün projeye onay vermediği bilinmektedir. Bu gelişmeler yaşanırken, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 12.08.2010 tarihinde, Dr. Feridun ÖZGÜMÜŞ’ün Kurul üyeliğinden alınarak Ankara Yenileme Kurulu’nda görevlendirilmesi bu konudaki endişelerimizin artmasına neden olmuştur.
Bizans’ın önemli saraylarından biri olan Bukaleon Sarayının yakınından geçen tüp tünel, aynı zamanda kentsel ve arkeolojik sit alanı sınırlarında kalmaktadır. Proje tamamlandıktan sonra, Tarihi Yarımada’nın Tüp tünele geçiş güzergahı olarak kullanılacağı açıktır. Bu durum sadece Bukaleon Sarayı’na değil Tarihi Yarımada’daki önemli pek çok yapıya da zarar verecektir. Son yıllarda gerçekleşen benzeri yatırımların suriçi ve yakın çevresinde yaratabileceği olumsuz etkiler artık tüm kamuoyu tarafından bilinmektedir. Buna rağmen, uzmanların, projeler başlamadan önce, arkeolojik kalıntılar ile karşılaşılacağını ve Tarihi Yarımada için
doğuracağı olumsuz etkileri açıkça dile getirmesine rağmen önlem
alınmaması ya da proje başladıktan sonra alelacele önlem alınmaya
çalışılması artık kamuoyunu tatmin etmeyeceği açıktır. Olumsuz bir
gelişmenin UNESCO Miras Listesi’nden çıkarılmakla karşı karşıya olan
İstanbul’u daha da zor durumda bırakacağı; hızla tahrip olan kentin belleğine yeni bir
darbe vuracağı endişesini taşımaktayız.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
16 Ağustos 2010
3600 Ek Gösterge Komisyonda Kabul Edildi
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısında camiamızı
ilgilendiren maddeler Milli Eğitim, Kültür, Gençlikve Spor Komisyonunda 25.06.2010 tarihinde
görüşülmüş ve oybirliği ile kabul edilmiştir.
Komisyonda Müze
Araştırmacıları teknik kadroya dahil edilmiş olup, Arkeolog ve Müze
Araştırmacılarının ek göstergelerinin 3600 olması
kararlaştırılmıştır.
26 Haziran 2010
Devamı için...
Sulukule’de denetimsiz kazılar
İstanbul Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın arkeolojik kazı ruhsatı ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri Sulukule’de mart ayından beri arkeolojik kazı çalışması gerçekleştirmektedir.
İlgili kurulun müze denetiminde kazı yapılması kararı sonrasında, çalışma yöntemleri kazıyı yapan arkeologlar tarafından belirlenir. Ancak 12.06.2010 tarihinde alanda görevli uzmanların karşı çıkmalarına rağmen, inşaat firması görevlileri tarafından alana ağır iş makinaları sokulmuş, denetimsiz kazı yapılmıştır. Uygun iş makinesi kullanımında dahi çalışmaların arkeolog denetiminde yürütülmesi gerekmektedir.
Sulukule’de geçiğimiz ay yine çok sayıda itiraza rağmen UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan İstanbul Surları’na 15-20 metre mesafede, çevresindeki arkeolojik doku tam olarak anlaşılmadan betonarme bir binanın inşaatına başlanmıştır. Bu noktada ilgili kurumların, sökonusu uygulamaların 2863 sayılı yasaya uygunluğunu tetkik ederek kamuoyunu aydınlatmaları gerekmektedir.
Yaşananların İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti seçildiği 2010 yılında, tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmesi kaygı ve üzüntüye de yol açmaktadır. Arkeoloji bilimine, uluslararası anlaşmalara, UNESCO kararlarına rağmen, tüm uygarlığın ortak kültür mirasının tahribi aynı zamanda uluslararası platformda da ülkemizi çok zor durumda bırakacaktır. Alanda inşaat ya da denetimsiz kazı yapılması gibi yasal düzeyde sorumluluk getiren uygulamaların tekrar etmemesini ve çalışmaların arkeoloji biliminin gereğine uygun bir şekilde sürdürülmesini beklemekteyiz.
