Hierapolis Kastabala'da Çimento Fabrikasına Hayır / İmza Kampanyası
Hierapolis Kastabala antik kenti, Osmaniye il merkezinin 12 km kuzeyinde, Ceyhan nehrinin kuzeyden batıya
doğru çizdiği geniş kavis içinde konumludur. Bir kale ile taçlı kayanın
eteğinde kurulu olan antik kent, batıda Tavşantepe, kuzeyde Çamlıbel mahallesi, doğuda
Kazmaca köyü güneyde ise Kesmeburun köyünü kapsayan bir yayılım alanına
sahiptir. Kilikya Bölgesinde Amanosların batısında stratejik coğrafi konuma sahip Hierapolis
Kastabala antik kentinde üstünü yorgan gibi örten toprak yüzeyinde görülebilen
sayısız yapı bulunmaktadır: iki adet sütunlu cadde, hamam, tiyatro ve stadyum, iki adet kilise,
su kemeri ve çeşitli kalıntılar...
No To Cement Factory In The Ancient City Of Hierapolis Kastabala
Ancient city of Hierapolis Kastabala is situated 12 km North of Osmaniye City Center where the River Ceyhan
meanders widely from North to West. The ancient city founded at the skirts of a rock crowned by a castle has a chora
expanding to Tavşantepe at west, at North to Çamlıbel, Kazmaca village at east and Kesmeburun village.
Strategically located in Cilicia before the Amanus Gates Hierapolis Kastabala is buried with soil, not yet excavated,
preserves some of its monuments rising above earth, such as colonnaded streets, baths, churches, theatre, stadium,
aqueduct and various structures...
HIERAPOLIS KASTABALA PLATFORMU
Devamı için...
Yenikapı Kazıları ve Neolitik Dönem Bataklık Tartışmaları
Marmaray ve Metro Projeleri kapsamında İstanbul Yenikapı semtinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri
başkanlığında yürütülen çalışmalar, geride kalan dört yıl
içinde eşine az rastlanır keşiflere sahne oldu. Langa Bostanları olarak bilinen bu alanda;
rıhtımı, mendireği, gemi kalıntıları ve çok sayıda günlük
kullanım eşyasıyla Bizans İmparatorluğu’nun en büyük limanlarından Theodosius
Limanı, Konstantinapolis’in ilk surları gibi buluntular kültür tarihimize önemli
katkılar sağladı. Aynı zamanda, Tarihi Yarımada’da bugüne kadar
tespit edilmiş Neolitik döneme (İÖ 5 bin 800 ile 6 bin 300) ait ilk yerleşim yeri yine bu
bölgede ortaya çıkarıldı. Deniz seviyesinin yaklaşık 6 metre altında, mimari
kalıntıların yanısıra, çanak çömlek, kemik, ahşap, çakmaktaşı aletler ve gömü hediyeleriyle birlikte bulunan mezarların açığa
çıkarıldığı bu yerleşim hem İstanbul’un hem de tarihöncesi Avrupa
kültürlerinin kökenini, gelişimini göstermesi açısından son derece önemli
bir buluntu yeri haline geldi.
Bütün bu keşiflerin yanı sıra Yenikapı kazıları ülkemizin
alışık olmadığı “kent arkeolojisi” kavramını
içselleştirmemizi, liman ve ıslak zemin kazıları konusunda da deneyim kazanmamızı sağladı.
Bu yenilikler beraberinde kent içinde arkeolojik kalıntıların korunması, sergilenmesi ve
kazı yöntemleri ile ilgili de birçok konuyu gündeme taşıdı ve taşımaya
aday.
Son günlerde tartışmalar, Neolitik (İlk Çiftçi Topluluklar) dönem
yerleşmesinin yanında bulunan balçık dolgunun kazı yöntemi üzerinde
yoğunlaşmıştır. Oksijensiz bir ortama sahip olması nedeni ile bataklıklar organik
maddelerin (ahşap, deri, bitki kalıntısı vs.) en iyi korunduğu alanlardır. Bu dolgunun
“kepçe” ile kaldırılarak başka bir alana taşınacağına yönelik söylemler basın-yayın organlarında yer almıştır. Bununla birlikte konunun giderek bilimsel çerçevenin dışına çıkması, çözüm üretmekten çok tartışmayı şiddetli bir çözümsüzlüğe götüreceği kaygısını da yaşatmıştır. Bu açıdan Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, konuyla ilgili olarak yaklaşımını dile getirme
ihtiyacı duymuştur.
Yukarıda belirtildiği gibi sorunun özünde balçık dolgudaki kazıların
hangi
yöntemle yapılacağı ve devam edeceği yatmaktadır. Tartışmanın
kaynağında ise Marmaray ve Metro raylı sistem projelerinin devam edebilmesi için arkeolojik
çalışmalarına hız verilmesi ve çalışmaların bir an önce bitirilmesi
yer almaktadır.
