Eylül 2007 Arkeoloji Haberleri



Şanlıurfa'da Antik Kent İncelenmesi

08.09.2007

Şanlıurfa Halepli Bahçe'de Zeugma'dan da büyük bir antik kente ulaşılması bekleniyor. Bölgede mozaiklerin bulunmasının ardından Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi kazı çalışması başlattı. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bölgede inceleme yapma kararı aldı.

Gaziantep Nizip'te kazı çalışmaları devam eden ve en büyük antik kentlerden biri olma özelliği taşıyan Zeugma'nın ardından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yeni antik kentin buluntuları ortaya çıktı. Antik kalıntılar, Şanlıurfa'da temeli Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından atılan Dinler Bahçesi'nin yapımı sırasında bulundu.

Feel Good

İki Amazon savaşçısının bir kaplanla savaşını anlatan mozaik ilk bulunan parçalar arasında yer aldı.
 
Amazonların savaşını anlatan ilk tablo olma özelliği taşıyan mozağin bulunmasının ardından Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi tarafından bölgede kazı çalışması başlatıldı.
 
Kültür ve Turizm Bakanlığı da bölgede inceleme yapma kararı aldı.
 
İlk ziyaretini Urfa'ya yapan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, çıkan buluntuların çok sayıda olmasına dikkat çekti ve arkeologların "Zeugma'dan bile büyük bir antik kentin Urfa toprakları altında olabileceğini" söylediğini belirtti.
 
"Yapılan 100 sondajda 20 buluntu ortaya çıktı" diyen Günay, kazı sonucunda yeni bir kültür hazinesine sahip olunabileceğine dikkat çekti.
 
Bakanlık bürokratlarının yapacağı incelemenin ardından Halepli Bahçe Koruma Projesi hayata geçirelecek ve kazı çalışmaları kapsamlı bir şekilde sürdürülecek.


Haber Kaynağı

Kaş’ta sanal sualtı müzesi kurulacak

04.09.2007

Antalya’nın Kaş ilçesinde “Türkiye Sualtı Kültür Mirası Sanal Müzesi” kurulacak.


Image KAŞ - Sualtı Araştırmalar Derneği (SAD) ve Başkent Üniversitesi Kültür ve Sanat Araştırmaları Merkezi tarafından yürütülen Kaş Arkeopark Pilot Projesi çalışmaları kapsamında, ilçeye sualtı müzesi kurulacak. Proje Sorumlusu ve Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güzden Varinlioğlu, öncelikle Kaş bölgesinde sualtı kültür envanteri hazırlanacağını söyledi. Bunların bir veri tabanında toplanacağını ifade eden Prof. Dr. Güzden Varinlioğlu, şunları kaydetti:
“İnsan yapımı kent kalıntıları, batık gemiler, uçaklar sualtında görüntülenecek ve ölçümü yapılacak. Kaş açıklarında 3300 yıl önce batan ve geçen yıl replikası yapılarak batırılan Uluburun batığına kamera sistemi yerleştirilecek. Bütün bunlar internet ortamına aktarılacak. İsteyenler, internetten bu müzeyi gezebilecek.”


Varinlioğlu, TUBİTAK VE ODTÜ Araştırma Merkezi’nin de destek verdiği projenin 18 ay süreceğini bildirdi.
Kaş Belediye Başkanı Halil Kocaer de kültür turizminin önemli ayaklarından birinin dalış turizmi olduğunu belirterek, ilçede 13 dalış okulunda yılda 50 bine yakın dalış gerçekleştirildiğini belirtti. Kocaer, projenin tamamlanmasıyla bu rakamın iki katına çıkacağını sözlerine ekledi.


Haber Kaynağı

Demiryolu ve İstasyonlar için SİT Alanı Başvurusu

Sabah/11 Eylül 2007
Feel Good

Yapımı hızla devam eden Marmaray projesi kapsamında İstanbul'da bulunan demiryolu ve tarihi istasyon binalarının yok edileceği kuşkusu Mimarlar Odası, Sendika ve ICOMOS'u (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Ulusal Konseyi) harekete geçirdi.


İstanbul'un kent içi ulaşımında yüzyıldır önemli yeri olan Haydarpaşa- Gebze ve Sirkeci- Halkalı banliyö hatlarının tarihi ve kültürel SİT alanı ilan edilmesi için koruma kurullarına başvuru yapıldı.

ICOMOS, Mimarlar Odası, İstanbul Büyükkent Şubesi ve Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası İstanbul 1 No'lu Şubesi'nin, koruma kurullarına sunmuş oldukları ortak başvuruda, Haydarpaşa- Gebze ve Sirkeci-Halkalı banliyö hatları üzerinde tarihi ve kültürel öneme sahip çok sayıda bina olduğu belirtilerek İstanbul'un "demiryolu mirası"nı oluşturan bu yapıların ve güzergâhın SİT alanı ilan edilmesini talep etti.

Başvuru dilekçesinde talebin gerekçeleri sıralanırken UNESCO'nun, Dünya Mirası Listesi'ne birçok tarihi demiryolunu aldığı ve söz konusu hatların da bu listede yer alanlarla eşdeğer olduğu vurgulandı. Dilekçede demiryolu hatlarının Osmanlı'nın en zor zamanlarında yapıldığı ve tek olduğu şeklinde tarihi bilgilere de yer verildi


Marmaray'da Tansiyon Yüksek

Sabah/23.09.2007

Amerikan teknoloji dergisi Wired'ın bu ayki sayısında, Marmaray projesineyer verilen haberde, proje 'Bizans entrikalarıyla dolu' ve 'yüksek tansiyonlu' olarak nitelendiriliyor. Haberde projenin önündeki engeller de anlatılıyor.. Aylar süren bir bekleyişin ardından çıkan izinle Marmaray projesinin kazılarını görüntüleyen ve yetkililerle konuşan Wired dergisinin muhabiri Julian Smith, "Gazeteciler bu alana giremiyor, çünkü hükümet, kamuoyunun önünde zor duruma düşmekten korkuyor," yorumunu yapıyor. Haberde, öncelikle 3 milyar dolarlık Marmaray projesinin Türkiye ve dünya için önemi anlatılarak, ne aşamada olduğuna dair bilgi veriliyor: "İki yıllık bir gecikmeyle, 2012'de tamamlanması planlanan proje, Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayacak. Bu sadece taşımacılığı kolaylaştırmakla kalmayacak; tünel, planlanan Azerbaycan ve Gürcistan demiryoluna bağlanırsa, Londra'dan trene atlayıp geçerken Ayasofya'ya selam vermek ve birkaç gün sonra da Pekin'de inmek mümkün olacak... İstanbul'un trafik problemi önemli oranda azalacak. Avrupa Birliği'ne girmek isteyen Türkiye, tüneli tamamladığında, aynı İngiltere gibi fiziken kıta Avrupa'sına bağlanmış sayılacak." Ancak haber, ağırlıklı olarak projenin önündeki engelleri ve ekibin yaşadığı zorlukları anlatıyor. İlk problem, tabii ki deprem: "Kazı, sismologları çok tedirgin edecek bir lokasyonda, Kuzey Anadolu Fayı'na sadece 20 kilometre uzaklıkta gerçekleşiyor." Olası bir deprem için tünellerde alınan önlemler sıralanıyor, proje koordinatörleri inşaatın 7.5'lik bir sarsıntıya dayanacak şekilde yapıldığını belirtiyor.


OLMAYAN SORUN YOK

Dergide yer alan habere göre projenin uzamasına neden olan bir diğer problem ise arkeolojik bulgular: "Tünel sistemi, dünyanın en büyük klasik dönem hazinelerinin birinin üzerinde bulunuyor. 2005 yılında, Marmaray'ın yeraltı istasyonlarından birinin yapılması planlanan noktada, M.S. 4. yüzyıldan kalma Theodosios Limanı ortaya çıktı. 'Portus Theodosios' olarak bilinen liman, modern tarihin en önemli arkeolojik bulgularından biri sayılıyor. İnşaattaki gecikmeler, günde bir milyon dolarlık bir kâr kaybına neden olsa da Türkiye, böyle bir arkeolojik keşfi göz ardı edemez. Özellikle AB'ye giriş sürecinde farklı kültürlerin mirasına göstereceği saygı, ülkeye artı puan olarak geri dönecektir. Ama Batılı bir ülke olduğunu ispatlamak için ileri teknoloji ve biraz mühendislik de göstermesi gerekiyor. İnşaat bugünlerde belirlenmiş yerlerde sürüyor. Arkeolojik çalışmalar, mühendislerin sabrını zorlamaya başlamış." Uluslararası Avrasyaconsult konsorsiyumu danışmanlarından Claus Iversen, "Bu bir arkeolojik proje mi, yoksa tünel mi inşa ediyoruz?" diye soruyor: "İnşaatla ilgili toplantılarımızın yarısı, arkeolojik bulguları konuşarak geçiyor. Projenin yeni bitiş tarihini söylediğimizde, Türkler 'Tabii, tabii,' diye alaycı cevap veriyor." diyor. Projenin koordinatörü Steen Lykke ise "Bu projede olmayan sorun yok," yorumunu yapıyor. Haberde, 'yüksek tansiyonlu projede' çalışan arkeologlar arasında da sorunlar olduğu anlatılıyor. Teksas Üniversitesi Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü'nden (INA) Prof. Cemal Pulak'ın ekibinin İstanbul Üniversitesi Konservasyon ve Restorasyon bölümüyle neredeyse hiç konuşmadığı belirtiliyor. Bunun nedeni de bu ekibin gemileri kazarken rahat davranmasına bağlanıyor. Haberde, Marmaray projesi Bizans'a benzetiliyor ve kazıdaki son dönemi olan Prof. Pulak'ın 'çok fazla entrika ve çok fazla ego' ile özdeşleşmiş bir projeden kaçarcasına ayrılacağı belirtiliyor.


Çatalhöyük'ten eskisi de var

22/09/2007

Konya'daki Boncuklu Höyük kazısında 'Çatalhöyüklülerin ataları'nın evine ulaşıldı. Yuvarlak tabanlı 10 bin yıllık yapı, Çatalhöyük'ün dikdörtgen evlerinden 1000 yıl daha eski

DHA - KONYA - Boncuklu Höyük'teki kazılarda, 10 bin yıllık bir evin temel kalıntılarına ulaşıldı. Konya'nın Çumra İlçesi'nde, Çatalhöyük'ün 10 kilometre güneyindeki Boncuklu Höyük'te bulunan ev, Anadolu'da yerleşik hayatın bilinenden 1000 yıl daha önce başladığını ortaya çıkardı.
Kazı başkanı İngiliz arkeolog Doç. Dr. Douglas Baird heyecanlı: "Bulgulardan burada yaşayan insanların henüz bilinmeyen bir nedenle Çatalhöyük'e göç ettiğini belirledik. Bir başka deyişle Çatalhöyüklülerin atalarının izini bulduk."
Geçmişi MÖ 8500-7500 yıllarına uzanan Boncuklu Höyük, iki yıldan beri yedi ülkeden 25 kişilik bir ekiple kazılıyor. Ekip kazılarda büyük ve küçükbaş hayvanların kalıntılarına, deniz kabuklarına, süs amaçlı boncuk ve koruma amaçlı sivri uçlu aletlere ulaştı. 19 Eylül günü bulunan ve 10 bin yıllık olduğu belirlenen evse, insanın göçebe hayattan yerleşik hayata geçişine ait Anadolu'daki ilk iz oldu.

Yerleşikliğin kanıtı: Çöplük

Liverpool Üniversitesi'nden Doç. Dr. Baird, duvarları yok olan sadece tabanına ulaşılan evle ilgili bilgi verdi:
"Çatalhöyük'teki dikdörtgen evlerin tersine Boncuklu Höyük'te oval yapıda bir ev tabanı gün yüzüne çıkarıldı. Belki de evde kamış ve ahşap duvarlar mevcuttu. Ancak bölgede çok uzun yıllar tarım yapılıp, hayvan otlatıldığı için bulgular büyük oranda yok edilmiş. Çalışma alanı etrafında çöp alanları bulunması da bize burada yerleşik hayat bulunduğunu gösteriyor."
Hem Çatalhöyük'te hem de Boncuklu Höyük'teki yerleşim yerlerinin içinde boyalı sıva kabartmalar olduğunu vurgulayan Baird, "Bu durum, Boncuklu Höyük'te oturanların Çatalhöyük kültürünü oluşturduğunu kanıtlıyor" dedi, "Her iki kazı alanındaki bulgulardan, burada yaşayan insanların henüz bilinmeyen bir nedenle Çatalhöyük'e göç ettiğini belirledik. Yıllardır 9 bin yıllık Çatalhayök'ün Anadolu'nun ilk yerleşim yeri olduğu düşünülüyordu. Ancak Boncuklu Höyük'teki 10 bin yıllık ev bu tezi değiştirerek, Anadolu'da medeniyetin 1000 yıl daha önceden başladığını gösterdi."
Boncuklu Höyük'teki kazı çalışmaları 10 yıl daha sürecek. Kazı başkanı İngiliz arkeolog Baird'e göre kazı tamamlandığında çiftçiliğin doğudan ve güneyden Avrupa'ya yayıldığı tezi kanıtlanmış olacak.



Haber Kaynağı


Dünyanın en eski çarşısı bulundu

05 Ağustos 2007

Roma dönemine ait 3 bin yıllık dükkanlar ortaya çıkarıldı

Hasankeyf ilçesinde Prof. Dr Abdusselam Uluçam Başkanlığında devam eden arkeolojik kazılarda dünyanın en eski alış veriş merkezlerinden olan ve 46 dükkandan oluşan antik çarşı ortaya çıkarıldı.

KAZDIKÇA TARİH FIŞKIRIYOR

Mayıs ayında eski kale yolunda başlayan Hasankeyf arkeolojik kazılarda binlerce yıllık tarih ortaya çıkarıldı. 8 akademisyen, 16 öğrenci ve 60 işçiyle Prof. Dr Abdusselam Uluçam başkanlığında sürdürülen Kazı çalışmalarında Roma dönemi ve öncesine ait 3 bin ile 3 bin 500 yıllık tarihi çarşı ortaya çıkarıldı. Roma döneminin yanı sıra Artuklu ve Osmanlı döneminde de kullanılan çarşının 46 dükkanı bulundu. 46 dükkandan oluşan antik çarşının dünyanın en eski alış veriş merkezlerinden biri olduğu tahmin ediliyor.

KALEYE GİDEN GİZLİ YOL BULUNDU

Bu yılki kazıların 3 ayrı bölgede gerçekleştiğini Belirten kazı Başkanı Prof. Dr Abdusselam Uluçam,özellikle aşağı kale yolu vadisinde bu yıl bir çok tarihi eserin ortaya çıkarıldığını açıkladı. Roma imparatorluğunun milattan önce 3 bin yıllarında dünyada ticarete en çok önem veren imparatorluk olduğunu ifade eden Uluçam, Hasankeyf’in mezopotamyanın merkezinde olması Roma imparatorluğu için ticaret merkezi olarak seçildiğini ve dünyanın en eski çarşılarından birinin Antik kentte kurulduğunu belirtti.46 dükkandan oluşan antik çarşının yanı sıra El Rızk Cami ile kale arasında ulaşımı sağlayan 250 metre uzunluğunda gizli bir yolunda ortaya çıkarıldığını açıklayan Prof, Dr Uluçam, bulunan antik yolun kaleden vadiye alışveriş yapmak için kullanıldığını tahmin ettiklerini belirtti.

KAZILAR KALE BAŞINDA DEVAM EDECEK

Kazıların eylül ayına kadar süreceğini söyleyen Prof. Dr. Abdusselam Uluçam, kale yolu vadisindeki kazıların bu hafta sona ereceğini,çalışmaların kale başında devam edeceğini açıkladı. Geçen ay yapılan kazı çalışmalarında 3 bin yıllık tarihi tandır ve ekmek teknesi de ortaya çıkarılmıştı.


Haber Kaynağı

Hitit Uygarlığı Gün Işığına Çıkıyor

01.10.2007

Çorum'un Ortaköy İlçesinde Bu Yılki Etabı Tamamlanan Şapinuva Kazılarında, Dini Törenlerin Yapıldığı Mekan ile Hitit Arşivleri Gün Yüzüne Çıkartıldı.

Çorum'un Ortaköy ilçesinde bu yılki etabı tamamlanan Şapinuva kazılarında, dini törenlerin yapıldığı mekan ile Hitit arşivleri gün yüzüne çıkartıldı.