15 Haziran 2010
Sulukule'de iş makinası tahribatı
Sulukule'de, İstanbul Arkeoloji Müzeleri denetiminde sürdürülmekte olan arkeoloji kazısında, Yenileme Kurulu'nun izni olmamasına ve kazı sorumlusu arkeoloğun karşı çıkmasına rağmen, bugün (12.06.2010) iş makinası ile kazı alanının tahrip edildiği; polis çağrılmasıyla iş makinasının durdurulabildiği ancak bir süre sonra iş makinalarının yeniden çalışmaya başladığı öğrenilmiştir. Arkeolojik kazıların hangi yöntemlerle yürütüleceği ve bu konudaki karar merci yasalarla belirlenmiştir. Sulukule'de bugün olanların yasalara rağmen yapıldığı açıktır.
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi12 Haziran 2010
32. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun ardından
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 32. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu (24-28 Mayıs 2010) Türkiye arkeolojisinin her geçen yıl daha büyük bir dinamizm kazandığını ve uluslararası düzeyde eriştiği bilimsel seviyeyi çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Önceki yıllarla karşılaştırıldığında Türkiye arkeolojisindeki bu hızlı yükseliş Türkiye’nin bilim dünyasındaki saygınlığını da büyük ölçüde yükseltmektedir. Ayrıca, ülkemizin kültür tarihi ile ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumuzun da birer göstergesi olan sempozyum bildirileri ile her yeni arkeolojik çalışmanın daha önce bilinmeyen bir kültürü ortaya çıkardığı ya da uygarlık tarihi ile ilgili bilgilerimizi değiştirecek nitelikte önemli sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Kazanılan bu ivmenin sürdürülmesi ve bilimsel düzeyin korunması hepimizin ortak isteğidir. Bu kaygılarla değerlendirilen sempozyumun yanı sıra yerli, yabancı meslektaşlarımız ile yaptığımız görüşme ve anket çalışmalarıyla elde edilen gözlemlerimiz burada paylaşılmıştır…
Arkeologlar Derneği28 Mayıs 2010
Devamı için...
Türkiye Arkeolojisi ile İlgili Güncel Sorunlar Üzerine Görüş
Türkiye arkeolojisi son yıllarda yaptığı atılımlarla bilim dünyasında yadsınmaz bir saygınlık kazanmıştır. Bu saygınlığı sağlayan gelişmelerin artırılarak sürdürülmesi kanısını taşımakta ve bu nedenle güncel konulardaki bazı kaygılarımızı belirtme gereği duymaktayız.
1. Kazıların yönetim modeli ile ilgili kaygılar
a- Arazi çalışmasının süresi değişkendir: Her yıl alanda, uzun bir süre etkin olarak çalışılmasının beklendiği anlaşılmakta ve bu bağlamda 4 ay gibi bir çalışma süresi öngörülmektedir. Ancak, bütün kazı alanlarının aynı ölçütlerle değerlendirilmesi, kazı yapılan yerlerin farklı niteliklere sahip olması dolayısıyla mümkün değildir. Örneğin, büyük bir ören yeri/antik kent, bir höyük, bir düz yerleşme, bir nekropol, bir tümülüs ya da tek bir yapının koşulları, niteliği ve burada yapılacak çalışmanın amaç ve yöntemleri farklıdır. Bunların bazılarında, istenen bilimsel sonucun alınması birkaç günlük bir çalışmayla gerçekleşebilirken bazılarında ancak aylar, yıllar, on yıllar boyunca çalışıldığı takdirde bir sonuca ulaşılabilir.
İstanbul Üniversitesi
Prehistorya Anabilim Dalı
Mayıs 2010
Devamı için...
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi' nin eşbaşkanlık uygulaması hakkında 23 Temmuz 2009 tarihli açıklaması için...
Allianoi’ye destek yolculuğu
Allianoi Girişim Grubu, Yortanlı Barajı’nın tehdit ettiği Bergama yakınlarındaki 2000 yıllık sağlık merkezi Allianoi’nin sular altında kalmaması için 16 Mayıs’da Allianoi’de bir dizi etkinlik gerçekleştirecek. Tüm Türkiye’de Allianoi’nin sular altında kalmasına karşı çıkanlar 16 Mayıs Pazar günü Allianoi’de buluşacak.