En basit anlatımıyla; hafriyat amaçlı kullanılan kepçe türü
makinelerin
tasarımı ve uygulama şekli itibarı ile içerisinde özellikle ahşap gibi organik
malzemenin bulunduğu alanlarda tahribata neden olacağı açıktır ve söz konusu dolguda
arkeolojik kazı amaçlı kullanılması sakıncalıdır. Bununla birlikte makine
gücünden yararlanmak; dolgunun en az zarar göreceği şekilde taşınmasını
sağlayacak yeni bir tasarım gerektirmektedir. Bu durumda mümkün olduğunca
büyük ölçülerde dolgunun ‘kesilerek, kalıplar
halinde’ taşınması, bunun için gerekli donanımın-düzeneğin kurulması ile tahribatın en az seviyeye indirileceği varsayılabilir. Ancak uygulanacak yöntemin projesi, kullanılacak iş makinesinin niteliği, kalıp almak için kullanılacak malzeme vb. gibi detaylar kamuya aktarılmadığından, bu yöntemin geleneksel yöntemlere göre daha az tahribata yol açıp açmayacağı önceden söylenemez. Böylesi belirsiz bir durumda, balçık alandaki çalışmalara geleneksel kazı yöntemleriyle neden devam edilmediği anlaşılamamaktadır. Ayrıca dolgunun ideal bir projelendirme ile başka bir alana taşınmasının mı, yoksa geleneksel yöntemler kullanılarak kazılmasının mı zaman ve maliyet olarak daha faydalı olacağı ise bir başka tartışmanın konusudur.
Özet olarak; süre kaygısı da göz önüne alındığında,
sağlıklı bilimsel bir çalışmanın yürütülmesi için gerekli ekip
ve ekipmanın bir an önce sağlanması ve durma noktasına gelen, evrensel kültür tarihi
için son derece önemli bu çalışmalara bir an önce devam edilmesi gerekmektedir.
Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir husus; balçık dolgudaki mikro düzeyde organik
ya da inorganik malzemenin suda yüzdürülerek elden geçirilmesi, konservasyon
çalışmalarının kazıyla birlikte titizlikle yürütülmesinin
zorunluluğudur. Ayrıca kazıların, alanın büyüklüğü ve
mühendislik çalışmalarının boyutları düşünülerek
yapılması gerekir. Tünel aynası çalışmalarının başlatılabilmesi
için en kısa zamanda kazılarak teslim edilmesi düşünülen alanın mühendislik
firmaları için yeterli olup olmayacağı, mühendislik çalışmaları
için daha geniş alanların talep edilebileceği de hesaplanması gereken diğer önemli
noktalardır.
Bütün bunlarla birlikte, seçilmiş alanların korunması, yerinde sergileme gibi
düzenlemelerin projelendirilmesi alanda devam eden çalışmaları da doğrudan etkilemektedir.
Yakın bir gelecekte gündeme gelecek bu çalışmaların da bir an önce planlanması
gerekmektedir.
Kazı yöntemi konusundaki belirsizliğin İstanbul 4 Numaralı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun, Kurul kararı alınmadan arkeolojik alanda iş
makinası v.s. ile faaliyette bulunulamayacağı yönündeki kararına kaynaklık ettiği
anlaşılmaktadır. Aynı kararda, kültür tarihine son derece önemli katkılar sağlayan bu çalışmaları yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin
uygulamalarının Koruma Kurulu tarafından sürekli denetlenir bir konuma getirilmesi, bir arkeolojik
kazının denetlenme mekanizmasında belirsizliğe yol açacağını
düşündürmektedir.
Bütün bunların yanı sıra Yenikapı’da özveriyle çalışan
arkeologların da birkaç ay daha maaş alabilmek için işi uzatmaya
çalıştıkları gibi söylemler doğruyu yansıtmadığı gibi rencide
edicidir.
İstanbul tarihinin anlaşılması, İstanbullulara kendi geçmişlerini anlama
fırsatı vermesi kadar ülke arkeolojisine de büyük katkılar sağlayan Yenikapı
kazıları, aynı zamanda devlet kurumları, müze ve üniversitelerin
işbirliği ile İstanbul gibi büyük bir metropolde yürütülen en büyük
arkeoloji projesidir. Bütün bunları göz önünde bulundurmakla birlikte Yenikapı
kazıları gibi İstanbul’da yürütülmekte olan diğer arkeolojik
çalışmaların çağdaş ve çözüm üretici yaklaşımlarla
takipçisi olduğumuzu bilgilerinize sunarız.
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
16 Ekim 2008
"Yenikapı Kazısı" Prof. Dr. Sevil Gülçur
Konu: Marmaray Yenikapı Arkeolojik Kazısı Neolitik buluntular
İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulu Müdürlüğüne
Marmaray Yenikapı arkeolojik kazısında elde edilen son bulgular, hem istanbul’un hem de tarihöncesi Avrupa Kültürleri’nin gelişimi açısından son derece önemli verilere götürmüştür. Yenikapı’da gerçekleştirilen son dönem kazılarında, günümüzden yaklaşık 8000 yıl öncesine ait Neolitik Çağ’a tarihlenen bir yerleşme tespit edilmiştir.
Bu bulgular, İstanbul’un esas nüvesini oluşturan tarihi yarımadadaki yerleşimin şimdiye değin varsayılanın aksine, çok daha eskilere gittiğini göstermiş ve arkeoloji dünyasında büyük heyacanla karşılanmıştır.
Orta Paleolitik Çağ buluntularıyla Yarımburgaz Mağarası’ndan da bilindiği üzere, İstanbul ve çevresi, hem alet yapan insanın hem de diğer Anadolu kökenli tarihöncesi kültürlerinin Avrupa’ya geçiş yolu üzerindedir. Bu özelliğiyle tarihi yarımada, insanlığın tanıdığı en eski, en görkemli ve höyükleşmenin süregeldiği yerleşim alanıdır.
Yenikapı’da begelenen Neolitik yerleşme mimari kalıntıları, çanak çömlekleri, işlenmiş kemik ve çakmaktaşı aletlerinin yanısıra hediyeleri ile gömülmüş dört bireye ait iskelet mezarlarıyla, bu güne kadar tarihi yarımadada tespit edilmiş türünün en geniş buluntu alanıdır.