Şapinuva Kazı Başkanı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Görevlisi Hititolog Prof. Dr. Aygül Süel, kazıları Trakya, İstanbul, Ankara, Hacettepe ve Ortadoğu Teknik Üniversiteleri Hititoloji, arkeoloji ve tarih bölümü öğrencilerinden oluşan 20 kişilik ekiple yaptıklarını söyledi. Şapinuva'da 2001 yılında başlattıkları jeofizik çalışmalarına bu yıl da devam ettiklerini belirten Süel, Ağılönü tabir edilen yerde yapılan çalışmalarda şu anda tespit edilen 12 kat olarak taş döşeme mekanın 2 dönümlük alanında ciddi bulgulara rastlandığını ve burasının aynı Boğazkale Hattuşa'da bulunan büyük tapınağa benzer bir mekan olduğunu ifade etti. Süel, "Ancak kazıların tam olarak yapılmasının ardından buranın işlevi belli olacak. Kazılarda çıkan eserler, burasının ciddi bir tapınak ve dini ayin yapılan bir yer olduğunu gösteriyor" dedi.

Kıt bir bütçeyle Hitit uygarlığını gün ışığına çıkarmaya çalıştıklarını, yetersiz ödenekle kazı çalışmalarının çok zor şartlarda yapıldığını dile getiren Süel, "Burada bir tarih yatıyor. Şapinuva'da kazı çalışmaları 100 yıl sürer, ancak yetersiz kıt bütçelerle kazı çalışmaları daha uzun yıllar sürebilir" diye konuştu.

Şapinuva'nın M.Ö 14. yüzyılda Hititler'e başkentlik yaptığını ve bu dönemde III. Tutalya ve Taduhepa'nın krallık yaptığı yönünde ciddi dokümanlar bulunduğunu açıklayan Süel, "Şapinuva, başkentlik yapmış bir merkez ve Hititler için önemli bir kent. Yapılan kazı çalışmalarımız sonrasında bulunan 3 büyük arşivde 4 bin çivi yazılı tablet bulundu. Tabletler burasının ne kadar değerli bir yer olduğunu gösteriyor" dedi.

Bu sene A binasının kuzeyinde ve Ağılönü'nde çalıştıklarını anlatan Prof. Dr. Aygül Süel, 9 Temmuz'da başlattıkları 2007 kazı sezonunda Hitit dönemine ait 197 parça çivi yazılı tablet, çok sayıda büyük çanak ve çömlek bulduklarını söyledi.


Haber Kaynağı

3 Bin Yıllık Meyve

25.09.2007

Mısır'da Firavun Tutankamon'un Mezarında 3 Bin Yılı Aşkın ve İyi Korunmuş 8 Sepet Meyve Bulundu

Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi'nin açıklamasında, arkeolojik keşfin, Konsey Başkanı Zahi Havas başkanlığında bir Mısırlı arkeolog ekibi tarafından, Krallar Vadisi'ndeki Tutankamon mezarının hazine odasında yapıldığı belirtildi.

50 cm boyundaki sepetlerde bulunan ve Eski Mısır'da ölülere sunulan bir tür hurma olan palmiye meyvesinin hala iyi durumda bulunduğunu belirten Mısırlı arkeologlar, buradaki kazılarda ayrıca 20 adet bir metre yüksekliğinde armut biçimli kaplara rastlandığını, bunların Firavunun öteki dünyaya yolculuğu için erzakla doldurulmak üzere konulduğunu düşündüklerini açıkladılar. 25.09.2007


Haber Kaynağı


Ekim 2007 Arkeoloji Haberleri



Define Macerası Faciayla Bitti

04 Ekim 2007

Oturdukları evin altında define arayan baba ve oğlu toprak altında kaldı.


Tekirdağ'ın Sarayı ilçesine bağlı Bahçedere köyünde define aramak için açtıkları çukurun çökmesi üzerine toprak altında kalan 1 kişi öldü, 2 kişi yaralandı.

Edinilen bilgiye göre, Bahçedere köyünde Vahit Zayım (61) ve İstanbul'da mali müşavirlik yapan oğlu Kazım Zayım (35), oturdukları evin odasında hazine olduğu gerekçesiyle yaklaşık 20 gündür odayı arkadaşı Cemal Bayrak (35) ile kazmaya başladı. Baba oğul Zayım ile Bayrak, komşularının şüphelenmemesi için kovalarla bahçeye taşıdıkları toprağın üzerini hayvan gübresiyle kapattılar.

Define aramak için 4 metre genişliğinde ve 8 metre derinliğindeki çukurda kazıyı sürdüren Vahit ve Kazım Zayım ile Bayrak, çöken toprağın altında kaldılar. Evde yaşayan diğer kişiler odaya gittiklerinde Vahit Zayım ile Bayrak'ın boğazına kadar toprağa gömülü, Kazım Zayım'ın ise toprak altında kaldığını gördüler. Jandarma ve köylülerin yardımıyla 2,5 saat süren kurtarma çalışmaları sonucunda toprak altından yaralı olarak çıkarılan Vahit Zayım Çorlu Devlet Hastanesine, Bayrak da Saray Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Kazım Zayım'in ise toprak altından cesedi çıkarıldı. Vahit Zayım ve Bayrak'ın sağlık durumlarının iyi olduğu belirtildi.

AA

Haber Kaynağı

Hitit Eserleri Miniatürk'te

5 Ekim 2007

Hattuşa ve Alacahöyük'teki 'Hitit Surları, Aslanlı Kapı ve On İki Yeraltı Tanrısı' eserleri İstanbul'daki Miniatürk'te sergilenecek.

Çorum Sanayici ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kayılı, eserlerin Miniatürk'te sergilenmesi amacıyla başlatılan çalışmalarda son aşamaya gelindiğini söyledi.

Kayılı, Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından toplam 105 eserin sergilendiği Miniatürk'te Çorum'un turizm değerlerinin de tanıtılması amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miniatürk İşletme Müdürlüğü ile anlaşma sağladıklarını hatırlattı.

Parkta sergilenecek olan Hattuşa ve Alacahöyük'teki 'Hitit Surları,Aslanlı Kapı ve On İki Yeraltı Tanrısı' eserlerinin maketlerinin bir, iki ay içinde tamamlanacağını belirten Kayılı, proje ile ilgili 21bin YTL'lik masrafların 9 bin YTL'sinin İl Özel İdaresi'nce, 12 binYTL'sinin de Çorum Sanayici ve İşadamları Derneği tarafından karşılandığını kaydetti.

Miniatürk'te, 40 ilden 45 eser yer alıyor.


Haber Kaynağı

Sergi ve Arkeoloji Söyleşileri

07 Ekim 2007

12.000 Yıl Önce "Uygarlığın Anadolu'dan Avrupa'ya Yolculuğunun Başlangıcı" Neolitik Dönem

26 Eylül - 9 Aralık 2007 Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Almanya'da Karlsruhe, Badisches Landesmuseum'da, 19 Ocak 2007'de, Türkiye ve Almanya Cumhurbaşkanlarının himayesinde ziyarete açılan "İnsanlığın En Eski Anıtları, 12.000 Yıl Önce Anadolu" sergisinin İstanbul'da tekrarlanması görevini, Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi üstlendi.

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, daha önce Troya, Hititler, Urartu ve Çatalhöyük sergileriyle, M.Ö. 9.000-7.000 yıllarının yaşamıyla tanıştırmıştı bizi. "Uygarlığın Anadolu'dan Avrupa'ya Yolculuğunun Başlangıcı" Neolitik Dönem sergisi ise ziyaretçilerini daha eski zamanlara götürüyor: 12.000 yıl önce yerleşik yaşama geçiş, tarımsal yaşamın başlangıcı, mimaride devrim, inanç sistemi, günlük yaşamı yönlendiren soyut-somut kavramlar...

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nü ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş.'nin işbirliğiyle açılan "Uygarlığın Anadolu'dan Avrupa'ya Yolculuğunun Başlangıcı" sergisi, Karlsruhe, Landesmuseum'da açılan serginin Güneydoğu Anadolu bölümünü kapsıyor. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan'ın danışmanlığında hazırlanan sergiye, Prof. Dr. Harald Hauptmann, Prof. Dr. Ufuk Esin, Prof. Dr. Vecihi Özkaya, Prof. Dr. Nur Balkan Atlı, Prof. Dr. Klaus Schmidt, Doç. Dr. Mihriban Özbaşaran, Çiğdem Köksal Schmidt, Doç. Dr. Aslı Erim Özdoğan ve Prof. Michael Rosenberg ve Prof. Olivier Aurenche de destek verdi.


Arkeoloji Söyleşileri I "Yaşamın İlkleri"


9 Ekim Salı

Konuşmacı: Prof. Dr. Mehmet Özdoğan
Yer: Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30

M.Ö. 12000 yılında başlayan neolitik yaşam biçimi ve bunun bin yıllar içinde Avrupa'ya doğru yayılımı konuşulacak olan arkeoloji söyleşilerinin ilkine bekliyoruz...

Sanat Dünyamız "Çağdaş Sanat Konuşmaları"

16 EKİM 2007

Konu: Çağdaş Sanat Konuşmaları -4
Koleksiyon, Koleksiyonerlik ve Müzecilik
Moderatör: Levent Çalıkoğlu
Konuşmacı: Ali Artun
Yer: Sermet Çifter Salonu, 18.30

Çağdaş Sanat Konuşmaları 4. yılında son dönemde üzerinde çok konuşulan "Koleksiyon, Koleksiyonerlik ve Müzecilik" olgusuna odaklanıyor. Koleksiyonerler, müzeciler, uzmanlar, danışmanlar, sanatçılar ve alanın diğer aktörleri, bir koleksiyon oluşturmanın yapıtaşlarını ve koleksiyonun nihai sonucu olarak müze fikrini tartışıyor. Dizinin yöneticisi Levent Çalıkoğlu’nun bu dönem ilk konuğu Ali Artun 1972’de ODTÜ Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. Fordizm ve Mühendisin Dönüşümü adlı kitabını, mimarlık üzerine araştırmalar yürüttüğü sırada yazdı. 1980’den sonra Ankara Çağdaş Sahne Kültür Merkezi’ni yönetti. 1984’te Galeri Nev’in kuruluşuna katıldı. Aralarında Resme Bakan Yazılar ve Arslan Defterler’in bulunduğu 100’ü aşkın sergi ve yayının yanı sıra Ankara’da 1950-2000, Kopenhag’da Ben Bir Başkası, İstanbul’da Mübin Orhon sergilerini hazırladı. Sanart’ın kuruluşunda yer aldı. Halen İletişim Yayınlar’ında sanat-kültür-politika-eleştiri konularında eserlerin derlendiği “Sanathayat” dizisini yönetiyor.
Kitaplarından bazıları: Modernliğin Sınırında Sanat-Eleştiri, Özerklik, Siyaset, (2006), Müze ve Modernlik. (2006).

Arkeoloji Söyleşileri II "Göbekli Tepe"


23 Ekim 2007

Konuşmacı: Prof. Dr. Klaus Schmidt
Yer: Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30

Arkeoloji konuşmalarının ikincisi olan bu söyleşide; son yüzyılların en önemli neolitik yerleşim alanı Göbekli Tepe'nin bulunuşu ve sürmekte olan çalışmaları Göbekli Tepe'yi ilk olarak kazan ve hala kazı çalışmalarını yürüten Klaus Schmidt'ten dinleyecek.


Fotoğraf Kulübü "Mimarlık ve Fotoğraf İlişkisi"

24 EKİM 2007

Konu: Mimarlık ve Fotoğraf İlişkisi
Moderatör: Merih Akoğul
Konuşmacı: Cemal Emden
Yer: Sermet Çifter Salonu, 18.30


Bu toplantıda, önemli mimari fotoğraf çalışmalarına imza atmış, mimarlık mesleğinin deneyimlerini fotoğraf üzerinde başarıyla uygulayan Cemal Emden'in işlerinden örnekler eşliğinde fotoğraf-mimarlık konuları ele alınacak.


Arkeoloji Söyleşileri III "Körtik Tepe"


30 Ekim Salı

Yukarı Dicle Vadisinde Yeni Bir Uygarlık Merkezi: Körtik Tepe

Konuşmacı: Prof. Dr. Vecihi Özkaya
Yer: Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30


Bu ayki arkeoloji söyleşilerinin sonuncusu olan bu etkinlikte; Anadolu'daki yerleşik düzene geçişin en erken örneklerinden birisi olan Körtik Tepe aynı zamanda küresel kültürel birikimin ilklerine de tanıklık yapmaktadır. Dolayısıyla yerleşik düzen kültürel üretim ve sosyokültürel dokunun en erken ve en yetkin örneklerinden birisi olan Körtik Tepe konuşulacak...


Tüm Etkinlikleri Öğrenmek İçin
Haber Kaynağı

İran da 8000 Yıllık Küçük Bir Köy Keşfedildi.

07.Ekim 2007

Mazandaran da bölgeyi sınırlandırmak için yapılan sondaj çalışmaları esnasında mimari tabaka keşfedildi ve arkeologlar tarafından 8000 yıl öncesine giden prehistoric bir yerleşmenin izleri olduğu iddaa edildi. bölgedeki arkeolojik araştırmalar 3 yıl önce kültür mirası ve turizm bakanlığı ile İran ulusal müzesi tarafından başlatılmıştı. Kazı başkanı Ali Mahforouzi, ele geçen taş alet buluntuların İ.Ö 6. bin yıla kadar gittiğini ve bu bölgede bir neolitik yerleşimin olduğunu söyledi.


Özet Çeviri: (ARCHAEOclub)Nihat Tekdemir

Haber Kaynağı

Konferans "Kaman-Kalehöyük Kazıları (1985-2006)"


         

En Eski Aşıklar Diyarbakır'da

08 Ekim 2007

Diyarbakır'da 8 bin yıl öncesine ait, birbirine sarılı halde gömülen bir çiftin mezarı bulundu. Mezarın geçen yıl İtalya'da bulunan iki sevgilinin cesedinden yaklaşık bin yıl daha eski olduğu saptandı.

    

Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan tarihi eserlerin kurtarılması amacıyla Hakemi Use Tepesi'ndeki kazılarda, tarihi eserlerin gün ışığına çıkarılması sürerken, Mezopotamya toprakları insanlık tarihiyle özdeş olan aşkın ölümsüzlüğüne bir kez daha tanıklık etti.


MEZOPOTAMYA'NIN İZLERİ

Kazıda Yeni Taş Çağı dönemine ait mezarda birbirine sarılı ve sevgili oldukları değerlendirilen kadın ve erkek iskeletleri bulundu. Bu mezarın geçen yıl İtalya'nın kuzeyinde Verona şehri yakınlarındaki Mantua kazısında gün ışığına çıkartılan ve MÖ 5000'lere tarihlendirilen bir erkek ve bir kadının gömülü olduğu mezardan yaklaşık bin yıl daha eski olduğu bildirildi. Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Halil Tekin, Mezopotamya uygarlığının çok önemli bir döneminin varlığını Türkiye sınırları içerisinde tespit ettiklerini söyledi.

AŞK CİNAYETİ OLABİLİR

Yaklaşık MÖ 6 bin 100 tarihlerine ait bu mezardaki iskeletler incelenmek üzere Hacettepe Üniversitesi'ne götürüldü. Tekin, ''30’lu yaşlarda bir erkek ve 20’li yaşlarda bir kadın, yan yana gömülmüş. Gömme şekillerinden aynı zamanda öldüklerini anlıyoruz. Bireylerin ölüm nedenleri bir aşk cinayeti de olabilir. Bugüne kadarki kazılarda saptanmış dünyanın en eski aşıklarına ait mezarı bulduk'' dedi.



Haber Kaynağı


Tarih Çöpten Çıktı!

10 Ekim 2007

Bodrum'da 1. dereceden 3. derece arkeolojik sit alanına çevrilip üzerine villa yapılan bölgeden tarihi parçalar çıktı; eserler molozlarla birlikte çöpe atıldı



YAŞAR ANTER Bodrum DHA

Bodrum'da 1. derece arkeolojik sit alanıyken 3 yıl önce 3. derece arkeolojik sit alanına çevrilerek yapılaşma izni verilen bölgede yapılan villa inşaatının temel kazısında çıkan tarihi eserler çöpe atıldı. Olay, eski müze çalışanının kaymakamlığa ihbarıyla ortaya çıktı. Çarşı Mahallesi Mars Mabedi Caddesi'nde, müteahhit Rıza Kösem'in yaptığı 4 villanın hafriyatından yaklaşık 1 yıl önce çıkarılan eserler, kimseye bilgi verilmeden moloz gibi yandaki boş arsaya atıldı. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde 23 yıl iç hizmetler şefi olarak çalışıp 5 yıl önce emekli olan ve aynı mahallede oturan Ali Uçarer, önceki gün kaymakamlığa suç duyurusunda bulundu ve tarihe yapılan saygısızlığa daha fazla tahammül edemediğini söyledi.

