Sulukule’de Yenileme Projesi ve Arkeolojik Kalıntılar


1985 tarihinden bu yana Sultanahmet, Süleymaniye ve Zeyrek bölgeleriyle birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan Sulukule, kentsel ve tarihi sit alanı kapsamındadır. İçinde, somut olmayan kültür mirasının yanı sıra, İstanbul’un Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait çok sayıda somut kültür varlığını da barındırmaktadır. Mahalle genelinde ayrıca daha önce Koruma Kurulu tarafından korumaya alınmış 42 sivil mimari örneği, ayrıca 11 anıt eser (yapı) bulunmaktadır. Bunlar yaklaşık son yüzyıl içinde yapılmış olan ahşap ve kâgir yapılardır.

Sulukule’nin, adını, Lykos deresinin şehre girdiği Lykos vadisinin bir yamacını oluşturan su sisteminin bir parçası olan kuleden aldığı bilinmektedir. İstanbul’un su yollarıyla ilgili hazırlanan yayınlarda,  MS 2. yüzyılda İmparator Hadrianus dönemine ait su şebekesinin izine “Mihrimah Camii’nin 220 m güneyinde” rastlandığı anlatılmaktadır. Ayrıca II. Beyazıt su yolları haritaları ve ekli bilgilerde de dönemin su şebekesinin şehre ana giriş noktasının Sulukule bölgesi olduğu belirtilmektedir.

Sulukule’nin batı sınırını, Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından MS 5. yüzyıl başında yaptırılmış ve İstanbul’un en önemli arkeolojik kalıntılarından kabul edilen Kara Surları oluşturmaktadır...

                                                                                     Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
                                                                                     11 Ocak 2010

Devamı için...



Dragos’ta Yapılacak Arkeolojik Çalışmalar

Kartal Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü tarafından İstanbul V Numaralı Koruma Kurulu, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, Mimarlar Odası ve Şubemize gönderilen yazıda; Kartal İlçesi, 188 pafta,  2222 ada, 207 parsel sayılı yerde 1974–1977 arasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından yapılan kazılarda Erken Bizans Dönemi’ne ait hamam kalıntılarının bulunduğu ancak kazının maddi olanaksızlıklar nedeniyle tamamlanamamış olduğu belirtilmektedir. Yazıda ayrıca söz konusu yerde yapılacak kazı ve araştırma çalışmalarının kamu kurum ve kuruluşları, ilgili meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları arasında bir dayanışma örneği oluşturularak kültürel mirasımıza ışık tutmak istendiği ifade edilmektedir.

Dragos’un Roma Dönemi’nden bu yana yaşamak için tercih edildiği hem antik kaynaklardan, hem de yapılan kısa süreli kazılardan bilinmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü tarafından 1974–1977 yılları arasında Dragos’ta yürütülen hamam kazısında hamamın önemli öğelerinden Külhan, Sıcaklık ve Soğukluk bölümleri ortaya çıkartılmıştır. Kazıyı yapan uzmanların yayınlarında(1) Dragos Hamamı’nın küçük bir hamam olduğu, bir saray veya köşke ait olabileceği, bilinen tek benzerinin Küçükçekmece’deki Rhegion Hamamı olduğu ve 6. yüzyılda yapılıp 14. yüzyıla kadar kullanıldığı belirtilmektedir. Hamamda yürütülen kazılar sırasında devşirme olarak Roma Dönemi malzemelerinin kullanıldığı, kazı alanı çevresinde sütun ve sütun başlıkları bulunduğu, Tekel Fabrikası lojmanlarının yapımı sırasında ise antik döneme ait bir kanal sistemine rastlandığı, ayrıca deniz kenarında da kuzey-güney yönlü bir mendireğin yer aldığından bahsedilmektedir. Aynı yayında Janin’in Constantinople Byzantine adlı yapıtında(2) Dragos tepesinin doğu eteklerinde Bryas harabelerinin bulunduğundan da söz edilmektedir…

Dragos’ta yapılacak arkeolojik kazı ve araştırma çalışmalarına destek sağlayacaklarını ifade eden Kartal Belediyesi, kültürel miras bilinci ve koruma duyarlılığıyla örnek bir tavır sergilemektedir.

Kartal ilçesinin, dolayısıyla İstanbul’un kültür tarihinin anlaşılması ve kültürel mirasına sahip çıkacak kuşakların yaratılması açısından son derece önem arz eden Dragos kalıntılarının tescili ve bölgenin sit sınırlarının tespiti ile ilgili çalışmaları bir sivil toplum örgütü duyarlılığında takip edeceğimizi kamuoyuna duyururuz. 

                                                                                Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
                                                                                27 Kasım 2009

(1) 1978 Pasinli, A. – Soydan, C. “Cevizli Dragos Kazısı” TTK, sayı 62/341, s.31-33, İstanbul
(2) 1950 Janin, R. Constantinople Byzantine, s. 448, Lev.13, Paris




Arkeolojik Kazılara Getirilmek İstenen Eş Başkanlık Sistemi Hakkında Eleştiri

Ülkemizin sahip olduğu kültürel değerler bizleri ne kadar ayrıcalıklı kılsa da bu zenginliğin sorumluluklarımızı da arttırdığı bir gerçektir. Bir diğer gerçek ise ülkemizde yüz yılı aşkın, köklü bir geçmişe sahip “arkeoloji”nin uluslararası bilim dünyasında hakkettiği bilimsel yeterliliği koruma, ileriye taşıma sorumluluğudur. Sadece bu iki olgu dahi ülke arkeolojisine yönelik üretilen politikaların uzun ya da kısa erimli olarak çok iyi incelendikten sonra ele alınması gerektiğini anlatmak için yeterlidir. Bu nedenle, ülkemizde yabancı kazı başkanları tarafından yürütülen arkeolojik kazılara Türk eş başkan katılma zorunluluğu ve çalışma süresi konularında öngörülen açılımlar, Türkiye arkeolojisinin geleceğiyle ilgili kuşkuları da beraberinde getirmiştir. Bu konuda duyduğumuz endişe ve mesleki sorumluluğumuz, görüşlerimizi ilgili çevreler ve kamuoyuyla paylaşmaya yöneltmiştir.