Neolitik yerleşmenin kurulduğu alanda, bir bataklık tespit etmiştir. Orta Avrupa’da Avusturya, Almanya ve İsviçre’nin Neolitikleşmesi, Trakya ve Balkanlar’dan çok daha sonra, bataklık ya da göl kıyısı yerleşmeleriyle başlamaktadır (bkz.: H. Schlichterle, “Siedlungen und Funde jungsteinzeitlicher Kulturgruppen zwischen Bodensee und Federsee”, Die ersten Bauern 2, 1990, 135-156 içinde). Bataklık ve göl kıyısı yerleşmelerinde, organik kökenli malzemeler çok iyi korunabilmekte ve bu buluntu alanlarından, son derecede zengin ve değişik türden malzeme elde edilmektedir. Bunun en güncel örneği, Marmaray kazılarında ortaya çıkarılan ahşap tekne kalıntıları ve diğer buluntulardır. Yenikapı neolitik alanı, bu açıdan da son derece önem taşımaktadır. Türkiyede ise bugüne değin Neolitik yerleşmelerin kurulduğu ıslak zemin kazıları yapılmamıştır.
Üsküdar ve Yenikapı kazılarının diğer önemli özellikleri de iklimsel salınımlar, denizsel hareketler, denizsel ve karasal fauna ve flora v.b. konularda, İstanbul ve çevresinin doğal yapısı ve değişimleri konusunda çok değerli veriler sağlamasıdır. Neolitik yerleşme, bu bağlamda da büyük önem taşımaktadır. Değişik konulardan uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek bilimsel kazılar, hiç kuşkusuz İstanbul’un ilk yerleşiminden günümüze, doğal çevrenin geçirdiği değişimleri de aydınlatcaktır.
İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunuzun yukarıda tanımı yapılan tüm alanda elle kazı yapılmasına karar vemesine rağmen, aldığımız duyumlar, bu kazının gerekli özen gösterilmeden sonuçlandırılmak istendiği yönündedir.
Özellikle son dönemde, bataklık alan içinde ele geçen ahşap alet ve gerecin yanısıra iki adet kano küreği, alanın önemine işaret etmektedir. Gene son duyumlarımıza göre, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, Ulaştırma Bakanlığının istemi doğrultusunda, inşaat faaliyetlerinin yapılmabilmesi için, alanı mütaait firmaya devretmeye hazırlanmaktadır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün devir kararında israr etmesi halinde, birinci dereceden arkeolojik ve doğal sit konumundaki bir ören yerinin daha, korumayla yükümlü en üst mercinin onayıyla yokedelmesi gibi, ulusal ve uluslararası koruma ilkeleri ve anlaşmalarına da aykırı bir durum ortaya çıkacaktır.
Yukarıda önemi vurgulanan Neolitik yerleşme ve bataklık alanın yakın çevresiyle
birlikte, bilimsel yöntemlerle, ana toprağa ulaşılığıncaya kadar
kazılarının devam ettirilmesi, sadece Türkiye için değil, evrensel kültür
tarihi açısındanda büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda konunun ivedilikle ele alınarak, önemli bir buluntu alanı daha devlet eliyle yok
edilmeden gereğinin yapılmasını arz ederim (22. 09. 2008).
Saygılarımla
Prof. Dr. Sevil Gülçur
Dağıtım
Gereği: İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü
Bilgi: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
Yenikapı Metro Kazısında Kaygı Verici Gelişmeler
Elde edilen arkeolojik bulgular ile tüm dünyanın ilgisini çeken, dünya medyasının
övgüyle söz ettiği Yenikapı Metro, Marmaray kazılarında yaşanan son olumsuz
gelişmeler, Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi’nin, meslektaşlarının
mağdur edilmemesi ve kültürel mirasın korunabilmesi için konuya müdahil olmasını,
sorunları kamuoyuyla paylaşmasını gerektirmiştir.
Marmaray ve Metro inşaat faaliyetlerine yönelik olarak Yenikapı’da yapılan arkeolojik
kazılarda önemli bir Bizans Limanı, İstanbul’un Bizans Dönemi’nde yapılan en
eski suru, 32 adet batık ve binlerce buluntu ortaya çıkarılmış ve ilk kez Tarihi
Yarımada’da Neolitik döneme ait bulgular elde edilmiştir. Yaklaşık 8000 yıl
öncesine ait Neolitik yerleşmenin mimari kalıntıları, ölü hediyeleriyle
gömülmüş iskeletler, çanak çömlekler, çakmaktaşı aletler,
kemik aletler ve bugüne kadar neredeyse başka hiçbir Neolitik yerleşmede bulunamamış
ahşap aletler alanda çalışan arkeologlar tarafından ortaya
çıkarılmıştır. Elde edilen veriler, 2010 Avrupa Kültür Başkenti
İstanbul’un tarihiyle birlikte, dünya kültür tarihine ışık tutmaktadır.
ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
Devamı için...
Yenikapı (Metro- Marmaray) Arkeolojik Kazı Ekibi Basın Açıklaması
Basına ve Kamuoyuna
Yenikapı’da Arkeolojik sit alanı
üzerine inşaat yapılmasını öngören Marmaray ve Metro projeleri nedeniyle İstanbul
Arkeoloji Müzelerinin başkanlığında sürdürülen kurtarma kazıları
yaklaşık dört yıldır sürdürülmektedir. Kazılar, İstanbul Arkeoloji
Müzeleri’ne bağlı arkeologların yanı sıra elliden fazla serbest arkeolog,
restoratör, fotoğrafçı, sanat tarihçi ve yüzlerce işçinin
katılımıyla gerçekleştirilmektedir.