2000 yıllık eserler

Uçarer, suç duyurusunda şu ifadelere yer verdi: "1800-2000 yıllık tarihin çöpler arasında kaderine terk edilmesini ve yağmalanmaya karşı davetiye çıkarılmasına dayanamadım. Daha önce de müzeyi birçok kez uyarmıştım. Eserlerin durumunu fotoğraflarıyla birlikte kaymakamlığa iletip acil tedbir alınması gerektiğini, aksi taktirde paha biçilmez eserlerin çalınacağını söyledim. " Uçarer, durumu eski müze müdürü Oğuz Alpözen'e de iletti. Kepçe ve iş makineleriyle çıkarılıp taşınırken kırılan eserleri inceleyen Alpözen, bunların MS 2'nci yüzyıldan kalma, kentin stoasına (antik Yunan'da üstü kapalı sütunlu yol) ait paha biçilmez eserler olduğunu söyledi.

6 sütun başı, kemerler

Latince, Halikarnassos yazılı sütunlar, stoaya ait kalıntılar, 6 sütun başı ve kemerlerin, ünlü İngiliz araştırmacısı Charles Newton'ın 1856-1858 yılları arasında antik Halikarnassos kentinde yaptığı araştırmalarda bulduğu ilk Dor Stoası'na ait eserlerin devamı olduğu belirtildi. Sualtı Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız ise olayı DHA muhabirinden duyduğunu söyledi.


Milliyet


Kopenhag da Tarihi Roma Mezarlığı

11 Ekim 2007

Arkeologlar Kopenhag'ın dış mahallelerinden birinde içinde 30 mezar ile birlikte İ.S 300 lere tarihlenen bir roma mezarlığı buldular.



Arkeolog Rune Iversen bu durumun sıradan olmadığını ve danimarkada bir bölgede çok sayıda eski roma mezarları ile karşılaşmalarının çok nadir olduğunu söyledi.

Mezarlık tam olarak Kopenhag'ın güneybatısındaki Ishoej bölgesine lokalize edilmiş ve Kroppedal müzesinden akeologlar işlerini tamamlayana kadar da gizli tutulmuştu ancak hiç bir arkeolog yorum yapabilmek için gerekli veriye ulaşamadı.

Arkeologlar kolyeler, diğer kişisel eşyalar ve buna ek olarak beslenmekte kullanılan keramikler buldular.Rune Iversen " buda bizim nüfusun zengin olan kısmıyla uğraştığımız gösteriyor objelerin ölü ile birlikte yakılması durumu ele vermekte ve kişinin sosyal statüsüne ışık tutmaktadır" dedi.

The Roskilde Dagblad Newspaper'ın haberine göre kazı çalışmalarının Kasımın başlarında tamamlanması planlanmaktadır.


Özet Çeviri: (ARCHAEOclub)Nihat Tekdemir
orjinal haber

Villamız Tapınak Manzaralıdır

11 Ekim 2007

Bodrum'daki villa inşaatında bulunup kaderine terk edilen tarihi eserler, 'düz hale getirildi'.



Bodrum Sualtı ve Arkeoloji Müzesi Yaşar Yıldız'ın talimatıyla Çarşı Mahallesi Mars Mabedi Caddesi'ndeki arsaya iki arkeolog gitti. İnşaat sahibi de eserleri molozların altından çıkarıp düzgün biçimde dizdi. Arkeologlar eserlerin çıktığı yerde Mars Tapınağı kazısı yapılması için proje hazırlandığını söylerken inşaat sahibi Rıza Kösem, "Dört villa bitince zaten ben de burda eserleri sergileyecektim" dedi.


Radikal


Tarihi Hamam Gün Yüzüne Çıkarılıyor

11 Ekim 2007

Şeyh Muhittin Hamamı'nda restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi.



İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı 3000 yıllık tarihi Birgi beldesinde 15. yüzyıl mimarisi olan Derviş Ağa Medresesi ve medresenin karşısındaki Şeyh Muhittin Hamamı'nda restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü bildirildi. Alınan bilgiye göre, 17. yüzyıl vakfiyesi Şeyh Muhittin Hamamı'nın ikinci bölümünün kazı çalışmalarına, İzmir 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan alınan izinle başlandı.


Sabah

Alacahöyük Antik Kenti'nde 32 Asırlık Hitit Barajı

10 Ekim 2007

3247 yıllık baraj taş gibi

Alacahöyük Antik Kenti’nde 32 asırlık Hitit Barajı, yüzyıllar sonra yeniden tarım alanlarının sulanmasında kullanılıyor. Hititlere başkentlik eden coğrafyanın içindeki üç yerleşim yeri olarak bilinen Alacahöyük'teki arkeolojik çalışmaların başkanlığını yapan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, "Hitit Barajı'yla ilgili ilk araştırmaların ve yüzey incelemelerinin 1907 yılında gerçekleştirildiğini anımsattı. Sistemli kazılara ise 1936 yılında Büyük Önder Atatürk'ün talimatıyla başlanıldığını ifade eden Çınaroğlu, Alacahöyük'te daha önce bataklık bir halde olan Hitit Barajı'nın yapılan kazı çalışmalarıyla 2003 yılında işlevselliğinin tespit edildiğini bildirdi.

Tabletlerden Bilgi

Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, baraj konusunda Hititlere ait tabletlerden bilgi edindiklerini belirterek, söz konusu barajın Hitit Kralı IV. Tudhalia tarafından Tanrıça Hepat’a atfen yapıldığını kaydetti. Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, Hititlerin Anadolu’da MÖ 1200’lü yıllarda yaşanan kuraklık üzerine MÖ 1240 yılında Orta Anadolu’da 11 ile 13 baraj inşa ettirdiğini belirterek, "Bu barajlardan Alacahöyük’teki hariç hepsi işlevini yitirdi. Alacahöyük’teki baraj ise kaynak suyu gövdesi içinden çıktığı için bu su, günümüze kadar akmaya devam etmiştir" dedi.

Çimento Yerine Dolgu Kullanmışlar

Barajın taş dolgu setinin bugünkü barajların yapım tekniği ile aynı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Çınaroğlu, ancak Hititlerin barajın gövdesindeki kaya dolgusunda çimento yerine kil kullandıklarını kaydetti. Çınaroğlu, Hititler döneminde barajın içme ve sulama suyu olarak kullanıldığını anlattı.

3247 Yıl Sonra

Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, "Antik çağda, bu barajdan içme suyu olarak kullanılacak su, bir havuzda toplanmış. Havuzdan da filtrelerle temizlenip arıtıldıktan sonra, 2 kilometre uzaklıktaki kent merkezine götürülmüş" diye konuştu. Prof. Dr. Çınaroğlu, "Baraj 3247 yıl sonra ilk kez antik bir baraj asıl işlevini yürütüyor" diye konuştu.


Hürriyet


Çemberlitaş Sütunu 2001'den Beri Restore Ediliyor.

10 Ekim 2007

Çemberlitaş'ın 5 yılda sadece mermeri temizlendi



1985'te Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınan Çemberlitaş sütunu 2001'den beri restore ediliyor. 1999 Marmara Depremi'nde zarar gören tarihî Çemberlitaş sütununun restorasyonu, 5 yıl geçmesine rağmen tamamlanamadı.

UNESCO tarafından 1985'te Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınan tarihî sütunun, geçen süre içinde sadece üst mermer başlığı temizlendi ve kılcal çatlakların enjeksiyonu tamamlandı. İstanbul'a gelen turistlerin yüzde 80'inin ziyaret güzergâhı üzerinde olan sütun, 5 yıldır inşaat iskelesiyle çevrili. Restoreyi yürüten Büyükşehir Belediyesi, Anıtlar Kurulu kararları sebebiyle çalışmanın ne zaman biteceği konusunda tarih veremezken, bölge esnafı da inşaat görünümündeki yapının Türkiye'nin imajına zarar verdiğine dikkat çekiyor.

Bizans İmparatorluğu başşehrinin Roma'dan İstanbul'a nakli sebebiyle imparator Konstantin şerefine dikilen 1700 yıllık tarihî sütun, özgürlüğü ve tek tanrılı dini simgeliyor. Halk, sütunun dibinde bir oda olduğuna ve bu odada Hıristiyanlığa ait kutsal emanetlerin bulunduğuna inanıyor. Bu yüzden İstanbul'a gelen turistlerin çoğunluğu Sultanahmet ve Ayasofya ile Kapalıçarşı arasındaki geçiş noktasında bulunan Çemberlitaş'ı ziyaret etmek istiyor. Sütun 1999 depreminde hasar görünce onarılması gündeme geldi; ancak 2001 yılına kadar hiçbir kurum konuyla ilgilenmedi. 2001 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi, sütunun restore işini üzerine aldı. 392 bin 311 YTL ihale bedeliyle işi Afa şirketine veren belediye, restorasyonda gelinen noktayı şöyle özetliyor: "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararına göre arkeolojik restorasyon konusunda uzman bir öğretim elemanı görevlendirildi. Sütunun mermer başlığının temizliği bitmiş ve enjeksiyonları tamamlanmıştır."

Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre çalışmaların gecikme sebebi olarak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararları gösteriliyor. Restorasyonun her aşamasında kurula sorduklarını anlatan Büyükşehir Belediyesi şu açıklamayı yapıyor: "Eski eserlerin restorasyonu önemlerine binaen her aşamasında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun onayına tabi çalışmalardır."

Çemberlitaş'ın şantiye görünümü turistleri rahatsız ediyor. Sütunun tam karşısında bulunan tarihî hamama gelen turistlerin bu durumdan şikâyetçi olduğunu söyleyen hamam sahibi Ruşen Baltacı, "5 yıl önce gelen bir turist, geçenlerde yine geldi. Bize sordu. '5 yıl önce geldiğimde de bu sütun inşaat halindeydi, şimdi de. Özellikle mi yapmıyorlar?...' Biz ise bu soruya cevap veremedik." dedi. Çemberlitaş'ın bütün turistik kitaplarda gezi yeri olarak gösterildiğine dikkat çeken Baltacı, "Bu durum Türkiye'nin imajına zarar veriyor. Bölge esnafı da bundan etkileniyor. Bu çirkin görüntüye bir an önce son verilmeli." diyor.

Semavi Eyice: Böyle restorasyon görmedim

Bizans dönemi çalışmaları ile bilinen sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice, 40 yıl Anıtlar Kurulu'nda görev yaptığını belirterek, Çemberlitaş için yapılan restorasyon gibi bir çalışma görmediğini söyledi. Kurul'da her iş için her defasında ayrı ayrı karar verilmeyeceğini ifade eden Eyice şöyle konuştu: "Her iş için her defasında karar alınmaz. Bir defa görüşülür, şunlar şunlar yapılacak denir ve yapılır." 9 yıldır Anıtlar Kurulu'ndan uzak kaldığını ve eski eserlerden anlayan kişilerin kalıp kalmadığını bilemeyeceğini kaydeden Eyice, "Bu kadar inceden inceye kararlar görmedim. Bu böyle olmaz. Ya değilse bu işin sonu gelmez." dedi.


Zaman


TCDD'den kendi 'Sit'ine Dava

15 Ekim 2007

TCDD, Haydarpaşa Garı, limanı ve çevresiyle ilgili Anıtlar Kurulu’nun koruma kararının iptali için dava açtı.



İstanbul 5 Numaralı KTVK Bölge Koruma Kurulu 26 Nisan 2006’da Haydarpaşa Gar binası ve limanı ile çevresini ’Kentsel ve Tarihi sit’ olarak tescil etti. TCDD Genel Müdürlüğü, korumanın genişliği nedeniyle fiziki müdahale yapılamadığını gerekçe gösterip kararın gözden geçirilmesi için Kurul’a başvurdu. Kurul, 21 Haziran 2006’da daha önce aldığı kararın devamına karar verdi. TCDD 26 Ekim 2006’da aynı gerekçeyle Kurul’a başvurdu; 7 Mart 2007’de yine ret yanıtı aldı. İtirazlarından sonuç alamayan TCDD, Koruma Kurulu’nun her üç kararının iptali için, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na izafeten İstanbul 5 Numaralı KTVK Bölge Kurulu hakkında İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

Gelir Sağlayacağız: Başvuruda ’Haydarpaşa Port’ projesine gönderme yapılarak gar ve liman sahasında gerçekleştirilecek yapılaşmanın ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağı öne sürüldü. Başvuruda, gar dışı alanların koruma dışı bırakılması için üç kararın iptali istendi. TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Ulaştırma Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı’nı karşı karşıya getiren dava nedeniyle, 1. İdare Mahkemesi’ne başvurarak müdahale isteminde bulundu. TCDD’nin davasının reddi istenen başvuruda şöyle denildi: "Bu proje ile İstanbul ve Anadolu’nun demiryolu ve ulaşım bağlantısı yok edilip, tarihi-kültürel değerler yağmalanacaktır."



Hürriyet / Ali Dağlar


En Eski Duvar Resmi Bulundu

12 Ekim 2007

ŞAM - Fransız arkeologlar, Suriye'nin kuzeyinde 11 bin yaşında bir duvar resmini gün yüzüne çıkardı.



ŞAM - Fransız arkeologlar, Suriye'nin kuzeyinde 11 bin yaşında bir duvar resmini gün yüzüne çıkardı. 2 metrekarelik resim, Fırat Nehri kıyısındaki Neolitik çağ yerleşimi Djade El-Mughara'da yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı. Karbon testiyle İ.Ö. 9000 yılları civarında yapıldığını belirlenen resim, bugüne dek dünyanın en eski resmi olarak bilinen Çatalhöyük'teki resimden 1500 yıl daha yaşlı.


Radikal

"Sınır Ötesi Hazine Hareteki"

13.10.2007

Tarihi eser kaçakçılığı için komutanına rüşvet öneren albaya 3 yıl hapis cezası az bulundu.



Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda görevli bir albay ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan bir astsubayın, ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra yağmalanan müzelerden çalınan tarihi eserleri Suriye'den kaçırmak için yaptıkları "sınır ötesi hazine harekatı", Hatay'da sınır karakolunda görevli komutanın dürüstlüğü sayesinde önlendi.

"PKK'dan önce eserleri almamız gerekiyor" diyen albay ile 300 bin dolar rüşvet öneren astsubay askeri mahkemede "rüşvet vermeye teşebbüs" ten 3'er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, Askeri Yargıtay Daireler Kurulu cezaları yetersiz bulunca sanıkların yeniden yargılanmasına karar verildi.

GÖMÜLDÜĞÜ YERİ ÖĞRENDİ

ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra özellikle Bağdat'tan paha biçilmez tarihi eserler kaçırıldı. Bu eserlerden bazılarının Türk sınırına yakın bölgede Suriye'de gömüldüğü yeri öğrenen Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim Doktrin Komutanlığı'nda görevli Albay S.A. ile Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan Astsubay A.U. sınır ötesine geçmek için müthiş bir plan yaptı. Albay S.A. 6-7 Kasım 2003'te yıllık izin alarak İskenderun'a gitti ve Orduevi'ne yerleşti. Astsubay A.U. da aynı tarihlerde doktor raporuyla üç günlük istirahat alarak İskenderun'a geçti.

Albay, Suriye sınırındaki Alim Hudut Karakoluna geçerek kimliğini gösterdi ve karakol komutanı Kıdemli Başçavuş H.A.'ya, "Sınırın hemen karşısında, Bağdat soygunundan kalma tarihi eserler gömülü. Yarım saatlik işimiz var. Eserleri alacağız" diyerek, Suriye'ye geçmek için izin istedi. Ancak karakol komutanı izin vermedi. Albay sınırı geçmekte başarılı olamayınca devreye Özel Kuvvetler'de görevli Astsubay girdi. Astsubay A.U. sınır karakol komutanını aradı. Astsubay A.U. "Sana da 300 bin dolar veririz. Miktar biraz oynayabilir" diyerek rüşvet teklif etti.

Sınır Karakol Komutanı Kıdemli Başçavuş H.A. teklifleri reddetmekle kalmayıp şikâyette bulundu. Dava sonunda Askeri Mahkeme albay ve astsubayı, rüşvet suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırdı, ardından hapis cezasını 3 yıla indirdi ve erteledi. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu sanıkların cezaları yetersiz bulunca sanıkların yeniden yargılanmasına karar verildi.


Sabah

Tarihi Kapının Sonu Bir Yağmura Bakıyor

01Ekim 2007

Kentin ayakta kalan en önemli yapısı durumundaki Alakapı'ysa zamana karşı direncini yitirmek üzere.



Anadolu'da 20'nci yüzyıldan beri çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Anavarza kentinin sembolü Alakapı, yağacak ilk şiddetli yağmurla yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Adana'nın Kozan ilçesi yakınlarında bulunan, Ortadoğu tarihindeki en geniş caddeye sahip olan Anavarza, kalesi, stadyumu, amfitiyatrosu, yüzlerce yıl önce barındırdığı 50 bine yakın nüfusuyla dünyanın en önemli antik kentleri arasında gösteriliyor. Kentin ayakta kalan en önemli yapısı durumundaki Alakapı'ysa zamana karşı direncini yitirmek üzere.