                                                                                Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
                                                                                23 Temmuz 2009

Devamı için...



En eski İstanbullu



Sal şeklinde mazgallı bir ahşabın üzerine yatırılan ilk İstanbullu, bebeğin ana rahmindeki duruş pozisyonunda gömülmüş. Arkeologlar Derneği İstanbul Şube Başkanı Doç. Dr. Necmi Karul, “Dünya tarihinin en önemli, en iyi örneği keşfedildi” dedi...

Devamı için...



Four Seasons’ta iptal kararı

İstanbul 1. Bölge İdare Mahkemesi, Sultanahmet’te tarihi kalıntılar üstüne yapılan Four Seasons Oteli ek binasının inşaat ruhsatını iptal etti. Yargıtay kararı onarsa, kaba inşaatı biten bina yıkılacak...


Devamı için...



Yedikule'de 5.yy Bizans Kartal Kabartması Çalındı


İstanbul 1500 senelik bir eserini daha kaybetti.

önce
sonra

Dr. Feridun Özgümüş'ün verdiği bilgiye göre, 5. yy Bizans sanatının en önemli örneklerinden olan ve binlerce yıl Kara Surları Yedikule Kapısı'nın üzerinde bulunan kabartmanın çalındığı ve yerel seçimler öncesi partilerin afiş asma yarışına girmesini fırsat bilen hırsızların, çaldıkları kartalın yerine bir siyasi partinin afişini yapıştırarak kamufle ettiği öğrenilmiştir.
Yedikule Kapısı'nın son halini fotoğraflamak için gidildiğinde, çevre sakinlerinden kabartmanın birkaç aydan beri yerinde olmadığı bilgisi alınmıştır.

Kabartmanın bir an önce bulunması ümidiyle kamuoyuna duyurulur.



ALLİANOİ ve HASANKEYF KURTULDU

BASINA VE KAMUOYUNA



26 Kasım 2008 günü  Ankara‘da, Danıştay 6. Dairesi‘nde Allianoi ve Hasankeyf‘in sular altında bırakılmasının önünü açan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun Resmi Gazete‘nin 27.10.2006 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 tarihli ve 717 sayılı "Baraj alanlarından etkilenen taşınmaz kültür varlıklarının korunması" ile ilgili ilke kararının 2. ve 3. maddelerinin iptali istemiyle açılan davanın duruşması yapılmış ve dava, karar verilmek üzere heyete devredilmişti.

Bugün de Danıştay 6. Dairesi‘nde Koruma Yüksek Kurulu‘nun aynı ilke kararının iptali ile ilgili 74 duyarlı yurttaşın açmış olduğu davanın duruşması yapıldı.

Kuşkusuz tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Danıştay 6. Dairesi, Arkeologlar Derneği, Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, TMMOB Mimarlar Odası, İzmir Turist Rehberleri Odası ve Çağdaş Hukukçular Derneği‘nin davasında Allianoi ve Hasankeyf‘in sular altında bırakılmasının önünü açan, Koruma Yüksek Kurulu‘nun DSİ‘ye, "barajın planlanan alanın dışında başka bir yerde yapılmasının mümkün olmadığının saptanması" halinde taşınmaz kültür varlıklarının "başka bir yere taşınması ya da belgelenerek su altında bırakılmasına karar" verme yetkisi veren ilke kararının iptaline karar vermiştir.

Mahkeme gerekçeli kararında 717 no‘lu İlke Kararının 2 ve 3. maddelerinde getirilen düzenlemenin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun 3, 9 ve 10. maddelerine aykırı olduğu,  2863 sayılı Kanun ile Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurullarına verilen görev ve yetkinin, İlke Kararı‘nın iptali istenilen maddeleri ile DSİ‘ye verilmesi, DSİ‘nin de bu karar doğrultusunda taşınmaz kültür ve tabiat varlığını su altında bırakma kararını vermek ve bu kararını Koruma Bölge Kurulu‘na bildirmek suretiyle Kurul‘un bir proje seçmesini istemesinin hukuka aykırı olduğuna karar verilmiştir.    

Bilindiği üzere Anayasanın 63. Maddesinde "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunması sağlar" denilmek suretiyle devlete sit vasfındaki kültür ve tabiat varlıklarının "korunmasını sağlamak" ile ödev yüklenmiştir.

Bilindiği gibi; Anayasa‘nın 90/son maddesi gereğince; usulüne uygun şekilde yürürlüğe konulmuş "Birleşmiş Milletler Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme (1972-Paris), Avrupa Konseyi Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi (1985-Granada), Arkeolojik Mirasın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1992 Valetta/Malta) sözleşmeleri kanun hükmündedir.

Yüksek Mahkeme‘nin uluslararası sözleşmeler ile teminat altına alınan, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile tatbiki sağlanan Devletin Anayasal koruma görevini aşarak ortadan kaldıran Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun 717 no‘lu İlke Kararının 2 ve 3. maddelerini iptal etmesi, Allianoi ve Hasankeyf başta olmak üzere DSİ‘nin tasarrufu ile sular altında bırakılacak arkeolojik mirasın kurtarılmasına yeni bir müjdenin sesidir.

Kamu yararının gerçekleştirilmesi ve kültürel mirasın koruyucusu olan davacı demokratik kitle örgütleri ile 74 yurttaşın sesi, 2000 yıllık tarihi ile ülkemizin sağlam kalmış halen kullanılabilecek sıcak suyu olan en büyük suyla tedavi (hidroterapi) merkezi, aynı zamanda dünyanın doğa tarafından en iyi korunmuş ve en sağlam kalabilmiş sağlık yurtlarından birisi olan Allianoi ile Ilısu barajı‘nda tutulacak sularının tehdidi altında nefes almaya çalışan Hasankeyf‘in çığlığı olmuştur.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun 717 no‘lu İlke Kararının 2 ve 3. maddelerinin Yüksek Mahkeme‘ce iptali ile birlikte Allianoi ve Hasankeyf başta olmak üzere arkeolojik mirasın koruma adı altında sular altına gömülmesi kararından derhal vazgeçilmeli, gerçek ve katılımcı bir koruma anlayışının yeniden inşası için ülkemiz demokratik güçleri ile bilim insanlarından oluşan yeni bir istişare kurulunun toplanarak tarihimizi gömerek değil, tamamıyla günyüzüne çıkarılarak korunmasına yönelik tüm engeller kaldırılmalıdır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Arkeologlar Derneği,
Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı,
TMMOB Mimarlar Odası,
İzmir Turist Rehberleri Odası, 
Çağdaş Hukukçular Derneği ile 74 Yurttaş adına


KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA YÜKSEK KURULU İLKE KARARI


DANIŞTAY 6. DAİRE BAŞKANLIĞI KARARI



Kadıköy Kuşdili Çayırı’nda Yeni Bir İnşaat Projesi

İstanbul’un en ünlü semt pazarlarından biri olan Kadıköy Salı Pazarının bulunduğu alana İstanbul Büyükşehir Belediyesince ihale edilen "Kuşdili Çayırı Sabit Pazar, Kültür ve Rekreasyon Merkezi Kentsel Tasarım Projesi"nin inşat çalışmalarına, bahar aylarında başlanacağı basından çıkan haberlerden öğrenilmektedir.

Alışveriş merkezinin yapılacağı inşaat alanı, Antik Dönem’in en önemli kentlerinden biri olan Kalkhedon kenti üzerinde bulunmaktadır.

Kadıköy’ün Kuşdili Caddesi, Kurbağalıdere Caddesi, Söğütlüçeşme, Yoğurtçu Parkı civarı, Altıyol, Hasanpaşa, Çilek Sokak, Yeldeğirmeni, Rıhtım Caddesi gibi bir çok yerinde  yapılmış olan kazı çalışmalarında Neolitik Dönem’den Roma Dönemi’ne kadar  çok geniş bir zaman aralığına tarihlenen çok sayıda kültür varlığı ve dolayısı ile çok önemli arkeolojik bilgi  elde edilmiştir.

Yapılması planlanan Kültür ve Rekreasyon Merkezi inşaatı, Kadıköy ilçesi sınırları içerisinde sistemli arkeolojik kazılarla ortaya çıkartılmış Neolitik Dönem Fikirtepe yerleşmesi’ne de oldukça yakın bir konumdadır. Arkeoloji literatüründe Fikirtepe Kültürü olarak adlandırılan,  Marmara’nın ve İstanbul’un en eski yerleşik hayatına ilişkin çok önemli veriler sunan Fikirtepe yerleşmesi, Kurbağalıdere’nin hemen kenarında yer almaktadır. 

Ülkemizde sıkça rastlandığı gibi inşaat faaliyetleri başladıktan sonra alanın arkeolojik bakımdan önemi kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Oysa bu kez henüz inşaat çalışmaları başlamadan, arkeolojik kazı yapma imkanı bulunmaktadır. Doğru bir projelendirme yapılarak ileriki uygulamalara örnek olma fırsatı kaçırılmamalıdır.

Derneğimiz çağdaş bir Sivil Toplum Örgütü duyarlılığında, konuyu tüm ilgili ve taraflarına duyurmuştur.

                                                                      ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
                                     
              



Hierapolis Kastabala'da Çimento Fabrikasına Hayır / İmza Kampanyası

Hierapolis Kastabala antik kenti, Osmaniye il merkezinin 12 km kuzeyinde, Ceyhan nehrinin kuzeyden batıya doğru çizdiği geniş kavis içinde konumludur. Bir kale ile taçlı kayanın eteğinde kurulu olan antik kent, batıda Tavşantepe, kuzeyde Çamlıbel mahallesi, doğuda Kazmaca köyü güneyde ise Kesmeburun köyünü kapsayan bir yayılım alanına sahiptir. Kilikya Bölgesinde Amanosların batısında stratejik coğrafi konuma sahip Hierapolis Kastabala antik kentinde üstünü yorgan gibi örten toprak yüzeyinde görülebilen sayısız yapı bulunmaktadır: iki adet sütunlu cadde, hamam, tiyatro ve stadyum, iki adet kilise, su kemeri ve çeşitli kalıntılar...

No To Cement Factory In The Ancient City Of Hierapolis Kastabala

Ancient city of Hierapolis Kastabala is situated 12 km North of Osmaniye City Center where the River Ceyhan meanders widely from North to West. The ancient city founded at the skirts of a rock crowned by a castle has a chora expanding to Tavşantepe at west, at North to Çamlıbel, Kazmaca village at east and Kesmeburun village. Strategically located in Cilicia before the Amanus Gates Hierapolis Kastabala is buried with soil, not yet excavated, preserves some of its monuments rising above earth, such as colonnaded streets, baths, churches, theatre, stadium, aqueduct and various structures...

                                                                              HIERAPOLIS KASTABALA PLATFORMU                                                

Devamı için...



Yenikapı Kazıları ve Neolitik Dönem Bataklık Tartışmaları

Marmaray ve Metro Projeleri kapsamında İstanbul Yenikapı semtinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında yürütülen çalışmalar, geride kalan dört yıl içinde  eşine az rastlanır keşiflere sahne oldu. Langa Bostanları olarak bilinen bu alanda; rıhtımı, mendireği, gemi kalıntıları ve çok sayıda günlük kullanım eşyasıyla Bizans İmparatorluğu’nun en büyük limanlarından Theodosius Limanı, Konstantinapolis’in ilk surları gibi buluntular kültür tarihimize önemli katkılar sağladı. Aynı zamanda, Tarihi Yarımada’da bugüne kadar tespit edilmiş Neolitik döneme (İÖ 5 bin 800 ile 6 bin 300) ait ilk yerleşim yeri yine bu bölgede ortaya çıkarıldı. Deniz seviyesinin yaklaşık 6 metre altında, mimari kalıntıların yanısıra, çanak çömlek, kemik, ahşap, çakmaktaşı aletler ve gömü hediyeleriyle birlikte bulunan mezarların açığa çıkarıldığı bu yerleşim hem İstanbul’un hem de tarihöncesi Avrupa kültürlerinin kökenini, gelişimini göstermesi açısından son derece önemli bir buluntu yeri haline geldi.