Devamı için...
Sulukule için suç duyurusu
Gökhan Tan / HaberVs
08.05.2010
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, kentsel dönüşüm projesinin yürütüldüğü Sulukule’de, alandan sorumlu Koruma Korulu’nun kararı olmadan inşaata başlayan Fatih Belediyesi Başkanı Mustafa Demir ve Toplu Konut İdaresi Başkanı (TOKİ) Erdoğan Bayraktar hakkında suç duyurusunda bulundu. Odanın Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçede, HaberVs’nin 6 Mayıs’ta gerçekleşen temel atma töreninde belgelediği, basın mensuplarından saklanmak istenen Osmanlı dönemi buluntuları da kanıt olarak sunuldu.
Devamı için...
Hasankeyf ve Allianoi'ya müjde
Serkan Ocak / Radikal
11.04.2010
Hasankeyf ve Allianoi’nin baraj suyu altında kalmasına yol açacak Turizm ve Kültür
Bakanlığı’nın 717 sayılı ilke kararını iptal eden Danıştay, bir
karar daha verdi. Danıştay 6. Dairesi, Bakanlık tarafından yeniden çıkarılan 749
sayılı ilke kararının yürütmesini de durdurdu.
Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararında kültür varlıkları ve
arkeolojik sit alanlarının korunması amacı için oluşturulan bilim komisyonunda
‘yatırımcı kuruluş temsilcilerinin de üye olarak yer almasının hukuka uygun
olmadığı’na hükmedildi.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, 2006 yılında 717
sayılı 3 maddelik bir ilke kararı almıştı. Koruma bölge kuruluna verilen görev ve
yetkinin, DSİ’ye verilmesi, DSİ’nin taşınmaz kültür ve tabiat
varlığnı su altında bırakma karar verme yetkisi tanıyordu. Çevreciler söz
konusu kararın iptali için Danıştay’a dava açtı.
Devamı için...
Şahruh Köprüsü: Kızılırmak üzerinde bir gerdanlık
Kayseri Sarıoğlan İlçesine bağlı Karaözü Beldesi sınırları
içinde, Kızılırmak nehri üzerinde bulunan ve nadir tarihi köprülerden biri olan
Şahruh Köprüsü ( diğer bir adı ile Kızılırmak üzerinde bir
gerdanlık) bilinçsiz kullanım ve ilgisizlik nedeni ile hızla yok olma tehlikesiyle karşı
karşıya bulunmaktadır.
13.yüzyıla tarihlenen köprü, halen ayakta ve kullanılır durumdadır. Uzunluğu
144,5 metre, eni 5,6 metre olan Şahruh Köprüsü, sekiz kemerlidir. Köprünün
onarım kitabesi Sivas Gökmedrese Müzesinde bulunmaktadır. Bu kitabede 1538/39 yıllarında
Zülkadiroğullarından Şahruh Bey oğlu Mehmed Han tarafından tamir ettirildiği
belirtilmektedir (1). Bu görkemli yapı, döneminin bölgede bulunan 3 köprüsünden
ayakta kalmış ve halen işlevini sürdüren tek köprüsüdür (Tekgöz
Köprüsü (2),yeni yolun yapılması ile atıl duruma düşmüştür.
Çokgöz Köprüsü ise yine Kızılırmak üzerine kurulmuştur ancak
günümüzde Yamula Barajı'nın suları altındadır).
Bölgenin tek geçiş noktası olması nedeniyle hala ağır vasıtalarca
kullanılmaktadır. Köprü, gerek araç trafiği, gerekse köprüye yakın kum
ocaklarından kum alınması ve ırmak seviyesinin 3,00 m. kadar düşmesi sonucunda
yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bunun yanı sıra
çevre yerleşim bölgelerine su vermek amacı köprünün içinden su boruları
geçirilerek tahribata neden olunmuştur.
Ülkemizin sahip olduğu önemli kültür varlıkları arasında yer alan Şahruh
Köprüsü’nün çağdaş koruma yöntemleri ile korunarak geleceğe
aktarılmasının, yasal bir zorunluluk olduğu da unutulmamalıdır.
01 Nisan 2010