Kış yağmurları zarar verecek

M.S. 2. yüzyılda yapılan ve kentin güney yönünde anıtsal bir giriş olarak tasarlanan kapı 'Zafer kapısı' olarak da anılıyor. Yüzyılları hasarsız deviren eserin 1948'de batı kemeri yıkıldı, 1998'deki depremde de hasar gördü, son olarak geçen şubat ayındaki yoğun yağmurda orta kemerinin güney taş dizisi döküldü. Orta kemeri sağlam tutacak özelliğin kalmadığını belirten İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, kış yağmurlarıyla bu bölümün yıkılmasının kaçınılmaz göründüğünü söyledi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü'nden Doç. Dr. Yegan Kahya sorumluluğunda Alakapı için restorasyon projesi çalışması yapıldı, kapının fotogometrik ve jeodezik özellikleri belirlendi. Mimari hasarlar incelendi, röleve çalışması oluşturuldu.

Domino misali yıkılabilir

Sonuçları aktaran Sayar "Yapı büyük tehlike altında. Ana müdahale olarak, büyük kemerdeki taşıyıcı sistemin acilen desteklenmesi ve restorasyonuna başlanması gerekiyor. Ancak girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Kapının bulunduğu yolun trafiğe kapatılması gerekir. Önlem alınmazsa, Arkeo Park Projesi'nin de en önemli ayağı Alakapı bir yağmurda, önce kapının orta kemerinde yerinden oynayan dördüncü taş düşecek, ardından tüm eser, domino misali yerle bir olacak. Eser, büyük olasılıkla, son yılını yaşıyor" dedi.

Antik kent, İ.Ö. 19 yılında bir Roma kent merkezi olarak kurulmuş. Kilikya bölgesinde düzenlenen şenliklerin ve olimpiyatların merkezi olarak kullanılan Anavarza, Bizans döneminde de korunmuş, 8'inci yüzyıldan itibaren Abbasiler, Selçuklular, Bizans ve Haçlılar arasında el değiştirmiş ve bir süre Ermeni krallığının merkezi olmuş. Ovadaki surlar ve kayalık kesim olmak üzere iki bölümden oluşan kentin sembolü Alakapı'nın kuzeydoğusunda tiyatro ve kapının hemen önünde stadyum kalıntıları yer alıyor. Antik kentin yanındaki Anavarza kalesi ise 200 metre yüksekliğindeki bir tepede. Kalenin içinde, Ermeni Prensi Toras'ın yaptırdığı bir de küçük kilise var.


Radikal

Tarihi Tahrip Edene, "Mimar polisler" Göz Açtırmayacak

15 Ekim 2007

İstanbul'un '2010 Avrupa Kültür Başkenti' ilan edilmesinin ardından kentteki tarihî yapıların bakım-onarım ve denetimine de hız verildi.



2010'da 'Avrupa Kültür Başkenti' olacak İstanbul'da, yetkililer işi sıkı tutuyor. Kentteki tarihî dokuyu görecek turistlerin hayal kırıklığı yaşamaması için eski binalar, mimarlardan oluşan ekiplerle korunuyor. Denetimler yedi gün yirmi dört saat sürüyor.

İstanbul'un '2010 Avrupa Kültür Başkenti' ilan edilmesinin ardından kentteki tarihî yapıların bakım-onarım ve denetimine de hız verildi. Büyükşehir Belediyesi de kentteki tarihî binaları denetlemek için mobil ekipler kurdu. Türkiye'de ilk kez Büyükşehir Belediyesi Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürlüğü'ne bağlı mimar ve uzmanlardan oluşan mobil ekipler, tarihî yapıları tahrip edenleri tespit etmek için denetime çıkıyor. Denetleme ve koruma mimarları, polis gibi yedi gün yirmi dört saat çalışıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürlüğü'ne (KUDEB) bağlı ekipler kentteki tarihî eserleri tahrip edenleri, onarım iznine uygun olarak tadilat yapmayanları anında tespit ederek gerekli yasal işlemleri başlatıyor. Kendilerine tarihî eserlerin 'teknolojik zabitleri' adını koyan KUDEB'in denetleme mimarları, sürekli İstanbul'u dolaşıyor. Denetime çıkan ekipler en az iki kişiden oluşuyor. Bir mimar ve uzmanlığını Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan alan uzmandan oluşan ekip, restore edilen yapılardaki çalışmaların aslına ve onarım iznine uygun olarak yapılmasını denetliyor. Geçmiş yıllarda tarihî bir evin bakım-onarım izni iki yıl sürerken şu an bir haftada izin alınabildiğini kaydeden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma, Uygulama ve Denetim Müdürü Mehmet Şimşek Deniz, "Burada alınan izin doğrultusunda çalışmalar yapılıyor ve bu çalışmalarda mimar arkadaşlarımız sürekli denetim yaparak aksi durumda bir çalışma yapıldığını tespit ettikleri zaman müdahale ediyor. " dedi. Ekipler, tarihî eserlerdeki bozulma ve tahribatları tespit ederek eserle ilgili bilgi ve resimleri internet donanımlı araçlarla anında KUDEB otomasyon sistemine giriyor.


Zaman / Yasin Kılıç



Arkeo-Kent ile Foça Tanıtılacak

15 Ekim 2007

Yaşayan kent ile antik kentin bütünleşmesini, Türkiye'nin dünyaya açılan kapılarından biri olmasını sağlayacak Foça'daki projeler yılbaşında başlayacak.



Bugünkü Batı Uygarlığı'nı kuran en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilen İonlar'ın en büyük kenti Phokaia ve üzerindeki modern Foça ilçesini "Arkeo-Kent"konumuna getirecek projeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından sahiplenildi. Yaşayan kent ile antik kentin bütünleşmesini, Türkiye'nin dünyaya açılan kapılarından biri olmasını sağlayacak Foça'daki projeler yılbaşında başlayacak.

Büyükşehir Belediye Meclisi, Ekim ayı olağan toplantısında, tarihi dokunun, kent tarihi bakımından önem taşıyan mekanların ve işyerlerinin korunmasını sağlamak, onarımını yapmak, korunması mümkün olmayanların da aslına uygun olarak yeniden inşa edilmesi için İZSU Genel Müdürlüğü'ne yetki verdi. Bu yetki, ilk olarak Foça Arkeo-Kent projesini gerçekleştirmek için kullanılacak.

Müze olacak

İZSU Genel Müdürlüğü, Büyükşehir, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Foça Belediyesi'nin de katkılarıyla Phokaia Kazıları Başkanı Prof. Dr. Ömer Özyiğit'in Arkeo-Kent Planı kapsamındaki projeleri, tek tek yaşama geçirecek. İZSU, Athena Tapınağı'nın üzerinde yer alan eski ortaokul binasını yıkacak. Cemil Midilli Lisesi'nin yanına prefabrik bir okul binası yaparak, eğitim ve öğretimin burada sürmesini sağlayacak. Lise binası da Athena Tapınağı'ndan çıkan eserlerin sergilenmesi için müzeye dönüştürülecek. Bu çalışmaların, 2008 yılının ilk haftalarından itibaren başlayacağı bildirildi.


Haber Kaynağı


Laodikya'ya Kötü Haber

17 Ekim 2007

Denizli İl Genel Meclisi, arkeolojik kazılara kaynak aktarmama kararı aldı.



Karar arkeolojik kazıların uzun yıllar sürmesi ve büyük harcamalar gerektirdiği gerekçesiyle oybirliğiyle alındı. İl Genel Meclisi'nin bu kararının, kazı çalışmalarına önemli miktarda kaynak aktarılan Laodikya Antik Kenti'ni büyük ölçüde etkileyeceği belirtildi. İl Özel İdaresi desteğinin kesilmesinin, Laodikya’da kazı çalışmalarını önemli ölçüde sekteye uğratacağı kaydedildi. Karar, kazı heyetinde şaşkınlık yaratırken, İl Genel Meclisi Başkanı Osman Yüceliş kasım ayında meclisin toplanarak bütçe görüşmesi yapacağını ve konunun tekrar gündeme getirileceğini söyledi. Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Celal Şimşek, İl Genel Meclisi'nin kararının kazı çalışmalarını olumsuz etkileyeceğini söyledi. Laodikya’nın kazı sezonu en uzun olan antik kent olduğunu söyleyen Şimşek, "İl Genel Meclisi üyelerine aktarılan kaynağın ve Laodikya'nın önemini anlatacağız" diye konuştu.



Hürriyet/Osman Nuri Boyacı

Heykeller Kenti Edirne

16 Ekim 2007

Avrupa’ya açılan sınır kenti olan Edirne, heykelleriyle de dikkat çekiyor. Edirne’de yaptırılan heykeller, tarihte kentte yaşanan önemli olayları simgeliyor.



Kentte 38 heykel bulunuyor. Belediye 2004 yılından bu yana yaptırdığı 10 heykel için 132 bin YTL civarında harcama yaptı.

Üçüncü dönem belediye başkanlığı yapan Hamdi Sedefçi, 2004 yılından bu yana kentin çeşitli yerlerine heykeller yaptırdı. Sedefçi “Bülent Ecevit Bulvarı’na yaptırdığımız, elinde ters lale olan Yaşlı Kadın Heykeli, Selimiye Camii’nin bulunduğu alanda lale bahçesi olan ve burasını cami yapımı için vermek istemeyen aksi bir kadını anlatıyor. Geçimini tarımla ve sebzecilikle sağlayan Karaağaç Mahallesi’nin girişine ve Jandarma Komutanlığı’nın yanına su değirmenleri yaptırdık.

Barışı ve özgürlüğü simgeleyen Çağdaş Kadın Heykeli’nin elinde beyaz güvercinler bulunuyor” diyerek yaptığı heykelleri ve yapılış nedenlerini anlatıyor.

Belediye başkanı çok sayıda heykelin bulunduğu kente yeni heykel ve anıtların yapılacağını da söylüyor.


2 Bin 500 Yıllık Kent Taşınıyor

15 Ekim 2007

Atina'nın simgelerinden biri olan Akropolis'te, bugünlerde hummalı bir çalışma yaşanıyor. 2 bin 500 yıllık tarihi kentteki yaklaşık 4 bin tarihi eser, daha uzun süre dayansın diye antik tepenin yamacında kurulan bir müzeye taşınıyor. Bu iş için tarihi kentte üç devasa vinç kuruldu. Her parça büyük bir itina ile teker teker, yeni müzeye yerleştiriliyor.


Vatan

Evrensel



Akropolis'ten Taşınma Tartışma Yarattı

18 Ekim 2007

Yunanistan, dünyaca ünlü Akropolis eserlerini Kültür Bakanlığı'nın yeni inşa ettirdiği bir müzeye taşıyor. Ancak Kültür Bakanlığı, müze açılmadan eleştirilerin hedefi haline geldi.






Bakanlık eserlerin bu şekilde daha iyi korunacağını savunurken, arkeologlar eserlerin müzeye taşınmasının tarihi kalıntılara zarar verdiği görüşünde. Atina'daki Akropolis'in tarihi eserleri 2 bin yılı aşkın süredir bulundukları tepeden, birer birer taşınıyor. Kültür Bakanlığı, Akropolis'in 400 metre altında yeni bir müze inşa ederek, alandaki tarihi yapıtları buraya nakletme kararı aldı.

İlk olarak Parthenon Tapınağı'na ait 2.5 tonluk bir heykel taşındı. Çoğunluğu mermer heykellerden oluşan ve milattan önce 5'inci ve 6'ncı yüzyıllara ait 4 bin antik eserin daha, nakledilmesi planlanıyor. Yunanistan Kültür Bakanı Michalis Liapis, müzenin heykellerin toplanması için mümkün olan en iyi birleşim yeri olduğunu savundu.

Bakan Liapis, müzenin Londra'daki British Museum'da sergilenen Parthenon Tapınağı'na ait eserleri geri almak için İngiltere'ye baskı oluşturacağı görüşünde. 2008 yılı sonunda açılacak müzede, akropolisten ve eski müzeden taşınan eserlerin yanı sıra daha önce hiç gösterilmemiş yapıtlar da sergilenecek. Ancak müze açılmadan siyasi çevrelerin, Yunan halkının ve arkeologların tepkisini çekiyor. Arkeologlar, tarihi kalıntıların üstüne inşa edildiğini ileri sürüyor. Kültür Bakanlığı'nın müzenin görüş açısını artırması amacıyla alandaki iki tarihi yapının yıkımına onay vermesi de bir diğer tartışmayı başlattı.

Günlerdir Akropolis'in önünde yıkımı protesto eden gösteriler düzenleniyor. Kültür Bakanlığı yıkımla ilgili son kararı bu hafta verecek.

Haber Kaynağı


Bakanlığın Oluşturduğu En Son Komisyon Üyeleri

18 Ekim 2007

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Allianoi hakkında karara varmak üzere 3. komisyonunu oluşturdu. Eylül ayında toplanarak, Allianoi’nin çevresinin duvarlarla ve üzerinin mille kapatılarak suya gömülmesi kararını onaylayan 3. Komisyon'un üyelerinden dördü şunlar:



- Doç.Dr. Hacı Turgut Zeyrek, Gaziantep Üni. Fen - Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü
- Prof.Dr. Necati Ağıralioğlu, İTÜ İnşaat Mühendisliği Fakültesi
- Prof.Dr. İzzet Öztürk, İTÜ İnşaat Mühendisliği Fakültesi
- Prof.Dr. Hasan Gönen, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği

İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun komisyon oluşturma talebi üzerine, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü bugüne kadar hep beşer kişiden oluşan 3 komisyona 6 rapor hazırlattı.

1. Komisyon : Allianoi’nin dünya kültür mirası listesine girebilecek değerde olduğunu belirterek, mil altında kalarak asla korunamayacağına dair kesin ifadeli bir rapor verdi.

2. Komisyon: Prof.Dr. Hayat Erkanal’ın başkanlığındaki 2. Komisyon, ilk raporunda 6 seçenek ileri sürdü. Allianoi'nin su altında bırakılması yönündeki teklif sahiplenilmedi ve ikinci kez rapor yazılması istendi. Sadece komisyon başkanının imzaladığı rapor kurul tarafında kabul edilmedi. Bunun üzerine komisyon tekrar toplandı. DSİ’nin barajı korumak için önerdiği duvar ve üzerinin mille kapatılması projesine onay vermedi. Komisyon, tarihi kentin su altında kalması yönünde bir raporu imzalamayacaklarına dair karar aldı.

3. Komisyon: İnşaat mühendislerinin çoğunlukta olduğu son komisyon, Eylül ayında DSİ’nin teklifini -daha önceki komisyonların raporları ve ayrıntılar dikkate alınmaksızın- kabul etti.

Böylece, henüz kazı çalışmalarının tamamlanmadığı Allianoi ören kentinin su altında bırakılması kararı açılan davaların sonuçları beklenmeden onaylanmış oldu.

orjinal haber


Ana Sayfaya Dön

Allianoi, Kil ile Doldurulacak



Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yortanlı Barajı’nın su tutmasıyla birlikte sular altında kalacak olan antik Allianoi kenti hakkında son kararını verdi. Karar, alanın kil ile kaplanarak, 218 metre duvar inşa edilmesini öngörüyor. Kazı Başkanı Ahmet Yaraş kararı, "Kararı alanlar bunun sorumluluğunu nasıl taşıyacaklar bilemiyorum. Hayırlı olsun" dedi.

İZMİR 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun Allianoi ile ilgili 10 Ekim tarihinde aldığı karara, Hürriyet ulaştı. Kararın bakan onayı ile oluşturulan bilim komisyonunun görüşleri doğrultusunda hazırlandığı vurgulanan raporda şunlar kaydedildi:

"3 Temmuz’da oluşturulan bilim komisyonunun konu ile ilgili net görüşü kurulumuza iletilmiştir. Söz konusu alanın tamamının kil malzeme ile kaplanmasını ve sol sahile 218 metre duvar inşa edilmesini öngören komisyonun görüşü doğrultusunda, korunmaya ve uygulamaya yönelik proje hazırlanmasına, ayrıca Kurulumuzun 27 Kasım 2006 tarihli kararı ile istenen belgeleme, rölöve, vb. çalışmaların kurulumuza iletilmesine, yukarıda sözü edilen hususlar görüşülüp uygun görüş alınmadan alanda hiçbir inşai ve fiziki müdahalede bulunulmayacağına karar verildi."

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ise "İzmir-Bergama Yortanlı Barajı Altında Kalacak Olan Antik Mimari Eserlerin Rölöve Projesinin Yapımı" ihalesine çıkma kararı aldı. Kararı Hürriyet’ten öğrenen Allianoi Kazı Başkanı Ahmet Yaraş, raporun Allianoi’nin DSİ’nin istediği kille kapatma görüşünü onayladığı anlamına geldiğini açıklayarak şöyle konuştu:

"Buranın kille korunması mümkün değil. Kararı alanlar bu tarihi sorumluluğu nasıl taşıyacak bilemiyorum. Dünyanın hangi ülkesinde kille kapatılarak koruma yöntemi uygulanmış. Kararı alanlar bana başka bir örnek gösterebilirler mi? Altta kalan o mozaikler gravürler ne olacak? Bununla tarihe geçeceklerini düşünüyorum. Yangından mal kaçırır gibi yedi günde karar almışlar. Kültür Varlıklarını çok sevdiğini söyleyen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın bu duruma el koyması gerekiyor."