Bütün bu keşiflerin yanı sıra Yenikapı kazıları ülkemizin alışık olmadığı “kent arkeolojisi” kavramını içselleştirmemizi, liman ve ıslak zemin kazıları konusunda da deneyim kazanmamızı sağladı. Bu yenilikler beraberinde kent içinde arkeolojik kalıntıların korunması, sergilenmesi ve kazı yöntemleri ile ilgili de birçok konuyu gündeme taşıdı ve taşımaya aday.

Son günlerde tartışmalar, Neolitik (İlk Çiftçi Topluluklar) dönem yerleşmesinin yanında bulunan balçık dolgunun kazı yöntemi üzerinde yoğunlaşmıştır. Oksijensiz bir ortama sahip olması nedeni ile bataklıklar organik maddelerin (ahşap, deri, bitki kalıntısı vs.) en iyi korunduğu alanlardır. Bu dolgunun “kepçe” ile kaldırılarak başka bir alana taşınacağına yönelik söylemler basın-yayın organlarında yer almıştır. Bununla birlikte konunun giderek bilimsel çerçevenin dışına çıkması, çözüm üretmekten çok tartışmayı şiddetli bir çözümsüzlüğe götüreceği kaygısını da yaşatmıştır. Bu açıdan Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, konuyla ilgili olarak yaklaşımını dile getirme ihtiyacı duymuştur.

Yukarıda belirtildiği gibi sorunun özünde balçık dolgudaki kazıların hangi yöntemle yapılacağı ve devam edeceği yatmaktadır. Tartışmanın kaynağında ise Marmaray ve Metro raylı sistem projelerinin devam edebilmesi için arkeolojik çalışmalarına hız verilmesi ve çalışmaların bir an önce bitirilmesi yer almaktadır.

En basit anlatımıyla; hafriyat amaçlı kullanılan kepçe türü makinelerin tasarımı ve uygulama şekli itibarı ile içerisinde özellikle ahşap gibi organik malzemenin bulunduğu alanlarda tahribata neden olacağı açıktır ve söz konusu dolguda arkeolojik kazı amaçlı kullanılması sakıncalıdır. Bununla birlikte makine gücünden yararlanmak; dolgunun en az zarar göreceği şekilde taşınmasını sağlayacak yeni bir tasarım gerektirmektedir. Bu durumda mümkün olduğunca büyük ölçülerde dolgunun ‘kesilerek, kalıplar halinde’ taşınması, bunun için gerekli donanımın-düzeneğin kurulması ile tahribatın en az seviyeye indirileceği varsayılabilir. Ancak uygulanacak yöntemin projesi, kullanılacak iş makinesinin niteliği, kalıp almak için kullanılacak malzeme vb. gibi detaylar kamuya aktarılmadığından, bu yöntemin geleneksel yöntemlere göre daha az tahribata yol açıp açmayacağı önceden söylenemez. Böylesi belirsiz bir durumda, balçık alandaki çalışmalara geleneksel kazı yöntemleriyle neden devam edilmediği anlaşılamamaktadır. Ayrıca dolgunun ideal bir projelendirme ile başka bir alana taşınmasının mı, yoksa geleneksel yöntemler kullanılarak kazılmasının mı zaman ve maliyet olarak daha faydalı olacağı ise bir başka tartışmanın konusudur.
Özet olarak; süre kaygısı da göz önüne alındığında, sağlıklı bilimsel bir çalışmanın yürütülmesi için gerekli ekip ve ekipmanın bir an önce sağlanması ve durma noktasına gelen, evrensel kültür tarihi için son derece önemli bu çalışmalara bir an önce devam edilmesi gerekmektedir.

Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir husus; balçık dolgudaki mikro düzeyde organik ya da inorganik malzemenin suda yüzdürülerek elden geçirilmesi, konservasyon çalışmalarının kazıyla birlikte titizlikle yürütülmesinin zorunluluğudur. Ayrıca kazıların, alanın büyüklüğü ve mühendislik çalışmalarının boyutları düşünülerek yapılması gerekir. Tünel aynası çalışmalarının başlatılabilmesi için en kısa zamanda kazılarak teslim edilmesi düşünülen alanın mühendislik firmaları için yeterli olup olmayacağı, mühendislik çalışmaları için daha geniş alanların talep edilebileceği de hesaplanması gereken diğer önemli noktalardır.

Bütün bunlarla birlikte, seçilmiş alanların korunması, yerinde sergileme gibi düzenlemelerin projelendirilmesi alanda devam eden çalışmaları da doğrudan etkilemektedir. Yakın bir gelecekte gündeme gelecek bu çalışmaların da bir an önce planlanması gerekmektedir.

Kazı yöntemi konusundaki belirsizliğin İstanbul 4 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun, Kurul kararı alınmadan arkeolojik alanda iş makinası v.s. ile faaliyette bulunulamayacağı yönündeki kararına kaynaklık ettiği anlaşılmaktadır. Aynı kararda, kültür tarihine son derece önemli katkılar sağlayan bu çalışmaları yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin uygulamalarının Koruma Kurulu tarafından sürekli denetlenir bir konuma getirilmesi, bir arkeolojik kazının denetlenme mekanizmasında belirsizliğe yol açacağını düşündürmektedir.

Bütün bunların yanı sıra Yenikapı’da özveriyle çalışan arkeologların da birkaç ay daha maaş alabilmek için işi uzatmaya çalıştıkları gibi söylemler doğruyu yansıtmadığı gibi rencide edicidir.

İstanbul tarihinin anlaşılması, İstanbullulara kendi geçmişlerini anlama fırsatı vermesi kadar ülke arkeolojisine de büyük katkılar sağlayan Yenikapı kazıları, aynı zamanda devlet kurumları, müze ve üniversitelerin işbirliği ile İstanbul gibi büyük bir metropolde yürütülen en büyük arkeoloji projesidir. Bütün bunları göz önünde bulundurmakla birlikte Yenikapı kazıları gibi İstanbul’da yürütülmekte olan diğer arkeolojik çalışmaların çağdaş ve çözüm üretici yaklaşımlarla takipçisi olduğumuzu bilgilerinize sunarız. 