Söz konusu bölgelerde yürütülen kurtarma kazıları sayesinde İstanbul’un 8000 yıllık tarihi
gün ışığına çıkarılmış, şu ana dek bulunan 32 batık ile
birlikte 20.000 eser de Dünya kültür mirasına armağan edilmiştir.
Ancak, İstanbul gibi kültür tarihinde
çok önemli bir yere sahip ve 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti projesine ev
sahipliği yapacak bir şehrin tarihine ışık tutan kurtarma kazılarında ne yazık ki
her şey göründüğü ya da söylendiği gibi tozpembe değildir!
Devamı için...
İstanbul 8 Bin Yıllık Belleğine Kavuşuyor
![]() |
|---|
İstanbul Metrosu ve Marmaray Projesi kapsamında inşa edilen, tüp tünelin buluşacağı yeraltı istasyonuna yer açabilmek için 2004 yılında başlatılan Yenikapı Arkeolojik Kazıları’nda 8 bin yıl öncesine ait 4 insanın iskeletine ulaşıldı.
Projenin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), kazıyı sürdüren İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bilimsel çalışmayı Ağustos 2008’e kadar bitirmesini ve alanı kendilerine teslim etmelerini bekliyor ancak son arkeolojik buluntular kazının devam edeceği işaretini veriyor. Çünkü bulunan mezarlar, tarihöncesi dönemlerde bu alanda bir höyük olduğuna dikkat çekiyor.
TÜBA Asli Üyesi, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı ve kazılara danışmanlık yapan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan'a, bulunan mezarların arkeolojik önemi, zaman baskısının kurtarma kazılarındaki etkisi, bundan sonra neler yapılması gerektiği konusunda sorular yönelttik:
Yenikapı’da sürdürülen arkeolojik kazılarda bulunan mezarların önemi hakkında bilgi verir misiniz?
Her şeyden önce Yenikapı’da bulunan mezarlar, İstanbullular için kent belleğinin oluşmasında çok önemli bir etki yapmıştır. İstanbullular kentlerinin geçmişiyle ilgili olarak Osmanlı, Bizans ve Roma dönemlerinin anıtsal yapı kalıntıları ve diğer görkemli kalıntılarıyla kendilerini bütünleştirmiş, İstanbul’u 2.700 yıllık bir geçmişle algılamaya alışmışlardır.
Kentin tarihini 8200 yıl öncesine taşıyan bu mezarların kent belleğinde sarsıcı bir etki yapmış olduğu, gerek İstanbullular’ın, gerekse basının bunlara gösterdiği olağanüstü ilgiden anlaşılmaktadır. Burada asıl tuhaf olan İstanbullular’ın yaşadıkları kentin geçmişini çok sığ bir zaman dilimiyle sınırlandırmaya alışmış olmalarıdır. Oysaki İstanbul ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar, sayıları çok sınırlı da olsa kentin çok uzun bir geçmişi olduğunu, bundan binlerce yıl önce ortaya koymuştur.
Örneğin; Yarımburgaz Mağarası’nda 800.000 yıllarına kadar inen insan yaşamının izleri, Kadıköy Fikirtepe’de, Pendik’te ‘Fikirtepe Kültürü’ne ait 7.000 yıllık buluntular, uzun yıllardan bu yana biliniyor. Ancak bunlar birçok kere yayımlandıkları, HABİTAT II gibi sergilerle kente tanıtıldıkları halde, nedense kent belleğiyle bir türlü bütünleşemiyordu. Bu açıdan Yenikapı bulguları ilk kez İstanbullular’a kentlerinin tarihöncesi döneme inen geçmişini algılamalarını sağlamış olması kanımızca önemli bir gelişmedir.
Bu iskeletlerle birlikte oldukça geniş bir alana yayılmış bir yerleşim yerinin izleri de ortaya çıkmıştır. Her ne kadar henüz radyometrik yöntemlerle kesin tarihleme yapılmamışsa da, bu yerleşim yerinde ortaya çıkan buluntular Fikirtepe ve Pendik’ten bilinen ‘Fikirtepe Kültürü’ olarak tanımlanan dönemi yansıtmaktadır. Bu kültürü veren yerleşme yerlerinde yapılmış olan radyoaktif tarihleme, Fikirtepe kültürünün MÖ 6.400-5.800 tarihleri arasında, günümüzden 8.000 yıl kadar önce bu bölgede var olduğunu göstermiştir. Söz konusu iskeletler henüz tam olarak incelenmemişlerdir; ancak bunların bulunduğu konum ve yanlarında bulunan çanak çömlek, Fikirtepe Kültürü’nün son dönemlerine ait olduklarını göstermektedir.
![]() |
|---|
Bulunan mezarlar ve iskeletler nasıl korunacak ve nerede sergilenecek?
Mezar ve iskeletler yetkin bir uzman tarafından alçı kalıp içine alınmış ve böylelikle korunmaları sağlanmıştır. Bundan sonra yapılması gerekli olan ilk işlem, uygun koşullar altında alçı kalıbın açılması ve açıldıktan sonra kalıcı bir belgeleme için buluntuları ile birlikte silikon kalıbın alınması gerekir. Bu kalıp alındıktan sonra gerek iskeletler, gerekse bunlarla birlikte ortaya çıkan buluntular, uzmanlar tarafından mutlaka incelenmelidir; örneğin iskeletler fiziki antropoloji açısından fizyolojik özellikleri, doku analizleri gibi çok farklı şekillerde, farklı uzmanlar tarafından incelenmeli ve kemiklerden alınacak örneklerden mutlaka radyoaktif yaş belirlemesi yapılmalıdır.