Yaraş, Allianoi Girişim Grubu olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitme kararı aldıklarını da açıkladı.


Hürriyet/Umut Erdem

Türkiye Arkeolojik Yerleşmeler Projesi


Kazı Çalışmalarında Tarihi Eser Bulundu

22 Ekim 2007

Manisa'da Ağlayan Kaya mevkisinin alt tarafında bulunan Gülgün Hatun Hamamı'nın restorasyonu ve kazı çalışmaları sırasında 144 tarihi eser bulundu. Eserlerin büyük bölümünün çalışma sırasında zarar gördüğü bildirildi.



Alınan bilgiye göre, Gülgün Hatun Hamamı'nda Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ihaleyle bir üstlenici firmaya verdiği restorasyon ve buna bağlı kazı çalışmalarında ilk etapta Osmanlı dönemine ait hamam malzemelerinden oluşan 44 esere rastlandı. Bu eserler, Manisa Müze Müdürlüğü'ne bildirildi. Yetkililerin incelediği eserler, müzenin kayıtları arasına alındı.Bir arkeoloji uzmanının da nezaret ettiği restorasyon ve kazı çalışmalarının bir başka etabında ise birkaç gün içinde 100 tarihi esere daha rastlandı. Kırık ve tahrip olduğu görülen eserler de müze kayıtlarına girdi.

Manisa Kültür ve Turizm Müdürü Erdinç Karaköse, yaptığı açıklamada, son bildirilen 100 tarihi eserin üzücü bir şekilde kırılmış ve hırpalanmış olarak müze müdürlüğüne teslim edildiğini belirtti. Durumu Kültür ve Turizm Bakanlığı'na yazıyla bildirdiklerini kaydeden Karaköse, şunları söyledi:"Bakanlığımızdan gelecek talimatlar doğrultusunda bu konu ile ilgili gerekli işlemleri yapacağız. Bunlar belki bir inceleme konusu olacaktır. Elimize kırık ve hırpalanmış olarak geçen yaklaşık 100 hamam araç ve gereçleri için yeniden derlenip derlenemeyeceği konusunda da çalışma yürütülecektir."

Bu eserlerin bir kısmının eskiden kırılmış olduğunu, bazılarının ise kazı ve çıkarılması sırasında zarar gördüğünü düşündüklerini, uzmanların görüşünün de bu doğrultuda olduğunu belirten Karaköse, bakanlıktan gelecek görüş doğrultusunda gereken çalışmanın yapılacağını kaydetti. Osmanlı dönemine ait hamam araç ve gereçlerinden oluşan 144 parça tarihi eser, Manisa Müze Müdürlüğü'nde bulunuyor.



Zaman


Arkeologlar Kaçakçıların Hızına Yetişemiyor

22 Ekim 2007

Bodrum'daki Antik Pedasa Kenti, tarihi eser kaçakçıları tarafından yağmalandı. "Kaçakçılar bu bölgede bizden daha çok kazı yapıyor, daha hızlı davranıyor" diyen Karya Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Adnan Diler, tek bekçinin görev yaptığı antik yerleşimin koruma altına alınması gerektiğini söyledi.





Gümüşlük Akademisi Vakfı tarafından Bodrum Ticaret Odası'nda düzenlenen 'Pedasa Antik Kenti, Lelegler, Karyalılar ve Yarımadanın Kültürel Zenginliği' konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Diler, Pedasa Antik Kenti'nde 8 yıldır kazı çalışmalarının başkanlığını sürdürdüğünü belirtti.
Prof. Dr. Diler, 450 metre rakımlı Gökçeler Dağı'nda M.Ö. 1500 yıllarında kurulan ve Leleg Krallığı'nın başkenti ve en önemli ticari merkezlerinin başında gelen Pedasa Antik Kenti'nin, kayıp uygarlık Atlantis gibi dünya tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.

Çeşmeyi götürdüler
Karia bölgesinin en önemli sekiz kentinden biri olan Pedasa Antik Kenti'nde, geçtiğimiz yıllarda ünlü Athena Tapınağı'ndaki bir sütun çalınmış, yaklaşık üç bin yıllık olduğu belirtilen ve koruma altına alınan Leleg Çeşmesi de, sütunlarıyla birlikte götürülmüştü.

'İnternette satıyorlar'
Pedasa Antik Kenti'nin dünyanın ortak mirası olduğunu ve burada yapılan kazı çalışmalarıyla Leleg, Karya ve Yunan adalarındaki medeniyetlerin ortak noktalarının bulunduğunun anlaşıldığını belirten Prof Dr. Diler şöyle devam etti: "Yaklaşık 200 hektarlık bir alana yayılan antik kentte başlattığımız kazı çalışmalarına ekonomik güçlükler nedeniyle yılın 12 ayı devam edemediğimiz gibi, tarihi mirasımızı korumakta da büyük güçlük çekiyoruz. En yeni teknolojik cihazlarla antik kenti talan eden tarih yağmacıları ve kaçakçılar maalesef şu ana kadar arkeologlardan daha çok kazı yapıp daha çok eser çıkarmış durumda. Yani kaçakçılar bizlerden çok daha hızlı çıktı. Bu nedenle Bodrum'da birçok konuda organize olamayan sivil toplum örgütleri en azından, tarihi, kültürel mirası korumak için bir araya gelmeli ve dünyanın en önemli kültür hazinesinin bulunduğu antik kenti koruma altına almanın yolunu aramalı. www.definem.com internet adresinden dahi eserlerin pazarlamasını yapan, define aramada pratik bilgiler vermeye başlayan definecilerin bizden hızlı davranması nedeniyle ileride gün ışığına çıkaracak eser bulamayacağız."




Milliyet/Yaşar Anter


Arkeoloji Söyleşileri II "Göbekli Tepe"


23 Ekim 2007

Konuşmacı: Prof. Dr. Klaus Schmidt
Yer: Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30

Arkeoloji konuşmalarının ikincisi olan bu söyleşide; son yüzyılların en önemli neolitik yerleşim alanı Göbekli Tepe'nin bulunuşu ve sürmekte olan çalışmaları Göbekli Tepe'yi ilk olarak kazan ve hala kazı çalışmalarını yürüten Klaus Schmidt'ten dinleyecek.


Osmanlı Bankası Müzesi'nde İstanbul Kent Arkeolojisi üzerine...

22 Ekim 2007

Osmanlı Bankası Müzesi (OBM), Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlenen Obje ve Ritüel Söyleşileri’nde bu ay, "Eleutherius / Thedosios Limanı Kazısı" başlıklı konuşmasıyla Metin Gökçay'ı ağırlayacak.




24 Ekim Çarşamba günü saat 18:30'da başlayacak söyleşide, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin 2004 yılından bu yana sürdürdüğü, Konstantinopolis'in yedi tepesinin güney yamacındaki antik limanı ortaya çıkaran arkeolojik kazılardan bahsedilecek.

Yaklaşık 500 kişilik bir ekiple, 58.000 m2 alanda sürdürülen kazılarda, İstanbul'un kent arkeolojisine yeni boyutlar kazandıran eserler ortaya çıkarıldı. Bunlara örnek olarak; çağının en önemli keşiflerinden biri sayılan Konstantin Suru, çeşitli dönemlere ait mimari buluntular ve 26 adet batık tekne sayılabilir. Kazılar, İstanbul'un 8.000 yıllık tarihinin önemli bir bölümünü gün ışığına çıkarıyor.

OBM'de her ayın dördüncü çarşamba günü 18:30 - 20:30 saatleri arasında düzenlenen toplantılarda, "Sanatın Günlük Yaşama Yansıması ve Yaşamı Algılayış Kültürü" üzerine konuşulacak.

Metin Gökçay
1949'da İstanbul’da doğdu. 1975'te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nü bitirdi. İlk kazı deneyimini, 1971 - 72 yıllarında katıldığı, Prof.Dr. Ufuk Esin başkanlığındaki Keban kurtarma kazılarında edindi. İstanbul dışında çeşitli şehirlerdeki kazılara Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi olarak katıldı. İstanbul’da kent arkeolojisi kapsamında kazılar yapan ve bu kavramı ilk ortaya koyan arkeologlar arasında yer aldı. Kentin içinde ve çevresinde 100 civarında kazı yaptı. Çeşitli yayınlarda makaleleri yer alan Gökçay, üniversite ve kurumlarda konferanslar verdi ve sempozyumlara katıldı. Türk Tarih Kurumu, Doğu Roma ve Bizans Komitesi Muhabir Üyesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi Ta-mir Danışma Kurulu Üyesi’dir. Halen İstanbul Arkeoloji Müzesi adına Kazı Sorumlusu olarak Yenikapı Marmaray ve Metro kazılarını sürdürüyor.




Tarihi Eser Kaçakçılığı Zanlıları Serbest

24 Ekim 2007

SAMSUN'da tarihi eser kaçakcılığı yaptığı iddiasıyla yakalanan 5 zanlı mahkemede serbest bırakıldı. Ele geçirilen sikke, yüzük, Kuran-ı Kerim ve topraktan yapılma eşyalar incelenmek üzere Müzeler Müdürlüğü'ne teslim edildi.




Samsun Emniyet Müdürlüğü Kaçakcılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, ihbar üzerine tarihi eser kaçakcılığı yaptıkları öne sürülen C.A., S.E.K., N.G., M.Ç., ile B.D.'nin ev ve işyerlerine baskın düzenledi. 5 zanlı gözaltına alınırken yapılan aramalarda 40 sikke, 2 yüzük, Kuran-ı Kerim ile topraktan yapılmış 70 eşya ele geçirilirken tarihi eser incelenmek üzere Samsun Müze Müdürlüğü'ne gönderildi. Nöbetçi mahkemeye çıkarılan zanlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.


Hürriyet


Tarihi Eser Kaçakçısı Suçüstü Yakalandı

24 Ekim 2007

KARABÜK’ün Yenice İlçesi’nde, kendisiyle alıcı gibi bağlantı kuran jandarmaya, tarihi eser satmak isteyen S.T. (32) suç üstü yakalandı. S.T. gözaltına alınırken, çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.




Yenice’ye bağlı Şirinköy'de oturan S.T.’nin elinde bulunan Osmanlı döneminden kalma tarihi eserleri satmaya çalıştığı ihbarını alan jandarma operasyon düzenledi. S.T. ile lıcı gibi bağlantı kuran jandarma, suç üstü yakaladı. S.T. gözaltına alınırken, 172 Osmanlı dönemine ait gümüş para, 4 Osmanlı dönemine ait madalya, tarihi değeri bulunan 6 gümüş bilezik, 4 gümüş bronş, 2 yüzük, 2 gümüş düğme, 1 gümüş alınlık, 1 gümüş kemer, 1 pirinç sürahi, 1 çakmak, 1 küpe, 1 pirinç tepsi, eski zamanlarda kilo ve gram olarak kullanılan 20 parçalı ağırlıklar ve kuş figürü şeklindeki pirinç levha ele geçirildi.

S.T. ifadesinde, tarihi eserleri satmak amacıyla çeşitli yerlerden topladığını söyledi. Savcılık, olayla ilgili soruşturma başlattı.


Hürriyet

Efes Elden Gidiyor

25 Ekim 2007

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI'NIN HABERİ YOK!



Efes'teki kazıların başkanı Prof. Krinzinger, kazı alanı içinde kalan arazileri, şahıslara aldırıp vakfın üzerine geçirdi. Sonra bunları Avusturya hükümetine kiraya vermeye kalkınca Avusturya Sayıştayı inceleme başlatıp görevden aldı.

Ömer Erbil

Efes antik kentinde 1895'ten beri kazı çalışması sürdüren Avusturya'nın Sayıştay Kurumu, buradaki çalışmayı mali ve idari yönden incelemeye alınca korkunç bir gerçek ortaya çıktı. Konuyla ilgili olarak Haziran 2007'de bir rapor hazırlayan Avusturya Sayıştay Kurumu, kazı başkanı Prof. Dr. Fritz Krinzinger'in ören yerinde gayrimenkuller elde ederek bunları Avusturya hükümetine kiraya verdiğini ve hülle yoluyla Osmanlı döneminde verilen arazileri üzerine geçirdiğini belirledi.
Krinzinger'in Selçuk'ta da kazı bölgesi civarında arazi aradığı, çok sayıda araziyi de dikkat çekmemek için Türk vatandaşları üzerinden aldığı iddia edildi. Bütün bu gelişmelerden Türk Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın haberinin olmadığı ortaya çıktı.

Yasal boşluk var!

Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Tırpan, konuyla ilgili olarak şöyle konuştu: "Türk arkeologları olarak biz paramız olmadığı için arazi sihbiyle takas yoluna gidiyoruz. Kendisine Hazine arazisinden yer veriyoruz. Yabancı kazılarda ise Kültür Bakanlığı para vermemek için kazı başkanlarına 'Siz alın' diyor. Onlar da kendi üzerlerine araziyi alıyorlar. Yasaya, 'Yabancı kazılarda satın alınan 1. derece sitler Hazine'ye kalır' şeklinde yeni bir madde eklenmeli. Yoksa yabancıların kazdığı antik kentlerin tümü onların eline geçer ve hiçbir hak iddia edemez duruma geliriz."

204 sayfalık rapor
Geçen yıl Avusturya Cumhuriyeti Sayıştay Kurumu (Österreichisches Rechnungshof), Efes kazılarını da içine alan Avusturya Eğitim, Bilim ve Sanat Bakanlığı'na bağlı Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nde soruşturma başlattı. Türk makamlarından gizli yürütülen soruşturmayı bir yıl boyunca takip eden Milliyet, Avusturya Sayıştayı'nın hazırladığı 204 sayfalık raporu da ele geçirdi. Avusturya Sayıştay Başkanı Dr. Josef Moser tarafından geçen haziran ayında imzalanan rapor sonucunda Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü ve aynı zamanda Efes Arkeoloji Kazıları Başkanı olan Prof. Dr. Fritz Krinzinger görevinden alındı. Ancak kazı başkanlığına bu yılın sonuna kadar devam etmesine izin verildi. Raporda 1995 yılında enstitü müdürü, 1998 yılında da kazı başkanı olan Krinzinger'in devleti sadece Yamaç Evler projesinden 7 milyon 630 bin euro (yaklaşık 13 milyon YTL), kazı evine kaçak ek bina yaptırarak da 570 bin euro (yaklaşık 1 milyon YTL) zarara uğrattığı belirlendi.

Raporun 197. sayfasında 17.1 başlıklı paragrafta şu ifadelere yer verildi: "Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Efes'i Sevenler Derneği'nin Başkan Yardımcısı, 2002 yılında Efes Vakfı'nı kurmuşlardır. Bu özel vakfın mülkünü ise 1897'den beri Efes'teki Avusturya kazılarını başlatan Alman asıllı Prof. Dr. Otto Benndorf'un varislerinin maliki olduğu Efes kazı bölgesindeki gayrimenkuller oluşturmaktadır. Söz konusu mirasçılar hediye etme yoluyla Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nün müdürünü (Krinzinger) bu arazilerin sahibi yapmışlardır.

Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü 2003 yılının mart ayında Efes Vakfı ile özel bir anlaşma yaparak kendi mülkiyetinde bulunan arazilerin kullanma hakkını devretme karşılığında Avusturya Arkeoloji Enstitüsü'nden yılda 6 bin euro almıştır. Ancak bakanlık ile Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü arasında herhangi bir anlaşma yapılmamıştır. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Müdürü burayı sahiplenmesini Türk yasalarına dayandırmaktadır. "

Raporun 198. sayfasının 18.2 konulu başlıkta ise "2004 yılında Avusturya Arkeoloji Enstitüsü bir Türk üzerinden kazı alanına sınırı olan bir arsayı satın alıp Efes'i Sevenler Derneği'ne hediye etmiştir. Derneğin başkan yardımcısı da bu araziyi Efes Vakfı'na hediye etmiştir" denildi.

İnşaat tadilatı izinsiz
Raporun 199. sayfasında 19.1 başlıklı paragrafta ise "2002'den 2004'e kadar Efes kazı evinin genişletilmesi için tadilat inşaatı yapılmış, bu faaliyetin maliyeti 360 bin euro yerine 570 bin euro'yu bulmuştur. Kazı evinin tadil edilen bölümleri inşaat izni olmadan yapılmış olduğundan ilgili Türk kurumu 2005 yılı mart ayında yazılı bir başvuru ile yapının usulüne uygun yapılmadığını ve yıkılması gerektiğini belirtmiştir. Hem bakanlık hem de enstitü bu belgeyi görmezden gelmişlerdir" ifadeleri yer aldı.