                                                                                Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
                                                                               16 Ekim 2008



"Yenikapı Kazısı" Prof. Dr. Sevil Gülçur

Konu: Marmaray Yenikapı Arkeolojik Kazısı Neolitik buluntular  

İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulu Müdürlüğüne

Marmaray Yenikapı arkeolojik kazısında elde edilen son bulgular, hem istanbul’un hem de tarihöncesi Avrupa Kültürleri’nin gelişimi açısından son derece önemli verilere götürmüştür. Yenikapı’da gerçekleştirilen son dönem kazılarında, günümüzden yaklaşık 8000 yıl öncesine ait Neolitik Çağ’a tarihlenen bir yerleşme tespit edilmiştir.
Bu bulgular, İstanbul’un esas nüvesini oluşturan tarihi yarımadadaki yerleşimin şimdiye değin varsayılanın aksine, çok daha eskilere gittiğini göstermiş ve arkeoloji dünyasında büyük heyacanla karşılanmıştır.
Orta Paleolitik Çağ buluntularıyla Yarımburgaz Mağarası’ndan da bilindiği üzere, İstanbul ve çevresi, hem alet yapan insanın hem de diğer Anadolu kökenli tarihöncesi kültürlerinin Avrupa’ya geçiş yolu üzerindedir. Bu özelliğiyle tarihi yarımada, insanlığın tanıdığı en eski, en görkemli  ve höyükleşmenin süregeldiği yerleşim alanıdır.
Yenikapı’da begelenen Neolitik yerleşme mimari kalıntıları, çanak çömlekleri, işlenmiş kemik ve çakmaktaşı aletlerinin yanısıra hediyeleri ile gömülmüş dört bireye ait iskelet mezarlarıyla, bu güne kadar tarihi yarımadada tespit edilmiş türünün en geniş buluntu alanıdır.
Neolitik yerleşmenin kurulduğu alanda, bir bataklık tespit etmiştir. Orta Avrupa’da Avusturya, Almanya ve İsviçre’nin Neolitikleşmesi, Trakya ve Balkanlar’dan çok daha sonra, bataklık ya da göl kıyısı yerleşmeleriyle başlamaktadır (bkz.: H. Schlichterle, “Siedlungen und Funde jungsteinzeitlicher Kulturgruppen zwischen Bodensee und Federsee”, Die ersten Bauern 2, 1990, 135-156 içinde). Bataklık ve göl kıyısı yerleşmelerinde, organik kökenli malzemeler çok iyi korunabilmekte ve bu buluntu alanlarından, son derecede zengin ve değişik türden malzeme elde edilmektedir. Bunun en güncel örneği, Marmaray kazılarında ortaya çıkarılan ahşap tekne kalıntıları ve diğer buluntulardır. Yenikapı neolitik alanı, bu açıdan da son derece önem taşımaktadır. Türkiyede ise bugüne değin Neolitik yerleşmelerin kurulduğu ıslak zemin kazıları yapılmamıştır.
Üsküdar ve Yenikapı kazılarının diğer önemli özellikleri de iklimsel salınımlar, denizsel hareketler, denizsel ve karasal fauna ve flora v.b. konularda, İstanbul ve çevresinin doğal yapısı ve değişimleri konusunda çok değerli veriler sağlamasıdır. Neolitik yerleşme, bu bağlamda da büyük önem taşımaktadır. Değişik konulardan uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek bilimsel kazılar, hiç kuşkusuz İstanbul’un ilk yerleşiminden günümüze, doğal çevrenin geçirdiği değişimleri de aydınlatcaktır. 
İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunuzun yukarıda tanımı yapılan tüm alanda elle kazı yapılmasına karar vemesine rağmen, aldığımız duyumlar, bu kazının gerekli özen gösterilmeden sonuçlandırılmak istendiği yönündedir.
Özellikle son dönemde, bataklık alan içinde ele geçen ahşap alet ve gerecin yanısıra iki adet kano küreği, alanın önemine işaret etmektedir. Gene son duyumlarımıza göre, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü, Ulaştırma Bakanlığının istemi doğrultusunda, inşaat faaliyetlerinin yapılmabilmesi için, alanı mütaait firmaya devretmeye hazırlanmaktadır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün devir kararında israr etmesi halinde,  birinci dereceden arkeolojik ve doğal sit konumundaki bir ören yerinin daha, korumayla yükümlü en üst mercinin onayıyla yokedelmesi gibi, ulusal ve uluslararası koruma ilkeleri ve anlaşmalarına da aykırı bir durum ortaya çıkacaktır.
Yukarıda önemi vurgulanan Neolitik yerleşme ve bataklık alanın yakın çevresiyle birlikte, bilimsel yöntemlerle, ana toprağa ulaşılığıncaya kadar kazılarının devam ettirilmesi, sadece Türkiye için değil, evrensel kültür tarihi açısındanda büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda konunun ivedilikle ele alınarak, önemli bir buluntu alanı daha devlet eliyle yok edilmeden gereğinin yapılmasını arz ederim (22. 09. 2008).

                                                                                                               Saygılarımla

                                                                                                        Prof. Dr. Sevil Gülçur

Dağıtım
Gereği: İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü
              İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü
Bilgi: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
           Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

Yenikapı Metro Kazısında Kaygı Verici Gelişmeler

Elde edilen arkeolojik bulgular ile tüm dünyanın ilgisini çeken, dünya medyasının övgüyle söz ettiği Yenikapı Metro, Marmaray kazılarında yaşanan son olumsuz gelişmeler, Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi’nin, meslektaşlarının mağdur edilmemesi ve kültürel mirasın korunabilmesi için konuya müdahil olmasını, sorunları kamuoyuyla paylaşmasını gerektirmiştir.

Marmaray ve Metro inşaat faaliyetlerine yönelik olarak Yenikapı’da yapılan arkeolojik kazılarda önemli bir Bizans Limanı, İstanbul’un Bizans Dönemi’nde yapılan en eski suru, 32 adet batık ve binlerce buluntu ortaya çıkarılmış ve ilk kez Tarihi Yarımada’da Neolitik döneme ait bulgular elde edilmiştir. Yaklaşık 8000 yıl öncesine ait Neolitik yerleşmenin mimari kalıntıları, ölü hediyeleriyle gömülmüş iskeletler,  çanak çömlekler, çakmaktaşı aletler, kemik aletler ve bugüne kadar neredeyse başka hiçbir Neolitik yerleşmede bulunamamış ahşap aletler alanda çalışan arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen veriler, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’un tarihiyle birlikte, dünya kültür tarihine ışık tutmaktadır.