Uzun süren bu analizler sürecinde mezar ve buluntularının silikon kopyaları sergilemede kullanılabilir. Bilimsel değerlendirmeler sona erdikten sonra, iskeletlerin nerede ve nasıl sergilenecekleri ayrı bir konudur; burada tek başına iskeletleri değil, Yenikapı’da ortaya çıkan tüm buluntu ve bulgularla birlikte bütüncül ve çağdaş bir serginin projelendirilmesi gerekir. Söz konusu sergi alışageldiğimiz klasik, eserlerin vitrinlere konduğu müze sergilemesinden farklı bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Yenikapı yalnızca kentin arkeolojisiyle ilgili sonuçlar ortaya çıkarmamıştır; burada Marmara Denizi’nin geçirdiği değişikliklerden bölgedeki iklim salınımlarına, farklı ortamlarla birlikte bölgede var olan insan yaşamının uygum sürecine kadar çok değişik alanları yansıtan sonuçlar elde edilmiştir. Bunların kente kazandırılması ancak, farklı dipislinleri biraraya getiren uzun soluklu bir projeyle gerçekleştirilebilir; bildiğimiz kadarıyla da henüz bu konuda atılmış somut bir adım yoktur.
Kazı buluntularının arkeolojik açıdan öneminden bahseder misiniz?
Kazıyla inilen en eski seviye Fikirtepe Kültürü’nü vermiştir. Bu kültür,
ders kitaplarında “Cilalı Taş Devri” olarak, bilim dünyasında
Neolitik Çağ ya da İlk Tarımcı Köy Toplulukları olarak adlandırılan
dönemi temsil etmektedir. Bilindiği gibi söz konusu dönem uygarlık tarihinde
“devrim” olarak adlandırılacak kadar önemli değişikliklerin
yaşandığı, günümüz uygarlığının temellerinin
atıldığı bir süreci temsil etmektedir. Tarım, hayvancılık,
yerleşik köy yaşantısı, ilk olarak Anadolu ve Yakındoğu’nun belirli
bazı bölgelerinde günümüzden 12.000 yıl kadar önce başlamış, uzun bir
süre o bölgelerde geliştikten sonra farklı coğrafyalara doğru hızla yayı
lmıştır. Fikirtepe Kültürü, bu ilk tarımcı kültürün
Anadolu’dan Avrupa’ya aktarım sürecini temsil etmektedir. Bu bağlamda Yenikapı,
daha önceleri İstanbul’un Anadolu tarafındaki kazı yerleriyle tanıdığ
ımız bu kültürü Avrupa yakasında en iyi şekilde yansıtan buluntu yeri olarak
büyük bir öneme sahiptir.
![]() |
|---|
Metro ve Marmaray çalışmalarının, mevcut arkeolojik değerlere zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
Toprağa yapılan her müdahale aynı zamanda geçmişin izlerine bir müdahaledir. Çağdaş anlayış her türlü bayındırlık işleminden önce toprağa müdahale edilecek yerin arkeologlar tarafından incelenmesini ve ortaya çıkacak sonuca göre bayırdırlık hizmetinin projelendirilmesini gerektirir. Maalesef bu Yenikapı’da yapılmamıştır; Metro ve Marmaray çalışmaları başladıktan sonra, dolgu toprağı kazılınca önce İstanbul’un en eski suru, ardından diğer önemli yapılar, bilindiği gibi Bizans dönemine ait 32 gemi ve en sonunda da tarihöncesi dönemlere kadar inen çok farklı kültür dönemlerine ait kalıntılar ortaya çıkmıştır. Oysaki bunların birçoğunun, örneğin surların, çeşitli yapıların orada olduğu zaten bilinmekteydi; ayrıca eski bir limana ait bir dolgu kazıldığında buradan batık gemilerin kalıntılarının çıkması da süpriz değildir. Gene de tüm bu olumsuz sürece karşın, Metro ve Marmaray sürecinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri çok önemli bir eylemi gerçekleştirebilmiş ve üzerindeki bütün baskılara karşın olabildiğince fazla buluntu ve bilginin belgelenerek kazanılmasını sağlamıştır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde kuşkusuz önemli bir tahribat vardır, ancak buna karşılık çok geniş bir alanın kurtarma kazısıyla belgelenmiş olmasının getirdiği çok büyük bir kazanımın olduğunu da yadsıyamayız.
Kurtarma kazıları sizce nasıl yürütülmeli?
Bir kentin geçmişini öğrenmek kurtarma kazılarına bağlanmamalı. Kurtarma kazıları ne kadar özenle yapılırsa yapılsın zaman baskısı altında sürdürülen çalışmalardır. Kentin geçmişinin öğrenilmesi, ortaya çıkan sonuçların kenti rahatsız etmeyecek şekilde orada yaşayanların sosyal ve ekonomik zenginliğine katkıda bulunabilmesi, bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilecek planlı çalışmalara bağlıdır; bu da ülkemizde maalesef henüz alışık olmadığımız “kent arkeolojisi” alanının yerleşmesiyle sağlanabilir. Bilimsel anlayış İstanbul’un, Marmara Bölgesi’nin geçmişini ortaya çıkarmak için belirlenecek uygun yerlerde sistemli, planlı, uzun erimli ve yalnızca bu amaca yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesidir.
Yanıtlarınız için çok teşekkür ederiz.