Rapordan habersiz olan Türk Kültür ve Turizm Bakanlığı ise kazı alanı içinde kalan arazilerin şahıs üzerine geçmesini sadece seyretti. Efes Vakfı'nın ve Krinzinger'in üzerindeki arazilerin miktarını ve yerlerini öğrenmek için görüştüğümüz Selçuk Kaymakamı Aziz İnci, "özel mülkiyet hakkı olduğunu ve bu nedenle araziler hakkında mahkeme kararı olmadan bilgi veremeyeceğini" savundu.

Türkiye'yi bekleyen tehlikeler

  • Özel mülkiyet alanı içinde mülkiyet sahibi izin vermediği sürece kazı yapılmasına imkân yok. Devlet bu durumda kamulaştırma yoluna gidiyor. Ancak mülkiyet sahibi kamulaştırmaya da itiraz edip mahkemeye başvurabiliyor. Bu durumda da mahkeme bazen yıllar sürüyor. Bu geçen süre içinde de kazı yapılamıyor.

  • Özel mülkiyetinde olan antik kent içindeki arazileri isterse tel örgü ile çevirebilir. Buraya bir gişe koyup ziyareti paralı hale getirebilir.

  • Koleksiyoner belgesi alıp özel müze yapabilir.


Milliyet/Ömer Erbil
23 Ekim 2007



Efes Kazısı Başkanına Yolsuzluk Suçlaması

25 Ekim 2007

12 YILDIR KAZI BAŞKANIYDI... Ord. Prof. Dr. Fritz Krinzinger Efes kazılarına 12 yıldır başkanlık ediyordu. Haber arkeoloji çevrelerince tepkiyle karşılandı.



111 yıldır Avusturyalılar tarafından yürütülen Selçuk'taki Efes antik kenti kazılarının başkanı Ord. Prof. Dr. Fritz Krinzinger, yolsuzluk yaptığı iddiasıyla Avusturya hükümetince görevinden alındı. Kazılara 12 yıldır başkanlık eden Krinzinger'in görevden alınması Türk arkeologlar tarafından tepkiyle karşılandı. İddiaya göre Prof. Krinzinger Efes'te kazı yaptığı alanın çevresindeki arazileri kiraya verip, elde edilen geliri, kazı için harcama yapan vakfa aktarıyordu.

'YOLSUZLUK DEĞİL'

İstanbul Arkeologlar Derneği Başkanı Doç. Dr. Necmi Karul, Krinzinger'le ilgili olayın basına yansıdığı gibi yolsuzluk olmadığını söyledi. Özel mülklerde arkeologların her zaman sorun yaşadığını kaydeden Karul, "Krinzinger arazileri bu özel mülk zararını karşılamak amacıyla kiralamış olabilir" dedi.

Sabah/Bedia Ceylan GÜZELCEİ


Osmanlı Bankası Müzesi Sineması'nda
"Efes: Eski Dünyanın Metropolü"

24 Ekim 2007

Osmanlı Bankası Müzesi Sineması'nda "Arkeoloji / Tarihsel Miras" teması altında, Alfred Vendl'ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği Efes: Eski Dünyanın Metropolü adlı belgesel gösterilecek.




25 Ekim Perşembe günü saat 18:00 ve 19:00'da yapılacak gösterimlerin ardından, Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu "Anadolu, Artemis ve Efes" konulu bir söyleşi gerçekleştirecek.

Belgesel, Antik Çağ'ın başlıca limanlarından ve dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağının evi Efes'te yürütülen kazıyı ayrıntılarıyla aktarıyor. Arkeolojinin yüksek teknoloji ürünü araç-gereçler sayesinde nasıl çağ atladığını gösteriyor. Filmin yapımcıları arkeologlarla beraber çalışarak, antik şehrin görkemini yeniden yaratmada antik eserleri kullanıyor. Dijital animasyon sayesinde, Büyük İskender, Kral Croesus ve Sezar gibi tarihi figürlere şahit olmuş, Aziz Paul'ün vaaz vermeye geldiği, Kleopatra'nın kız kardeşinin ölüm emrini verdiği ve Meryem Ana'nın öldüğü söylenen şehre yeniden hayat veriliyor.

Osmanlı Bankası Müzesi Sineması'nın Belgesel Sinemacılar Birliği danışmanlığında hazırlanan programı, her hafta farklı bir temayı içeren filmler ve ardından yapılan söyleşilerden oluşuyor. Seanslar, (0212) 334 22 70 numaralı telefondan rezervasyon yaptırılarak ücretsiz izlenebiliyor.



25 Ekim 2007 Perşembe
Film Gösterimi: "Efes: Eski Dünyanın Metropolü"
Saat: 18:00, 19:00

Yapımcı / Yönetmen: Alfred Vendl
Avusturya / 2000 / 50'
Söyleşi: "Anadolu, Artemis ve Efes"
Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, Saat: 20:00


h1>Sümela'da 40 Yılın Sonu: Facia
31 Ekim 2007

Sümela Manastırı'nda 40 yıldır süren ve 2 milyon YTL harcanan restorasyonun sonucu: Tarihi yapı çimentoyla sıvandı, yerel taş yerine Ankara'dan, Bayburt'tan taşınan taşla yapıldı. Görenler 'Facia' diyor!



Trabzon'un turistik simgesi Sümela Manastırı'nın, daha önce de 'kötü' olduğu yönünde yorumlar yapılan restorasyonu, sona yaklaşıldığı şu günlerde yeniden gündemde. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, restorasyonun 'çok kötü' yapıldığını savunarak, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'dan olaya el koymasını istedi. Manastıra en son cumartesi günü gittiğini söyleyen Ulusoy, Radikal'e şu değerlendirmelerde bulundu: "Restorasyonun aslına uygun yapılmadığını gördüm. Tam bir facia. Sayın Bakanımız Günay'a çağrıda bulunuyorum; bilim kurulu kurulsun ve tahkikat yapılsın. Belki ben yanlış düşünüyorum. Manastır öyle bir hale gelmiş ki dışarıdan seyretmek daha iyi.
İçine girince insanın içi burkuluyor. Restorasyon değil inşaat yapmışlar."

'Bu doğayla uyuşmuyor'
Maçka Belediye Başkanı Ertuğrul Genç de restorasyonun kötü yapıldığını savunanlardan: "Belki ben yanlış görüyorum ama aynısını yansıtmamakla birlikte var olan dokunun en iyi şekilde yansıtılması gerektiğini düşünüyorum. Ama restorasyonda kullanılan malzeme bu doğada bulunmayan taşlar. Ankara'dan, Bayburt'tan kamyonlarla, makinede yontulmuş taş getirilmiş. Pencere önleri normal çimento harcıyla sıvanmış. Manastırın dokusuna zarar verilmiş. Manastıra gittiğimiz zaman çalışmalarda sanat tarihçisi göremedik. Sadece ustalar vardı."

Sümela Manastırı'nın restorasyonuna ilişkin eleştirilere Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Öncel Koç, daha öne "Tarihi eserlerin restorasyonlarının aynısını yapmak, prensip olarak yasaktır. Yapılan iş sonunda, eski ile yeniyi mukayese etmek gerekiyor. Bu doğrultuda problem olduğunu düşünmüyorum" yanıtını vermişti. Koç, manastırın korunmasına büyük önem verildiğini ifade ederek, şunları söylemişti: "Bugüne kadar görevlilerimizin takibiyle korunmaya çalışılan manastır, bundan sonra kameralar aracılığıyla korunacak. Oluşturulacak ana kumanda merkezinden denetim sağlanacak. Bu denetim şeklinin daha yararlı olacağını düşünüyorum."

1600 yıllık yapı
Sümela Manastırı, Trabzon'un Maçka ilçesinin Altındere sınırları içinde yer alan Meryemana (Panagia) deresinin batı yamaçlarında Mela (Yunanca 'siyah') tepesi üzerinde. Tam adı 'Panagia Sumela' veya 'Theotokos Sumela'. Rivayete göre Bizans İmparatoru I. Theodosius zamanında (375-395) Atina'dan gelen Barnabas ve Sophronios adlı iki rahip kurdu. Sümela'nın şimdiki durumuyla varlığını 13. yüzyıldan itibaren sürdürdüğü biliniyor. 19. yüzyılda genişletilerek en parlak dönemini yaşadı. 1916-1918 yıllarındaki Rus işgali sırasında manastıra el konuldu. Sümela, 1923 yılından sonra tamamen boşaltıldı.




Radikal/Tarık Işık



Konferans:Bizans İmparatorlarının Yazlık Sarayları

01 Kasım 2007




"Anadolu Mimarisinde Taş İşçiliği" / Firdevs Sayılan

02 Kasım 2007

Fotoğraf Sergisi (3 - 23 Kasım 2007)






Konferans: Göbekli Tepe

02 Kasım 2007




Arkeoloji Konuşmaları VI "Orta Fırat’ta 9500 Yıllık Yeni Bir Yerleşim Alanı"

05 Kasım 2007

Konuşmacı: Mihriban Özbaşaran
Yer: Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu,
saat: 18.30
20 Kasım Salı 2007







Fırat nehri kıyısına günümüzden 9500 yıl önce yerleşen Akarçay Tepe halkının yaşam biçiminin 2007 yılı bulguları ve fotoğrafları eşliğinde Mihriban Özbaşaran tarafından sunulacağı Arkeoloji Konuşmaları’nın altıncısına bekliyoruz...






İstanbul'un Tarihi Çiçek Gibi Açacak

10 Kasım 2007

İstanbul'un tarihi dokusunu örten çirkin yapılar Kültür Bakanlığı'nın projesiyle birer birer ortadan kaldırılacak. Yakında uygulamaya konacak proje ile ilk etapta Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camisi ve Yıldız çevresi yeniden düzenlenecek.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul'daki kültür varlıklarının etrafındaki çirkin görüntülerin bir dönem içinde kaldırılmasının mümkün olmadığını, öncelikle önemli tarihi mekanlarda “dairesel iyileştirmeler” yapacaklarını söyledi. Günay, ilk etapta Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camisi ve Yıldız çevresinin ele alınacağını bildirdi.

Sanayi Kenti Yapılması Talihsizlik
Günay, İstanbul'un sanayi kenti haline getirilmesinin, "talihsizlik ve on yıllardan geriye uzanan tercih yanlışlığı" olduğunu kaydetti. "Sanayi kenti vasfının İstanbul'un coğrafyası ve tarihine uygun olmadığını" ifade eden Günay, bugün yaşanan tüm sorunların temelinde de bu tercih yanlışlığın yattığını bildirdi. Günay, "siyasetin de içselleştirdiği" bu durumdan yıllardır rahatsız olduğunu belirterek, "İstanbul'un turizm, bilim, eğitim ve kültür kenti olması gerekirdi. İstanbul, bugün, belki, nüfusu 5 milyonu aşmayan, 20-25 milyon yabancının gelip ziyaret edeceği, çok ilgi çekici ve dünya çapında bir kent olmalıydı" dedi. Bakan Günay, tarihi mekanlar etrafındayapılması düşünülen düzenlemelerle ilgili şunları kaydetti:

"Belli alanlar seçildi ve o alanlarla çevresi daire içine alındı. Oralarda iyileştirme yapacağız. Dairesel iyileştirmeler için en uygun alanın Topkapı ve çevresindeki Gülhane Parkı olduğunu düşünüyorum. Oradan başlayan bir çalışmayı İstanbul için çok yaşamsal görüyorum. Onun içindeki mekanların teker teker temizlenmesi için gayretle kollarımızı sıvadık. Aynı şekilde, Süleymaniye Camisi ve çevresinde belediyenin başlattığı, bizim de ciddiyetle takip ettiğimiz ve yeni açılımlar getirmeye çalıştığımız iyileşme çalışması var. Yıldız çevresi ise gereksiz birtakım kurum ve kuruluş ile özel dernek, vakıf ve üniversitenin girdiği bir alan haline gelmiş, oysa Yıldız da çok özel alanlardan biridir." Çalışmaların sonuçlarını hafta hafta takip ettiğini, birkaç ay sonra somut sonuçların ortaya çıkacağını anlatan Günay, bunların İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasına da hazırlık teşkil edeceğini söyledi.




09.11.2007/Yeni Şafak




İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti Olmaya Nasıl Hazırlanıyor?

10 Kasım 2007

Cumhuriyet/Deniz Banoğlu

08.11.2007

Bu sorunun yanıtı çok kolay. Baştan sıralayalım. Önce, size yakın olan uzman kişilerden bir danışmanlar ekibi kurarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bu çalışmalara yönlendirilmiş komisyonunun hizmetine vereceksiniz. Belediyeden yüksek ücretlerle istihdam edilmiş bu kişiler tarihi İstanbul kentini nasıl Avrupalılaştırırız diye programlar üretirlerken, siz Türk dış politikasını "Avrupa Birliği'ne tam üyelik" gayretlerine odaklayacaksınız. Bunun için, AB'ye yakın ve sempatisi olan başta medya olmak üzere ne kadar kişi, grup, holding varsa yanınıza, arkanıza alacaksınız. Çünkü Avrupalı olma izlenimi vermeden İstanbul'u Avrupa başkenti yapmak olanaklı değil. Bu gruplar Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme hayalleriyle uğraşır, kamuoyu dört koldan Birliğe, nasıl, hangi koşullarda gireriz de Avrupalılaşırız diye tartışırken, siz (perde arkasından da değil), insancıklarımızın gözlerinin önünde açıkça ve alenen, kısa vadede İstanbul'un, uzun vadede ülkenin Avro-İslamlaştırma programını adım adım uygulamaya koyarsınız. Bu başka hiçbir ülkeye nasip olmamış Türk usulü (pardon ılımlı İslam usulü) Avrupalılaşmadır. Bakalım nasıl?














1. İstanbul'un eski konakları ve öyküleriyle ünlü semtinde fesli, şalvarlı, takkeli, kara çarşaflı dolaşanlara "özgürlükler ve Avrupa standardında insan hakları adına" ses çıkarmaz, göz yumarsınız.

2. Şapka devriminin nimetlerinden yararlanarak, başınızdaki fesi atıp kamusal alanda gömlek kravatla, deniz kıyısı sayfiye ve plajlarda kısa şortlarla dolaşırken, "Üniversitelerde başörtüsü özgürlüğünü getirmeye çalışıyoruz, bu benim aşkım" sözleriyle, kızları ve kadınları resmen ve alenen "köleliğe" mahkûm edersiniz. Bunu da kılıfına sokup, "özgürlüktür" dersiniz.

3. Avrupa kültür başkentine aday İstanbul'un tarihi anıtlarıyla gözde semti turistik Sultanahmet'i ramazan ayında, 19'uncu yüzyıl sokak eğlenceleri, türbanlı, kara çarşaflı, poturlu, çember sakallı ılımlı İslam(!) görüntüleriyle şenlendirirsiniz. Bununla da yetinmez;

4. "İbadet gibi fakirlere yardım da gizli yapılır" İslami kuralını çiğneyip, kentin merkezindeki meydanlara yoksullara gösterişli iftar çadırları kurar, zenginleri (oruçlu olsun olmasın) lüks otellerde medyatik iftar yemeklerinde ağırlarsınız. Bitmedi...

5. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüksek mevkii Cumhurbaşkanlığı mekânını iftar sofralarına açar, resmi makamları ibadethaneye çevirirsiniz.

6. İstanbul'u Avrupa'nın kültür başkenti yapma aşamasına getirenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin 83 yıllık çağdaş geçmişi olduğunu unutur, Atatürk düşmanlığını dünya âleme haykırarak, Cumhuriyetin tüm çağdaş ve uygar birikimlerini, bilgilerini eğitim programlarından, kitaplarından çıkarır, çocukları, gençleri hurafelere, cinlere perilere teslim edersiniz.

7. Henüz okul çağına gelmemiş minicik kız çocuklarının başını sarmalayıp, ellerine "İslam özgürlüğümüzdür" yazılı afişleri tutuşturur, sonra da Milli Eğitim Bakanı'nın ağzından, "Canım bunlar münferit olaylar" dersiniz.

8. Sıra sanata gelmiştir artık. Heykele tüküren, adaba aykırıdır diye meydanlardan kaldıran, ömründe belki bir tek klasik müzik konserine gitmemiş, bale seyretmemiş, hatta belki klasik Türk Batı edebiyatından yapıtları okuma zevkini tatmamış zihniyetlerin ürünü uygulamaları sahneye koyarsınız.

9. Türkiye'nin yüz akı bir Cumhuriyet bestecisinin adının verildiği, konser ve müzik etkinlikleri amacıyla yapılmış bir konser salonunu, Türk-İslam sentezi dualı-ayinli etkinliklere açarsınız.

10. Türkiye'de Cumhuriyetten günümüze uzanan ne kadar tiyatro, müze, benzeri kültür merkezi varsa, hele adında bir de Atatürk varsa, hemen kılıfına uydurup yıkma kararı alırsınız.

11. Mimarisiyle dünyadaki 50 eserin içinde sayılan Atatürk Kültür Merkezi'ni, (isminden mi ya da Cumhuriyeti anımsatan eser olduğundan mı rahatsız oldunuz, bilinmez) yıkmaya kalkarsınız.