                                                                      ARKEOLOGLAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ
                                     
              

Devamı için...



Yenikapı (Metro- Marmaray) Arkeolojik Kazı Ekibi Basın Açıklaması

Basına ve Kamuoyuna

Yenikapı’da Arkeolojik sit alanı üzerine inşaat yapılmasını öngören Marmaray ve Metro projeleri nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzelerinin başkanlığında sürdürülen kurtarma kazıları yaklaşık dört yıldır sürdürülmektedir. Kazılar, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlı arkeologların yanı sıra elliden fazla serbest arkeolog, restoratör, fotoğrafçı, sanat tarihçi ve yüzlerce işçinin katılımıyla gerçekleştirilmektedir.

Söz konusu bölgelerde yürütülen kurtarma kazıları sayesinde İstanbul’un 8000 yıllık tarihi gün ışığına çıkarılmış, şu ana dek bulunan 32 batık ile birlikte 20.000 eser de Dünya kültür mirasına armağan edilmiştir.

Ancak, İstanbul gibi kültür tarihinde çok önemli bir yere sahip ve 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti projesine ev sahipliği yapacak bir şehrin tarihine ışık tutan kurtarma kazılarında ne yazık ki her şey göründüğü ya da söylendiği gibi tozpembe değildir!

Devamı için...



İstanbul 8 Bin Yıllık Belleğine Kavuşuyor

İstanbul Metrosu ve Marmaray Projesi kapsamında inşa edilen, tüp tünelin buluşacağı yeraltı istasyonuna yer açabilmek için 2004 yılında başlatılan Yenikapı Arkeolojik Kazıları’nda 8 bin yıl öncesine ait 4 insanın iskeletine ulaşıldı.

Projenin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), kazıyı sürdüren İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin bilimsel çalışmayı Ağustos 2008’e kadar bitirmesini ve alanı kendilerine teslim etmelerini bekliyor ancak son arkeolojik buluntular kazının devam edeceği işaretini veriyor. Çünkü bulunan mezarlar, tarihöncesi dönemlerde bu alanda bir höyük olduğuna dikkat çekiyor.

TÜBA Asli Üyesi, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı ve kazılara danışmanlık yapan Prof. Dr. Mehmet Özdoğan'a, bulunan mezarların arkeolojik önemi, zaman baskısının kurtarma kazılarındaki etkisi, bundan sonra neler yapılması gerektiği konusunda sorular yönelttik:

Yenikapı’da sürdürülen arkeolojik kazılarda bulunan mezarların önemi hakkında bilgi verir misiniz?

Her şeyden önce Yenikapı’da bulunan mezarlar, İstanbullular için kent belleğinin oluşmasında çok önemli bir etki yapmıştır. İstanbullular kentlerinin geçmişiyle ilgili olarak Osmanlı, Bizans ve Roma dönemlerinin anıtsal yapı kalıntıları ve diğer görkemli kalıntılarıyla kendilerini bütünleştirmiş, İstanbul’u 2.700 yıllık bir geçmişle algılamaya alışmışlardır.

Kentin tarihini 8200 yıl öncesine taşıyan bu mezarların kent belleğinde sarsıcı bir etki yapmış olduğu, gerek İstanbullular’ın, gerekse basının bunlara gösterdiği olağanüstü ilgiden anlaşılmaktadır. Burada asıl tuhaf olan İstanbullular’ın yaşadıkları kentin geçmişini çok sığ bir zaman dilimiyle sınırlandırmaya alışmış olmalarıdır. Oysaki İstanbul ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar, sayıları çok sınırlı da olsa kentin çok uzun bir geçmişi olduğunu, bundan binlerce yıl önce ortaya koymuştur.

Örneğin; Yarımburgaz Mağarası’nda 800.000 yıllarına kadar inen insan yaşamının izleri, Kadıköy Fikirtepe’de, Pendik’te ‘Fikirtepe Kültürü’ne ait 7.000 yıllık buluntular, uzun yıllardan bu yana biliniyor. Ancak bunlar birçok kere yayımlandıkları, HABİTAT II gibi sergilerle kente tanıtıldıkları halde, nedense kent belleğiyle bir türlü bütünleşemiyordu. Bu açıdan Yenikapı bulguları ilk kez İstanbullular’a kentlerinin tarihöncesi döneme inen geçmişini algılamalarını sağlamış olması kanımızca önemli bir gelişmedir.

Bu iskeletlerle birlikte oldukça geniş bir alana yayılmış bir yerleşim yerinin izleri de ortaya çıkmıştır. Her ne kadar henüz radyometrik yöntemlerle kesin tarihleme yapılmamışsa da, bu yerleşim yerinde ortaya çıkan buluntular Fikirtepe ve Pendik’ten bilinen ‘Fikirtepe Kültürü’ olarak tanımlanan dönemi yansıtmaktadır. Bu kültürü veren yerleşme yerlerinde yapılmış olan radyoaktif tarihleme, Fikirtepe kültürünün MÖ 6.400-5.800 tarihleri arasında, günümüzden 8.000 yıl kadar önce bu bölgede var olduğunu göstermiştir. Söz konusu iskeletler henüz tam olarak incelenmemişlerdir; ancak bunların bulunduğu konum ve yanlarında bulunan çanak çömlek, Fikirtepe Kültürü’nün son dönemlerine ait olduklarını göstermektedir.

Bulunan mezarlar ve iskeletler nasıl korunacak ve nerede sergilenecek?
Mezar ve iskeletler yetkin bir uzman tarafından alçı kalıp içine alınmış ve böylelikle korunmaları sağlanmıştır. Bundan sonra yapılması gerekli olan ilk işlem, uygun koşullar altında alçı kalıbın açılması ve açıldıktan sonra kalıcı bir belgeleme için buluntuları ile birlikte silikon kalıbın alınması gerekir. Bu kalıp alındıktan sonra gerek iskeletler, gerekse bunlarla birlikte ortaya çıkan buluntular, uzmanlar tarafından mutlaka incelenmelidir; örneğin iskeletler fiziki antropoloji açısından fizyolojik özellikleri, doku analizleri gibi çok farklı şekillerde, farklı uzmanlar tarafından incelenmeli ve kemiklerden alınacak örneklerden mutlaka radyoaktif yaş belirlemesi yapılmalıdır.