Not: Atlas Dergisi yöneticilerine, derginin Ağustos 2008 sayısında yayımlanan "İlk İstanbullular: Sekiz Bin Yaşında" başlıklı haberde yer alan, Bekir Köşker ve Gökhan Tan tarafından çekilen fotoğrafları kullanmamıza izin verdikleri için teşekkür ederiz.
TÜBA
19.08.2008
İlk İstanbullular: Sekiz Bin Yaşında
Yenikapı kazılarının son safhasında 8 bin yıl öncesine ait, İstanbul’un ilk mezarlarına ulaşıldı. Marmaray’ın yürütücüsü DLH ise kazının bitirilmesini talep ediyor. Oysa bu safhada ulaşılan tarihöncesi katman, dört yıllık arkeolojik kazının en önemli aşaması.
|
|---|
Kasım 2004’te başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden Yenikapı
Arkeolojik Kazıları kritik bir dönemece girdi.
Kurtarma kazısı niteliğindeki bu çalışma, İstanbul Metrosu ve Marmaray Projesi
kapsamında inşa edilen tüp tünelin buluşacağı, Türkiye’nin en
büyük yeraltı istasyonuna yer açabilmek için başlamıştı.
Projenin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları
İnşaatı Genel Müdürlüğü
(DLH), kazıyı yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bilimsel
çalışmayı Temmuz 2008 sonunda bitirerek alanı inşaat için kendilerine teslim
edeceğini duyurmuştu.
fot: Bekir Köşker/İst. Arkeoloji Müzeleri
Oysa arkeologların son günlerde ulaştığı buluntular,
bitirilmesi bir yana, kazının belki de en önemli safhasına gelindiğini gösteriyor.
Çünkü kazının devam ettiği deniz seviyesinden yaklaşık 6, 3 metre
aşağıda bulunan katman, İstanbul’un tarihöncesi dönemine ait bulgular
içeriyor.
Geçtiğimiz ay içerisinde ulaşılan ve İÖ 6 bin ile 6 bin 300 yıl
öncesine tarihlenen mezarlar, bu buluntuların en göze çarpanı. Mezarlar, Bizans
döneminde suyla dolan ve liman olarak kullanılan bu alanda, tarihöncesi dönemlerde bir
höyük olduğunu gösteriyor.
İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet
Özdoğan’a göre bu mezarlar neolitik dönemde (İÖ 5 bin 500 ile 6 bin 300)
bölgede bulunan evlerin altına yapılmış (taban altı) gömüler olabilir.
İkinci ihtimal ise mezarların neolitik yerleşimin kıyısında oluşturulan bir
“ölüler kenti”nin habercisi olması.
Mezarların, tarihöncesi yerleşimin altında mı yoksa yanında mı yer
aldığı, yakın zamanda aydınlanabilir. Ancak Roma İmparatoru Theodusius tarafından
kurulan ve 4 ile 11. yüzyıl arasında kullanıldığı bilinen kent limanının
altından bir tarihöncesi yerleşimin çıkması, kazının şu ana kadar en
heyecan veren yönü.
Mehmet Özdoğan, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi’nin tarihi hakkında bugüne
kadar ulaşılamayan bilgileri sağlayabilecek bu katmanın çalışılması
için İstanbul Arkeoloji Müdürlüğü’ne bir program sunduklarını
belirtiyor. Özdoğan’a göre, Yenikapı’da dört yıldır
çalışmanın anlamlandırılabilmesi, nereye oturduğunun bilinebilmesi için bu
katmanın çalışılması gerekiyor. Bu, bugüne kadar yapılan kazıların
kullanılır bir bilgiye dönüşmesi için şart.
Tarihöncesi başka yerleşim var mı?
Özdoğan’ın ortaya koyduğu en önemli soru ise, mezarların bulunduğu seviyenin
altında daha eski insan yerleşimlerine ait bir başka tabakanın olup olmadığı. Bu soru,
arkeologlar kadar proje danışmanı jeologları da ilgilendiriyor. Çünkü
tarihöncesi yerleşimin keşfedildiği alanın tümünde henüz kayalık zemine
ulaşılamadı.
İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Namık
Yalçın, İÖ 6 bin 300’den daha eskiye giden bir yerleşim olup
olmadığının anlaşılması için, kazı alanın altındaki kil
tabakasının tabanına inilmesi gerektiğini söylüyor. Yalçın
Yenikapı’daki kazının, “siyah kil” diye adlandırdığı
bu tabakanın tabanına ulaşmadan sonlandırılmasını doğru bulmuyor. İlk
izlenimde doğal yollarla oluşmuş bir bataklık gibi görünen siyah kil tabakası,
üzerinde insan yerleşimine izin vermeyecek yapıda.
Geçtiğimiz hafta Namık Yalçın’ın bahsettiği siyah kil tabakasında
sondaj yapan arkeologlar, neolitik döneme ait çok sayıda çanak çömlek
parçasına ulaştı. Bu parçaların bir şekilde bataklığa düşen
ve dibe çöken buluntular olup olmadığı kazının bu aşamasında
cevaplanamıyor. İster çevredeki bir başka yerleşimin artıkları olsun, ister kil
tabakasının daha altındaki bir yerleşimin işaretleri olsun, bu buluntular,
Yenikapı’daki tarihöncesi yerleşimin devam ettiği düşüncesini
güçlendiriyor.