12. Türk tiyatrosunun unutulmaz kişisinin adını taşıyan Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na göz diker, ortadan kaldırmak için bahane ararsınız.

13. Bir yandan bu kültür merkezlerini yok etme planları kurarken, öte yandan kentin tarihi kültürel dokusunu yozlaştıran koca gökdelenler diker; iktidardan kimilerinin ortak olduğu (bir iki yetmez) onlarca alışveriş merkezleri açarsınız. Sırtını petrole dayamış, emperyalist güçlerin sömürgesi kimi İslam ülkelere özenip, Dubai kuleleri dikme planlarını sumen altında bekletirsiniz.

14. Kaldırım mühendislerinin, taş-tuğla fabrikatörlerinin, ihale firmalarının ceplerini şişiren yol, kaldırım, alan düzenlemeleriyle, kentin araç ve yaya trafiğini felç eder, yollarla meydanları savaş alanına çevirirsiniz.

Böylece İstanbul'u Avrupa'nın kültür başkenti yaparsınız. Cumhuriyet Halk Partisi'nden AK Parti'ye dönme yeni Kültür Bakanımızdan çok iyi şeyler yapmasını bekleyen, olmadık işler için imza toplayan kimi aydınlarımıza!.. AKP'yi "merkez parti" diye alkışlayan, bir zamanların koyu Mustafa Kemalcisi Cumhuriyetten ayrılma yazarına... "Seçimler yapıldı, cumhurbaşkanı seçildi, laiklik Türklerin genlerinde var" diyen ünlü bir holdingimizin temsilcisine... sesleniyorum!..

Artık uyanma zamanı gelmedi mi? Sadece İstanbul değil, Cumhuriyet Türkiyesi elimizin, ayaklarımızın altından kayıyor.. Avrupa Birliği AKP'nin takıyyesini yeni fark etti... İktidar partisi için, demokrasi gibi Avrupa Birliği'nin de amaç değil araç olduğunu... Darısı bizim kimi aydınlarımızın başına...




Saraydan Tarih Kaçırma!

12 Kasım 2007

Milliyet/Mehmet Demirkaya

Bizans'ın en eski sarayı sayılan Sultanahmet'teki Büyük Saray'ın (Palatium Magnum) son kalıntılarının üzerinde yer alan tarihi yapı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) sosyal tesis projesi kapsamında deniz manzaralı restoran oluyor.









Tesisin inşaatını, Tokyo Camii'nin mimarı Muharrem Hilmi Şenalp'in şirketi Hassa Mimarlık yürütüyor. Şenalp, Büyükşehir Belediyesi'nin şirketlerinden İSBAK'ta da yönetim kurulu üyesi.

Sultanahmet Camii'nin güneydoğu ucunda bulunan ve Tarım Bakanlığı'nın eski misafirhanesi olan yaklaşık 7 bin metrekarelik arazi, geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne devredildi. İstanbul Boğazı'nın Marmara Denizi girişini kuşbakışı görebilen bir mevkide bulunan arazi, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nin hemen karşısında yer alıyor. Arazinin yol tarafındaki yüksek sur duvarları içerideki çalışmanın izlenmesini engelliyor.

'Tarihe dokunulmadı' denildi ama...
İBB yetkilileri, arazinin geçen yıl 21 Ağustos'ta kendilerine devredildiğini ve devredilme amacına uygun biçimde sosyal tesis olarak yeniden düzenlendiğini söyledi. Arazi içinde bulunan betonarme binanın bakım işleminin yapıldığını, tarihi yapıyla ilgili bir işlem yapılmadığını söyleyen yetkililer, "Eski, derme çatma bir müştemilat da kaldırıldı" dedi.

Milliyet'in gökyüzünden çektiği fotoğraflar ise çalışmanın boyutunun belediye yetkililerinin söylediğinden farklı olduğunu ortaya koydu. Restoran olarak yeniden düzenlenen binanın, eski fotoğraflarda tarihi bir kalıntı olduğu dikkat çekiyor.

Belediyenin araziyi devraldıktan sonra binanın şeklini tamamen değiştirdiği, tarihi duvarların çimentoyla sıvanarak kapatıldığı, farklı kapı ve pencerelerin açıldığı görülüyor. Ayrıca, binanın üzerine demir direkler yerleştirilerek, bir kısmı kapalı ve balkon çıkmaları da olan yeni bir teras kat eklenmiş durumda.

 

Fotoğraf: Murat Öztürk

Devraldığımızda mezbelelikti'
Belediyenin yeni restoranı, Büyük Saray'ın son kalıntıların bulunduğu bölgeye yapılıyor. Restorana giriş için yol tarafındaki surlara yeni kapı açıldığı ve tahtalarla kapatıldığı görülüyor.

Belediye yetkilileri konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: "Tarihi yapı kalıntılarıyla ilgili bir proje hazırlanıyor, anıtlar kuruluna sunulmak üzere. Bunlara kültürel bir fonksiyon verilecek. Bu kalıntıların ne olduğuna ilişkin bir bilgi elimizde yok. Betonarme binanın ise ruhsatı var. Tarım Bakanlığı'ndan devir aldığımızda orası mezbelelik durumdaydı."

At müzesi olacaktı
Çeşitli kaynaklarda Palation (Saray), Hieron Palation (Kutsal Saray), Basileos Oikia (İmparator Evi), Hippodromou Palation (Hippodrom Sarayı), Palaion Platation (Eski Saray), Palatium Magnum (Büyük Saray) adlarıyla geçen ve İmparator I. Konstantinus (307-337) tarafından yaptırılan saray, daha sonra yapılan ilavelerle genişletildi. Yaklaşık 100 bin metrekarelik bir alana yayılan sarayın Marmara Denizi yamaçlarındaki teras kalıntıları üzerindeki yer artık restoran olacak. Söz konusu arazinin, bir dönem At Müzesi olacağı belirtilmişti.

Daha önce Büyük Saray ile ilgili yapılan kazılardan çıkarılanlar, restoran olacak arazinin karşısında bulunan Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nde sergileniyor.

Gerçeği gökyüzü fotoğrafı gösterdi
Belediye yetkilileri, bölgede tarihi yapıyla ilgili bir işlem yapılmadığını öne sürdü. Ancak Milliyet'in gökyüzünden çektiği fotoğraflar, tarihi duvarların çimentoyla sıvanarak kapatıldığını, farklı kapı ve pencerelerin açıldığını ortaya koydu.

 





Tarihi Alandaki İnşaat Kaçak Çıktı

13 Kasım 2007

Milliyet'in "Tarihini gömen ülke" manşetiyle duyurduğu Sultanahmet'teki Büyük Saray kalıntıları üzerinde yapılan inşaat çalışmalarının kaçak olduğunun, yaklaşık 20 gün önce İstanbul Arkeoloji Müzesi uzmanları tarafından tespit edildiği anlaşıldı. Uzmanlar, konuyla ilgili bir rapor hazırlayıp, Koruma Kurulu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Eminönü Belediye Başkanlığı ve Tarihi Çevreyi Koruma Müdürlüğü'ne ihbarda bulundu.






İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne Büyük Bizans Sarayı kalıntılarının bulunduğu yerde kaçak kazı yapıldığı telefonla ihbar edildi. 22 Ekim 2007'de Arkeoloji Müzesi uzmanları ihbarın yapıldığı araziye gitti. Uzmanlar, 23 Ekim tarihli raporlarında gördüklerini şöyle anlattı: "Eminönü Sultanahmet Mahallesi Serin Sokak'ta bulunan Tarım İl Müdürlüğü'nün bulunduğu araziye gidilmiştir. Yerinde yapılan incelemede oldukça geniş bir parsel içinde Bizans ve Osmanlı mimari kalıntıları ve yığma tuğla betondan yapılmış eski binalar bulunduğu görülmüş olup alanın Büyük Saray yapısının devamı niteliğinde olduğu bilinmektedir.

Parsel zemini denize eğimlidir ve kot farkı vardır. Parselin deniz tarafında hali hazırda sürmekte olan üç katlı inşaat faaliyeti bulunmaktadır. Parselde kısmi kazı yapıldığı, parsel içinde bulunan kazı toprağından anlaşılmıştır. İnşaat Büyükşehir Belediyesi tarafından Hassa İnşaat Mühendislik şirketine verildiği öğrenilmiştir. İnşaatta bulunan yetkiliye gerekli inşaat ruhsatı ve Koruma Kurulu kararı sorulduğunda kendisinde mevcut olmadığı söylenmiştir."

Yetkili kurumlara bildirildi
Uzmanların raporu 26 Ekim'de üst yazıyla 4. No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, Eminönü Belediye Başkanlığı'na ve Tarihi Çevreyi Koruma Müdürlüğü'ne gönderdi. Yazıda, Koruma Kurulu'nun vereceği karar doğrultusunda işlem yapılabileceği belirtildi.

Prof. Eyice: O bina Osmanlı'dan kalma
İstanbul ve Bizans tarihi üzerine uzman sanat tarihçi Prof. Dr. Semavi Eyice de şunları kaydetti: "Yıllar önce Tarım İl Müdürlüğü misafirhanesinin bulunduğu yere gitmiştim. O bina Osmanlı döneminde aygır deposu olarak kullanılmış. Daha sonra misafirhane yapmışlar. Ancak o binanın altı çok önemli. Almanlar 1917'de orada arkeoloji çalışmaları yapmış. Bunları 1930'lu yıllarda yayınladılar. Altında Bizans Saray Kilisesi olduğunu ileri sürdüler.

Daha sonra bizde de orayla ilgili yayınlar yapıldı. Hatta bir tanesinde orada Sokullu Mehmet Paşa'nın konağı olduğu ileri sürüldü. Orası kot farkından dolayı set şeklindedir. Üst tarafında da bir tekke vardı, yıkıldı."

İzinsiz hiçbir şey yapılmamalı
Arkeoloji Müzesi uzmanları şöyle dedi: "Büyüksaray'ın uzantısı orada. Mozaik Müzesi ve Hipodrom hemen yanında. Burada yapılacak her türlü kazıdan müzenin haberi olması gerekir. O bölümde imparatorun yeraltı geçitleri ile hipodroma gittiği söylenir. Yani yeraltı dehlizlerinin olduğu söylenir. Burası tarihin göbeği. Koruma Kurulu kararı olmadan hiçbir şey yapılmamalı."

Belediye: Bina tarihi değil
Milliyet'te "Tarihini gömen ülke" manşetiyle günverilen haberde, Bizans Sarayı kalıntıları üzerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal tesis projesi kapsamında restoran yaptırdığı anlatılıyordu. Haber üzerine Belediye'den dün şu açıklama yapıldı: "Habere konu olan yapı, geçmişte betonarme olarak inşa edilmiş olup bir tarihi özellik taşımamaktadır. Binanın üzerine teras katı eklendiği, tarihi yapının çimentoyla kaplandığı ve surlara yeni kapı açıldığı yönündeki bilgiler de doğru değildir."




Milliyet/Ömer Erbil



Çemberlitaşın Sırrı

14 Kasım 2007

Bu taşın altındaki emanete kıyamet kopmadıkça kimse ulaşamayacak. Peki nedir bu sır?




İstanbul’daki Roma dönemi eserlerinin başında gelen Çemberlitaş’ın altındaki bir odada, Hazreti İsa’ya ait eşyaların gömülü olduğu iddia ediliyor.

İddiaya göre, Çemberlitaş’ın altında olduğu ileri sürülen odada, imparator Konstantin döneminde Kudüs’ten getirilen "Hazreti İsa’nın mezarına ait kutsal toprak, orijinal haç parçaları, çiviler, kaymak taşından yapılan kase, ekmek kırıntıları ve Hazreti Musa’ya ait taş ile Hazreti Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hazreti Nuh’un baltası ve Hazreti Süleyman’a ait olduğuna inanılan 7 kollu şamdan" bulunuyor.

Çemberlitaş’ın restorasyon projesinin 1. kademesini yürüten Akpınar Mimarlık’ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akpınar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çemberlitaş’ın altında 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde muhteşem bir blok ve porfir bir kaide bulunduğunu belirterek, "Kutsal emanetler onun içinde küçük bir alan içerisinde oyulmuş yerde" dedi.

Akpınar, beraberindeki ekiple Çemberlitaş üzerinde 2001 yılından başlayarak 1,5 yıl süren bir çalışma gerçekleştirdiklerini, yapı üzerinde tipoloji ile tarihsel çalışmaların da yapıldığını, anıtın yapıldığı tarihteki

Restorasyon projesi hazırlanırken dünyanın her tarafındaki onlarca yayını gözden geçirdiklerini, Bizans tarihiyle ilgili ulaşabildikleri tüm kaynakları incelediklerini ifade eden Akpınar, "Çemberlitaş, geçmişteki Zeus ve onlarca tanrıya tapınan Pagan Roma’nın yıkılması ve tek tanrılı, kitabi inanca sahip yeni Roma’nın kurulmasının ilk kutsal simgesidir diyebiliriz" dedi.

ODANIN YERİ

Akpınar, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından taşın, Tanrı’nın birliğini simgelemek üzere dikildiği yolunda bilgiler olduğunu belirterek, şunları anlattı:

"Tarihçilere göre, Konstantin M.Ö. 324 yılında annesi Helen’i Kudüs’e gönderir ve Kudüs’te Hz. İsa’nın olduğuna inanılan mezarı açtırır.

Mezardaki kutsal toprak, orijinal haç parçaları, kutsal çiviler, kaymak taşından yapılan kutsal kase, kutsal ekmek kırıntıları ile Hz. Musa’ya ait kutsal taş, Hz. Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hz. Nuh’un baltası ve Hz. Süleyman’a ait olduğuna inanılan som altından 7 kollu şamdan gibi kutsal emanetler İstanbul’a getirilir. Bu olayı çok açık ve belli bir şekilde tarihi belgelerde görmekteyiz. M.S. 325 yılında da imparator Konstantin Roma’yı alır ve Roma’daki Pagan Roma imparatorluğuna son verir. Roma’daki Apollon tapınağını yıktırır ve oradan getirdiği taşları Çemberlitaş’ın yapımında kullanır. Yaklaşık 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde 4 parçadan oluşan bir ana kaide oluşturulur. Bu ana kaidenin içerisinde 1x2 metre ebadında küçük bir hücre oluşturulur.

Kutsal emanetlerin bu hücre içerisine bizzat İmparator Konstantin’in annesi Helen tarafından yerleştirildiği M.Ö. 340-400’lü yıllarda yazılan belgelerde de ifade edilmektedir." "Kutsal emanetlerin orada bulunduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok" diyen Akpınar, kutsal emanetlerin 11x11 metre ebadında ve 2,5 m. yüksekliğinde porfir bir blok kaidenin içerisine oyulan küçük bir alan içinde olduğunu, bu kaidenin üzerinde 8x8 metre ebadında ve yine yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde bir kaide daha olduğunu, bunların üzerinde de 6 metre yüksekliğinde 4x4 metre ebadında sütunun kaidesinin yer aldığını bildirdi.

ÇEMBERLİTAŞ’IN ÖZELLİĞİ

Abdülkadir Akpınar, kaidenin üzerinde her biri yaklaşık 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında, bileziklerle birbirine oturtulmuş, 9 adet sütun olduğunu vurgulayarak, "Kurşunla birbirine bağlanmış tam terazisinde bir yapı. Her biri 100 ton ağırlığında birbirleri üzerine en ufak bir kırılma olmadan yerleştirilmiş. Piramitlerdeki sır gibi muhteşem bir işçilik" diye konuştu.

Apollon tapınağından getirilen taşların hikayesinin de orijinal olduğunu ifade eden Akpınar, "Kızıl porfir olan bu taşlar, o zaman işlenmesi çok zor olduğu için ’kutsal taş’ olarak kabul ediliyor. Granitin başka bir türü. Zeus’a inanan o zamanın kadınları, porfirden oluşan küçücük odalarda doğum yaparlarsa, tanrılar tarafından kutsandıklarına inanırlardı" dedi.

Abdülkadir Akpınar, İstanbul’un fethinden sonra Çemberlitaş’ın ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilendiğini, yapının spiral şekilde demirlerle çepeçevre kuşatıldığını, 1706 yılında ilk tahkimin yapıldığını anlatarak, yapının yeni kaidesindeki taşın yaklaşık 20 cm.

içerisinde 7x7 cm kalınlığında dökme demir bileziklerle her 1,5 metrede bir kuşaklar atılarak güçlendirildiğini bildirdi.

ODAYA ULAŞMA GİRİŞİMLERİ


İstanbul’un 1918 yılında işgali sırasında da Vatikan’dan bir grup rahibin geldiğini ve kutsal emanetlere ulaşmak için Çemberlitaş’ın hemen yakınındaki Vezirhan’da bir oda kiralayarak tünel kazdıklarını kaydeden Akpınar, "Yer altındaki ana kaideye kadar ulaşırlar. Tünelden çıkan toprağın şüphe uyandırması üzerine yakalanırlar ve sınır dışı edilirler.