Uzun süren bu analizler sürecinde mezar ve buluntularının silikon kopyaları sergilemede kullanılabilir. Bilimsel değerlendirmeler sona erdikten sonra, iskeletlerin nerede ve nasıl sergilenecekleri ayrı bir konudur; burada tek başına iskeletleri değil, Yenikapı’da ortaya çıkan tüm buluntu ve bulgularla birlikte bütüncül ve çağdaş bir serginin projelendirilmesi gerekir. Söz konusu sergi alışageldiğimiz klasik, eserlerin vitrinlere konduğu müze sergilemesinden farklı bir yaklaşıma sahip olmalıdır. Yenikapı yalnızca kentin arkeolojisiyle ilgili sonuçlar ortaya çıkarmamıştır; burada Marmara Denizi’nin geçirdiği değişikliklerden bölgedeki iklim salınımlarına, farklı ortamlarla birlikte bölgede var olan insan yaşamının uygum sürecine kadar çok değişik alanları yansıtan sonuçlar elde edilmiştir. Bunların kente kazandırılması ancak, farklı dipislinleri biraraya getiren uzun soluklu bir projeyle gerçekleştirilebilir; bildiğimiz kadarıyla da henüz bu konuda atılmış somut bir adım yoktur.

Kazı buluntularının arkeolojik açıdan öneminden bahseder misiniz?

Kazıyla inilen en eski seviye Fikirtepe Kültürü’nü vermiştir. Bu kültür, ders kitaplarında “Cilalı Taş Devri” olarak, bilim dünyasında Neolitik Çağ ya da İlk Tarımcı Köy Toplulukları olarak adlandırılan dönemi temsil etmektedir. Bilindiği gibi söz konusu dönem uygarlık tarihinde “devrim” olarak adlandırılacak kadar önemli değişikliklerin yaşandığı, günümüz uygarlığının temellerinin atıldığı bir süreci temsil etmektedir. Tarım, hayvancılık, yerleşik köy yaşantısı, ilk olarak Anadolu ve Yakındoğu’nun belirli bazı bölgelerinde günümüzden 12.000 yıl kadar önce başlamış, uzun bir süre o bölgelerde geliştikten sonra farklı coğrafyalara doğru hızla yayı lmıştır. Fikirtepe Kültürü, bu ilk tarımcı kültürün Anadolu’dan Avrupa’ya aktarım sürecini temsil etmektedir. Bu bağlamda Yenikapı, daha önceleri İstanbul’un Anadolu tarafındaki kazı yerleriyle tanıdığ ımız bu kültürü Avrupa yakasında en iyi şekilde yansıtan buluntu yeri olarak büyük bir öneme sahiptir.

Metro ve Marmaray çalışmalarının, mevcut arkeolojik değerlere zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
Toprağa yapılan her müdahale aynı zamanda geçmişin izlerine bir müdahaledir. Çağdaş anlayış her türlü bayındırlık işleminden önce toprağa müdahale edilecek yerin arkeologlar tarafından incelenmesini ve ortaya çıkacak sonuca göre bayırdırlık hizmetinin projelendirilmesini gerektirir. Maalesef bu Yenikapı’da yapılmamıştır; Metro ve Marmaray çalışmaları başladıktan sonra, dolgu toprağı kazılınca önce İstanbul’un en eski suru, ardından diğer önemli yapılar, bilindiği gibi Bizans dönemine ait 32 gemi ve en sonunda da tarihöncesi dönemlere kadar inen çok farklı kültür dönemlerine ait kalıntılar ortaya çıkmıştır. Oysaki bunların birçoğunun, örneğin surların, çeşitli yapıların orada olduğu zaten bilinmekteydi; ayrıca eski bir limana ait bir dolgu kazıldığında buradan batık gemilerin kalıntılarının çıkması da süpriz değildir. Gene de tüm bu olumsuz sürece karşın, Metro ve Marmaray sürecinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri çok önemli bir eylemi gerçekleştirebilmiş ve üzerindeki bütün baskılara karşın olabildiğince fazla buluntu ve bilginin belgelenerek kazanılmasını sağlamıştır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde kuşkusuz önemli bir tahribat vardır, ancak buna karşılık çok geniş bir alanın kurtarma kazısıyla belgelenmiş olmasının getirdiği çok büyük bir kazanımın olduğunu da yadsıyamayız.

Kurtarma kazıları sizce nasıl yürütülmeli?
Bir kentin geçmişini öğrenmek kurtarma kazılarına bağlanmamalı. Kurtarma kazıları ne kadar özenle yapılırsa yapılsın zaman baskısı altında sürdürülen çalışmalardır. Kentin geçmişinin öğrenilmesi, ortaya çıkan sonuçların kenti rahatsız etmeyecek şekilde orada yaşayanların sosyal ve ekonomik zenginliğine katkıda bulunabilmesi, bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilecek planlı çalışmalara bağlıdır; bu da ülkemizde maalesef henüz alışık olmadığımız “kent arkeolojisi” alanının yerleşmesiyle sağlanabilir. Bilimsel anlayış İstanbul’un, Marmara Bölgesi’nin geçmişini ortaya çıkarmak için belirlenecek uygun yerlerde sistemli, planlı, uzun erimli ve yalnızca bu amaca yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesidir.
Yanıtlarınız için çok teşekkür ederiz.


Not: Atlas Dergisi yöneticilerine, derginin Ağustos 2008 sayısında yayımlanan "İlk İstanbullular: Sekiz Bin Yaşında" başlıklı haberde yer alan, Bekir Köşker ve Gökhan Tan tarafından çekilen fotoğrafları kullanmamıza izin verdikleri için teşekkür ederiz.