Namık Yalçın “Elimizde sağlam veriler olana dek temkinli gitmemiz lazım”
diyor. Ancak Yenikapı’daki siyah kil tabakasının altından yeni bir yerleşimin izlerinin
ortaya çıkması, İstanbul ve dünya tarihini etkileyecek bir gelişme. Bu durumda Mehmet
Özdoğan’ın söylediği gibi, yepyeni bir strateji ve planla yeni bir
kazının başlaması gerekiyor.
Arkeolojik kazılar, 2009’da sonlandırılması öngörülen Marmaray
Projesi’ni hali hazırda yaklaşık iki yıl geciktirmiş durumda. Dev projenin,
İstanbul’un geçmişine ışık tutmayı uman arkeologlara ne kadar
sabredeceği merak konusu.
Gökhan Tan
ATLAS, Ağustos 2008
Arkeologlar Derneği Genel Merkezi Binasının Kültür Bakanlığı'nın Talimatıyla Yıkımı
BASIN AÇIKLAMASI
Atatürk Kültür Merkezi 2 no'lu alanda yeralan Arkeologlar Derneği Genel Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın talimatıyla, Derneğimize herhangi bir resmi bildirim yapılmadan, polis nezaretinde Ankara Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından 01.07.2008 tarihinde yıkılmıştır.
Onbeş yıldır Derneğimiz Genel Merkezi olarak kullanılan bina, kapısı kırılarak içindeki tüm eşyalar, kitaplar, dergiler ve resmi evrağın bulunduğu klasörler ve defterler gelişigüzel bahçeye atılarak, bina iş makinaları ile yıkılmıştır. Yönetim Kurulumuz üyelerine istenildiği her an ulaşılması olanak dahilinde iken, ne yazık ki, hiç kimseye haber verilmemiş ve bütün bu olaylardan sonra,Yönetim Kurulumuz sözlü olarak haberdar edilmiştir.
İyi niyetli olarak gerçekleştirilmediği çok belli olan bu yıkımın sadece, Ülkemizin doğal ve kültürel mirasının korunmasına hizmet eden Arkeologlar Derneği'ne yönelik olmadığı, tüm Sivil Toplum Örgütlerine karşı yürütülen sistemli bir sindirme ve baskı politikasının ürünü olduğu kanısıyla, Yönetim Kurulu olarak bu üzücü durumu üyelerimize ve kamuoyuna duyururuz.
Yönetim Kurulu Adına
Kubilay ÖZKUL
Başkan Yardımcısı
TAPINAKTAKİ KAZAN: BURMALI SÜTUN
Bugün Sultanahmet meydanında etrafı metal parmaklıklarla çevrili alanda duran İstanbul’un en eski Klasik Dönem eseri Burmalı Sütun açık hava koşullarında her geçen gün biraz daha tahrip oluyor. Burmalı sütun, Delfi’deki 2 bin 500 yıllık Apollon tapınağına sunulan üç ayaklı altın kazanın parçası olan İstanbul’daki nadide eserlerden biri.
Gülbahar BARAN ÇELİK
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
Yönetim Kurulu Üyesi / Genel Sekreter
|
|---|
İstanbul’un “tarihi yarımada”sında, Sultanahmet Meydanı’nda (Hipodrom-At Meydanı) bulunan Burmalı Sütun, İstanbul’un Klasik Dönemi’nden günümüze kadar gelen en eski anıtıdır.
Burmalı Sütun, Yunan kent devletlerinin, kendi ülkelerinde Persler’e karşı yaptıkları son büyük meydan savaşı olan Plataiai Savaşı’nda (MÖ 479), kazandıkları zafer adına buradan elde ettikleri ganimetlerle yaptıkları ve Delfi’deki Apollon Tapınağı’na MÖ 478-477 yılında sundukları üç ayaklı altın kazanın bir parçasıdır. Alt ve üst kısmı kırık sütunun yüksekliği 1970 yılına ait bir yayından* öğrenildiğine göre 535 cm ’dir. Sütunun bugün 29 kıvrımı mevcuttur.
Devamı için...
Hierapolis Kastabala Örenyeri ve Kalesi
27.04.2008
Kastabala Antik Kenti yakınlarında Çimento Fabrikası kurulacağı duyumları sonucunda, Başta Prof. Dr. Halet Çambel-Murat AKMAN ile birlikte sivil toplum kuruluşları Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, Karatepe-Aslantaş Koruma Derneği, Çukurova Doğa Derneği, Mimarlar Odası Adana Şubesi, Şehir Plancıları Odası Çukurova Şubesi, İnşaat Mühendisleri Odası Adana Şubesi, ÇEKÜL Vakfı Adana İl Temsilciliği ve basın doğal ve kültürel mirasın korunması amacıyla girişimde bulunmuş, sit alanı sınırlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekliliğine dikkat çekmiştir.
Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun söz konusu alanda yaptığı incelemelerde, Kastabala Antik Kenti yerleşimine ait arkeolojik izlerin mevcut sit alanı sınırları dışına yayılım gösterdiği anlaşılmış, sit alanı sınırlarının yeniden belirlenmesine karar verildiği öğrenilmiştir.
Hierapolis Kastabala Örenyeri ve Kalesi
Çukurova’nın en görkemli tarihi arkeolojik kültürel değerlerinden olan Osmaniye ilindeki Kutsal Şehir Hierapolis Kastabala Örenyeri ve Kalesi’nin bugün hayati bir tehlikede olduğu öğrenilmiştir.
Hierapolis Kastabala, Geç Hitit dönemine uzanan Tanrıça Perasia ( Kubaba, Kybele)’nın çok eski bir kült yeridir. Helenistik ve Roma çağlarında büyük bir ün kazanmıştır. Orta Çağda Bodrum Kalesi adındaki kaleyle korunmuştur. Şehir surları, kutsal yapıları 300 m. sütunlu caddesi, 5000 kişilik tiyatrosu, stadyumu, kaya mezarları, nekropolü , tapınakları şimdiye kadar hiçbir koruma önlemi alınmamış olduğu halde 2500 yıldır ayaktadır.
ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
Devamı için...
SULUKULE
Bugün yıkım tehlikesi ile karşı karşıya kalan
Sulukule’de yapılacak kentsel dönüşüm projelerinin,
Sulukuleli’nin fikirlerini gözardı eden, beklentilerini dikkate almayan bir
yaklaşımla değerlendirilmesi yerine, tüm paydaşları ile birlikte
biçimlendirilmesi çağdaş insanın bir gereğidir...
2010 Avrupa Kültür Başkenti payesiyle sahip olduğu doğal ve tarihsel mirasın zenginliğini tüm dünya ile paylaşmaya hazırlanan İstanbul’da, kültürel mirasa ilişkin çelişkili uygulmaların sonu gelmiyor. Bunun en yeni uygulamalardan birini Sulukule Projesi oluşturuyor.
Dünya Mirası Listesi’nde yeri bulunan ve yaygın adıyla Sulukule olarak bilinen Hatice Sultan, Neslişah ve Tahta Minare Mahalleleri’nin Fatih Belediye Başkanlığı tarafından alelacele kamulaştırılması, 13 Aralık 2006 tarih ve 26375 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleştirildi. 1995 yılında sit alanı olarak belirlenen Tarihi Yarımada içerisindeki Sulukule, Roma İmparatoru II. Theodosios döneminde yapılan, şehrin sınırlarını belirleyen ve koruyan kara surlarının dibinde yer alıyor. Bu Mahalleler, Bizans’ın erken dönemlerinden itibaren iskân görmüş MS 10. yüzyıldan itibaren ise İmparatorluk Sarayları’nın yer aldığı Blakhernia adıyla bilinen Yeni Saraylar Bölgesi, Hora Manastırı (Kariye Camii) ve çok sayıda açık ve kapalı Bizans sarnıcının yakınında bulunuyor. VI. Yüzyıla tarihlenen Deuteron Sarayı’nın da bu alanda olduğu düşünülüyor.
Ayrıca, Sulukule günümüzdeki sosyal ve fiziksel dokusu ile de İstanbul’un özgün kimliğinin bir parçası durumunda. 1054 yılından bu yana aynı yerde yaşayan Sulukule halkı tarihin en uzun süreli yerleşik Roman nüfusunu oluşturuyor. 1950 ve 1970’lerde yürütülen kentsel dönüşüm projelerinden kısmen etkilenen Sulukule, her ne kadar değişmiş ve bozulmuş olsa da, tarihi Osmanlı ve Türk evlerini de içeriyor.
Bugün yıkım tehlikesi ile karşı karşıya kalan Sulukule’de yapılacak kentsel dönüşüm projelerinin, Sulukuleli’nin fikirlerini gözardı eden, beklentilerini dikkate almayan bir yaklaşımla değerlendirilmesi yerine, tüm paydaşları ile birlikte biçimlendirilmesi çağdaş insanın bir gereğidir. Buradaki sosyal ve fiziksel dokunun kültürümüzü zenginleştiren bir öge olarak algılanması ve her türlü müdahalede arkeolojik dokunun da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Nitekim bu tür müdahalelerde kanunlarımız, Malta sözleşmesi ve 1982 yılında imzalanan UNESCO Konvansiyonu gibi ülkemizin imza attığı uluslararası sözleşmeler de birer güvence oluşturmaktadır. Mevcut kanun ve sözleşmelerin göz ardı edilerek “günlük” politikalara hukuki altyapı kazandırma çabası, geri kazanımı mümkün olmayan kayıpların yanında kültür mirasımızı da bir kaos içine sürüklemektedir.
ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
Marmaray Projesi Yenikapı Arkeolojik Kazısı
100 Ada Mevkii’nde Koruma Önlemlerinin Alınması
![]() 100 Ada genel görünüm |
|---|
Yenikapı kazı alanı içinde bulunan ve 100 Ada olarak isimlendirilen yerde bulunan mimari
kalıntıların daha fazla tahribata açık bırakılmadan gerekli tüm önlemlerin
ivedilikle alınarak çalışmalara başlanılması, en kısa sürede
koruma projelerinin hazırlanarak uygulanması gerekliliği, kültür
varlıklarımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması
açısından büyük önem arz etmektedir.
Derneğimizin çağdaş bir Sivil Toplum Örgütü
duyarlılığında, konuyu tüm ilgili ve taraflarına
duyurmuştur.
Devamı için...
Derneğin Adında Yapılan Değişlikler
1992 Kuruluş Bildirgesi: Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği
2005 Genel Kurul Kararı: Arkeologlar Derneği
2007 Genel Kurul Kararı: Türkiye Arkeologlar Derneği
(Değişiklik için İçişleri Bakanlığı'ndan onay beklenmektedir)
Dernek genel merkezi haziran 2005 tarihli genel kurul toplantısında alınan karar ile "Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği" ismini "Arkeologlar Derneği" olarak değiştirmiştir. Dernek genel merkezi Haziran 2007 tarihli genel kurul toplantısında Arkeologlar Derneği isminin "Türkiye Arkeologlar Derneği" olması konusunda girişimde bulunmaya karar verilmiştir.
İletişim:istanbul@arkeologlardernegist.org
|
Arkeologlar Derneği