TÜBA
19.08.2008


İlk İstanbullular: Sekiz Bin Yaşında

Yenikapı kazılarının son safhasında 8 bin yıl öncesine ait, İstanbul’un ilk mezarlarına ulaşıldı. Marmaray’ın yürütücüsü DLH ise kazının bitirilmesini talep ediyor. Oysa bu safhada ulaşılan tarihöncesi katman, dört yıllık arkeolojik kazının en önemli aşaması.

Kasım 2004’te başlayan ve bugüne kadar kesintisiz devam eden Yenikapı Arkeolojik Kazıları kritik bir dönemece girdi. Kurtarma kazısı niteliğindeki bu çalışma, İstanbul Metrosu ve Marmaray Projesi kapsamında inşa edilen tüp tünelin buluşacağı, Türkiye’nin en büyük yeraltı istasyonuna yer açabilmek için başlamıştı.

Projenin yürütücüsü Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü (DLH), kazıyı yürüten İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bilimsel çalışmayı Temmuz 2008 sonunda bitirerek alanı inşaat için kendilerine teslim edeceğini duyurmuştu.      fot: Bekir Köşker/İst. Arkeoloji Müzeleri

Oysa arkeologların son günlerde ulaştığı buluntular, bitirilmesi bir yana, kazının belki de en önemli safhasına gelindiğini gösteriyor. Çünkü kazının devam ettiği deniz seviyesinden yaklaşık 6, 3 metre aşağıda bulunan katman, İstanbul’un tarihöncesi dönemine ait bulgular içeriyor.  Geçtiğimiz ay içerisinde ulaşılan ve İÖ 6 bin ile 6 bin 300 yıl öncesine tarihlenen mezarlar, bu buluntuların en göze çarpanı. Mezarlar, Bizans döneminde suyla dolan ve liman olarak kullanılan bu alanda, tarihöncesi dönemlerde bir höyük olduğunu gösteriyor.

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’a göre bu mezarlar neolitik dönemde (İÖ 5 bin 500 ile 6 bin 300) bölgede bulunan evlerin altına yapılmış (taban altı) gömüler olabilir. İkinci ihtimal ise mezarların  neolitik yerleşimin kıyısında oluşturulan bir “ölüler kenti”nin habercisi olması.

Mezarların, tarihöncesi yerleşimin altında mı yoksa yanında mı yer aldığı, yakın zamanda aydınlanabilir. Ancak Roma İmparatoru Theodusius tarafından kurulan ve 4 ile 11. yüzyıl arasında kullanıldığı bilinen kent limanının altından bir tarihöncesi yerleşimin çıkması, kazının şu ana kadar en heyecan veren yönü.

Mehmet Özdoğan, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi’nin tarihi hakkında bugüne kadar ulaşılamayan bilgileri sağlayabilecek bu katmanın çalışılması için İstanbul Arkeoloji Müdürlüğü’ne bir program sunduklarını belirtiyor. Özdoğan’a göre, Yenikapı’da dört yıldır çalışmanın anlamlandırılabilmesi, nereye oturduğunun bilinebilmesi için bu katmanın çalışılması gerekiyor. Bu, bugüne kadar yapılan kazıların kullanılır bir bilgiye dönüşmesi için şart.

Tarihöncesi başka yerleşim var mı?

Özdoğan’ın ortaya koyduğu en önemli soru ise, mezarların bulunduğu seviyenin altında daha eski insan yerleşimlerine ait bir başka tabakanın olup olmadığı. Bu soru, arkeologlar kadar proje danışmanı jeologları da ilgilendiriyor. Çünkü tarihöncesi yerleşimin keşfedildiği alanın tümünde henüz kayalık zemine ulaşılamadı. 

İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Namık Yalçın, İÖ 6 bin 300’den daha eskiye giden bir yerleşim olup olmadığının anlaşılması için, kazı alanın altındaki kil tabakasının tabanına inilmesi gerektiğini söylüyor. Yalçın Yenikapı’daki kazının, “siyah kil” diye adlandırdığı bu tabakanın tabanına ulaşmadan sonlandırılmasını doğru bulmuyor. İlk izlenimde doğal yollarla oluşmuş bir bataklık gibi görünen siyah kil tabakası, üzerinde insan yerleşimine izin vermeyecek yapıda.

Geçtiğimiz hafta Namık Yalçın’ın bahsettiği siyah kil tabakasında sondaj yapan arkeologlar, neolitik döneme ait çok sayıda çanak çömlek parçasına ulaştı. Bu parçaların bir şekilde bataklığa düşen ve dibe çöken buluntular olup olmadığı kazının bu aşamasında cevaplanamıyor. İster çevredeki bir başka yerleşimin artıkları olsun, ister kil tabakasının daha altındaki bir yerleşimin işaretleri olsun, bu buluntular, Yenikapı’daki tarihöncesi yerleşimin devam ettiği düşüncesini güçlendiriyor.

Namık Yalçın “Elimizde sağlam veriler olana dek temkinli gitmemiz lazım” diyor. Ancak Yenikapı’daki siyah kil tabakasının altından yeni bir yerleşimin izlerinin ortaya çıkması, İstanbul ve dünya tarihini etkileyecek bir gelişme. Bu durumda Mehmet Özdoğan’ın söylediği gibi, yepyeni bir strateji ve planla yeni bir kazının başlaması gerekiyor. 

Arkeolojik kazılar, 2009’da sonlandırılması öngörülen Marmaray Projesi’ni hali hazırda yaklaşık iki yıl geciktirmiş durumda.  Dev projenin, İstanbul’un geçmişine ışık tutmayı uman arkeologlara ne kadar sabredeceği merak konusu.  

Gökhan Tan
ATLAS, Ağustos 2008







Ana Sayfaya Dön









O otel yıkılıyor

'Yok' denilen Bizans sarayı 'temel' oldu!

Tarihi sarayı kepçeyle yıktılar!

Tarih tanımazlık dediğin böyle olur

Bizans Sarayı'nda kepçeyle yıkım!









<


ŞUBAT 2012

Pzt Sa Çar Per Cu Cts Pz
     
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 1516 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29






İznik Gezisi

27 Haziran 2010

Program

Kırklareli-Vize Gezisi

20 Aralık 2009

Fotoğraflar yüklendi...