1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunun tespiti için Avrupa ülkelerinden arkeologlar getirtir" dedi.

Çıkarılan bu ilk zemin rölövesinde taşın altında muhteşem bir ana kaide, onun üzerinde ikinci ve üçüncü birer kaide olduğunun görüldüğünü dile getiren Akpınar, "Kıyamet kopmadıkça, savaş hali olmadıkça veya böyle bir yıkım olmadıkça, o emanetlere ulaşmak asla söz konusu olamaz" görüşünü savundu.

RESTORASYON ÇALIŞMALARI

Çemberlitaş’ta hiçbir tarihi esere ilişkin yapılmadığı kadar bir çalışma gerçekleştirildiğini dile getiren Akpınar, 3 metre çapındaki taşın bütün gövdesinin özel asetatlarla çevrilerek taşın bütün yüzeyindeki çatlakların, bozulmaların ve kırılmaların bire bir ölçekli bir çalışmayla çıkarıldığını, daha sonra üzerinde fiziki ve kimyevi anlamda diğer çalışmaların yapıldığını bildirdi.

Abdülkadir Akpınar, Çemberlitaş’ın çevresinde jeo-radarla çalışmalar yapıldığını ve söz konusu 1x2 metre ebadındaki hücrenin tespit edildiğini, deprem emniyeti için zemin tabakalarında incelemeler gerçekleştirildiğini, ayrıca tarihsel çalışmalarla Çemberlitaş’ın değerini ortaya koyan çalışmalar yapıldığını kaydetti.


Milliyet


Arkeopera Perşembe Sohbetleri

18 Kasım 2007


22 Kasım 2007

Tamgaly Kayaüstü Resimleri : Kırgızistan - Ersin Alok

29 Kasım 2007

Son Bulgular Işığında Yeni Dönem Troia Kazıları - Rüstem Arslan

Adres:
Yeniçarşı Cad. Petek Han No: 16/A 34433 Galatasaray - İstanbul / Türkiye





Kültürel Eserlerin Korunması ve Afetler "Sunum"
Arama Kurtarma Derneği (AKUT) (AKUT)

Arama Kurtarma Derneği AKUT'un beklenen İstanbul depreminin kültürel eserlere tahribatı başta olmak üzere , afetler sırasında kültür eserlerinin korunmasına yönelik araştırmaları ve çalışmaları hakkında bilgilendirme sunumu yapılacaktır.

Dernek üyelerimiz bu sunuma davetlidir

Sunumu Hazırlayan: Zeynep Fulya KAYA
Sunum Tarihi: 05 Aralık 2007
Saat:13.00 – 15.00
Yer:Bilgi Üniversitesi,Santral İstanbul Binası, Bina 1, Oda 104

Yakındoğu'daki İlk Seramikler: Yeni Veriler

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü ve İstanbu Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı "Neolitik'e Bakışlar" konulu atölye/seminer dizisi



"Yakındoğu'daki İlk Seramikler: Yeni Veriler"



Konuşmacı: Dr. Marie LE MIERE (CNRS Lyon)
Tarih: 28 Kasim 2007 Çarşamba
Saat 17:30
Yer: Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Albert Gabriel Salonu Nuru Ziya S. No: 10, 34433 Beyoğlu, İstanbul


Yeni Dönem Alaca Höyük Kazıları




iKi ANTiK KENTiN ÇIĞLIĞI "Antik Kentler Sular Altında Kalmasın"

Allianoi - Hasankeyf

Tarih: 06 Aralik 2007, Persembe
Saat:  09.00 - 17.00
Yer: İTÜ Taşkişla Yerleşkesi, İstanbul
Prof. Nezih Eldem Konferans Salonu / No: 109




Allianoi, 1800 yillik tarihi olan, Anadolu mozaiğinin
en güzel parçalarındandır. Ülkemizde sağlam kalmiş
halen kullanilabilecek sicak suyu ile en büyük
sağlık merkezidir. Ayni zamanda, şifalı sularını barındıran dünyanın doğa tarafından en iyi korunmuş ve  en sağlam kalabilmiş sağlık yurtlarından biridir. Bu dünya kültür mirası, önüne geçilmez ise tarımsal sulama amaçlı yapılan barajın (Yortanlı Barajı) suları altında kalacak.

Hasankeyf, 12.000 yıllık tarihe ve olağanüstü bir doğal bütünlüğe, dokuya ve güzelliğe sahiptir. Ilısu barajı; sadece Hasankeyflilere veya ülkemize değil tüm insanlığa ait ortak kültürel ve tarihi mirasimiz olarak yok olacaği gibi, 55.000 insann göç etmesine neden olacaktir.

Binlerce yillik Anadolu uygarlıklarından bizlere kalanları gururla, onurla korumalı ve gelecek kuşaklara aktarmalıyız. Çocuklarımız, torunlarımız da nasıl bir birikime nasıl bir kimliğe sahip olduklarının bilinciyle yetişmeliler. Atalarından kalan mirası yok etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz.

Bizler Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi ve Allianoi Girişim Gurubu üyeleri olarak geçmişimize, bu topraklarda boy vermiş bütün uygarlıklara sonuna kadar sahip çıkacağımızı herkese duyuruyor, bu konuda  kamuoyundan destek bekliyoruz.

"Antik kentler sular altinda kalmasin"

İlk Oturum

Oturum Baskani:  Eyup MUHCU Mimarlar Odasi Istanbul Buyukkent Şb. Bsk.

09:30-10:00      Oktay EKİNCİ - Yük. Mimar

10:00-10:30      Cengiz GOLTAŞ - Elektrik Mühendisleri Odasi Yönetim Kurulu Üyesi

10:30-11:00      Av. Arif Ali CANGI  Allianoi Girişim Grubu Egecep Dönem Sözcüsü     

11:00-12:00      Forum:Moderator: Nezih BAŞGELEN

12:00-13:00      Yemek Arasi


İkinci Oturum

Oturum Başkani: Prof. Dr. Mehmet ÖZDOĞAN - İ.Ü.Edebiyat Fakültesi. Arkeoloji Bölümü. Prehistorya Anabilim Dali

13:30-14:00      Yrd. Doc. Dr. Ahmet YARAŞ - Allianoi Kazi Kurulu Bşk.

14:00-14:30     Prof. Dr. Sevil GÜLCUR - Arkeolog (İstanbul Üniv.)

14:30-15:00     A.Vahap KUSEN - Hasankeyf Belediye Başkanı / Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi Üyesi

15:00-16:00 Forum Moderatör: Nezih BAŞGELEN

 

Hasankeyf için iletişim:

Diren Özkan

Tel: (412) 228 96 30 Fax: (412) 228 45 90

Adres: Camikebir Mah. Yesil Sok. No:2 Meliahmet / Diyarbakir

E.mail: hasankeyfgirisimi@gmail.com

Web: www.hasankeyfgirisimi.com

 

Allianoi için iletisim:

Av. Hilal Kuey

hilalkuey@gmail.com

858 Sok No: 2/606 Konak-İzmir / Türkiye

E.mail: allianoi_mail@yahoo.com

Web: www.allianoi.org

E.Grup: allianoi_team@yahoogroups.com




Tarihi Kapının Sonu Bir Yağmura Bakıyor

01Ekim 2007

Kentin ayakta kalan en önemli yapısı durumundaki Alakapı'ysa zamana karşı direncini yitirmek üzere.



Anadolu'da 20'nci yüzyıldan beri çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan Anavarza kentinin sembolü Alakapı, yağacak ilk şiddetli yağmurla yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Adana'nın Kozan ilçesi yakınlarında bulunan, Ortadoğu tarihindeki en geniş caddeye sahip olan Anavarza, kalesi, stadyumu, amfitiyatrosu, yüzlerce yıl önce barındırdığı 50 bine yakın nüfusuyla dünyanın en önemli antik kentleri arasında gösteriliyor. Kentin ayakta kalan en önemli yapısı durumundaki Alakapı'ysa zamana karşı direncini yitirmek üzere.

Kış yağmurları zarar verecek

M.S. 2. yüzyılda yapılan ve kentin güney yönünde anıtsal bir giriş olarak tasarlanan kapı 'Zafer kapısı' olarak da anılıyor. Yüzyılları hasarsız deviren eserin 1948'de batı kemeri yıkıldı, 1998'deki depremde de hasar gördü, son olarak geçen şubat ayındaki yoğun yağmurda orta kemerinin güney taş dizisi döküldü. Orta kemeri sağlam tutacak özelliğin kalmadığını belirten İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, kış yağmurlarıyla bu bölümün yıkılmasının kaçınılmaz göründüğünü söyledi.

İstanbul Teknik Üniversitesi Restorasyon Bölümü'nden Doç. Dr. Yegan Kahya sorumluluğunda Alakapı için restorasyon projesi çalışması yapıldı, kapının fotogometrik ve jeodezik özellikleri belirlendi. Mimari hasarlar incelendi, röleve çalışması oluşturuldu.

Domino misali yıkılabilir

Sonuçları aktaran Sayar "Yapı büyük tehlike altında. Ana müdahale olarak, büyük kemerdeki taşıyıcı sistemin acilen desteklenmesi ve restorasyonuna başlanması gerekiyor. Ancak girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Kapının bulunduğu yolun trafiğe kapatılması gerekir. Önlem alınmazsa, Arkeo Park Projesi'nin de en önemli ayağı Alakapı bir yağmurda, önce kapının orta kemerinde yerinden oynayan dördüncü taş düşecek, ardından tüm eser, domino misali yerle bir olacak. Eser, büyük olasılıkla, son yılını yaşıyor" dedi.

Antik kent, İ.Ö. 19 yılında bir Roma kent merkezi olarak kurulmuş. Kilikya bölgesinde düzenlenen şenliklerin ve olimpiyatların merkezi olarak kullanılan Anavarza, Bizans döneminde de korunmuş, 8'inci yüzyıldan itibaren Abbasiler, Selçuklular, Bizans ve Haçlılar arasında el değiştirmiş ve bir süre Ermeni krallığının merkezi olmuş. Ovadaki surlar ve kayalık kesim olmak üzere iki bölümden oluşan kentin sembolü Alakapı'nın kuzeydoğusunda tiyatro ve kapının hemen önünde stadyum kalıntıları yer alıyor. Antik kentin yanındaki Anavarza kalesi ise 200 metre yüksekliğindeki bir tepede. Kalenin içinde, Ermeni Prensi Toras'ın yaptırdığı bir de küçük kilise var.


Radikal

Dünyanın İlk Frig Sergisi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde

Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi, Anadolu'da köklü bir kültür yaratarak kendilerinden sonra gelen Yunan ve Roma uygarlıklarını etkileyen Frigler'i konu edinen kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. 25 Aralık 2007- 13 Nisan 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek "Frigya" adlı serginin en önemli özelliği dünyanın ilk Frig sergisi olması.

Kazılar sonucu ortaya çıkarılan Frig eserleri, başta Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri olmak üzere Eskişehir, Kütahya, Burdur müzelerinde ve geçtiğimiz yıllarda açılan Gordion Müzesi'nde bulunuyor. Vedat Nedim Tör Müzesi'ndeki "Frigler" sergisi, işte tüm bu müzelerdeki birbirinden göz alıcı 275 Frig eserini bir araya getiriyor. Böylece sergi ziyaretçileri görkemli Frig dünyasında bir gezinti yapma fırsatı bulacaktır. Sergi boyunca tiyatro sanatçıları, "Midas'ın Eşek Kulakları" ve "Midas'ın altın hırsı" mitolojik öykülerinden okumalar yapacak. Ayrıca serginin konseptine uygun olarak seyircilere Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından derlenen Frig esinli pan flüt ağırlıklı müzikler dinletilecek.

Mitolojide Frigler

Frigler, Orta Anadolu’da (Ankara / Polatlı) Hititlerden sonra kurulup kısa sürede yayılıp güçlenen, ilginç bir uygarlık. Gerek sanat eserleri gerekse dini inanışlarında kendilerinden önceki uygarlıkların izini taşıyan Frigler, sonraki uygarlıklara esin kaynağı oldular. Büyük İskender, ünlü Gordion Düğümünü bir kılıç darbesiyle çözerek dünyanın fetih biletini sanki Frigler'den almış ve fetihlerine hızla devam etmişti. Daha sonraki dönemlerde ise Romalılar, krallıklarını tehdit eden askeri deha Kartacalı Hannibal’a karşı yapılan savaşı kazanabilmek için Sivrihisarda bulunan gökten inen tanrıça idolünü Roma’ya götürmüşler ve ana tanrıçadan yardım dilemişler ve tarihteki en büyük düşmanına karşı Roma tanrıça sayesinde büyük bir zafer kazanıyor.

Yunan mitolojisine "Eşek Kulaklı Midas" olarak konu olan Frig Kralı Midas'ın efsanede her tuttuğunu altın yapması kuşkusuz Frig zenginliğinin bir göstergesi. Günümüzde de yapılan bir iyilik karşısında söylenen "Tuttuğun altın olsun" deyimi bu efsaneden türemiştir. Tanrı Dionysos kendisine iyilik yapan Kral Midas'ı bu sözle ödüllendirmiş, Midas'ın öyküsü kulaktan kulağa yayılarak bugüne kadar gelmiştir. Midas'ın efsaneleri bununla sınırlı değildir. Apollon ve Marsyas arasındaki dünyanın ilk müzik yarışmasında Midas jüri olarak görev almıştır. Ancak yarışma hem Midas'a hem de Marsyas'a felaket getirmiştir. Tanrı Apollon, Marsyas'ın tarafını tutan Midas'ın kulaklarını eşek kulağı yaparak cezalandırmış, Marsyas ise bir ağaca asılarak derisi yüzülmüştür.

Ezber bozacak bir sergi /Serginin kitabı da yayımlanacak

Efsanelerin ötesinde Frig halkı pek çok ilke imza atmıştır. Örneğin mozaiği keşfedip mimaride ilk kez kullanan Friglerdir. Sakarya Nehrinin çakıl taşlarını kullananarak yaptıkları mozaikler Yunan ve Roma’nın göz kamaştırıcı eserlerine esin kaynağı olmuştur. Altın sim işlemeciliği, fybula (çengelli iğne); flüt ve yığma mezar dediğimiz 'tümülüsler' de ilk kez Friglerce kullanılmıştır.

Bugüne kadar Midas'ın mezarı olarak bildiğimiz Polatlı'daki Frigya tümülüsünün içindeki mezarın Midas'a değil, onun ailesinden bir soyluya ait olduğu bu sergide gündeme getiriliyor.

Bugünün Frigya'sı

Frig eserlerini, barındıran Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya arasındaki üçgen, dünyanın en önemli açıkhava müzelerinden biridir. Frig Vadisi; görkemli kaya anıtları, mezar odaları, tapınakları ile geçmişe tanıklık etmekte, Midas'ın özgür ve bohem halkının kaya anıtlarına yansıyan ruhunu hissettirmektedir. Yıllardır sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan Frig eserleri Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine getirildi, belki de dünyanın en güzel en önemli ve grift ahşap tasarımı olan Frig masası ve mobilyaları bugünün endüstri ve sanat tasarımcıları tarafından mutlaka görülmesi gerekli eserler.

En önemli Frig Yerleşim alanları olan Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Burdur ve Kütahya'da müzeler açılmasıyla birlikte bölgede yapılan kazılardan çıkarılan eserler bu müzelerde toplandı. Geçtiğimiz yıllarda Gordion'da Midas tümülüsü kazılarından çıkan ve tam karşısında inşa edilen Gordion Müzesi uzmanlaşarak yalnızca Frig eserlerini sergiliyor.



T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün işbirliği
ve himayesinde açılan "Frigya" sergisinin bilimsel danışmanlığını Eskişehir Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taciser Sivas yapıyor. Şennur Şentürk'ün koordinatörlüğünde hazırlanan sergiye kapsamlı bir sergi kitabı da eşlik ediyor. Projeye ve hazırlanan kitaba, North Carolina Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Gordion Ören Yeri Kazı Başkanı Prof. Dr. Kenneth Sams, Lynn E. Roller, Oscar White Muscarella, Geoffrey Summers ve Dietrich Berndt Clod Brigs bilimsel yazılarıyla destek verdiler.

PAPATYA ATAK

Etkinlik Sorumlusu



Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık A.Ş.

Tel: 0212 252 47 00/503

Fax: 0212 293 07 23

E-mail: papatya.atak@ykykultur.com.tr

papatyaatak@gmail.com
Adres: İstiklal cad. No: 161 Beyoğlu/İstanbul





Tüm insanlar Afrika kökenli mi?.. Denizli'de 500 bin yaşında erkek fosili bulundu

      Selma Kasap / AA

       Denizli’de bulunan Türkiye’nin ilk homo erectus fosili, bilim dünyasında heyecan yarattı. Bir erkeğe ait 500 bin yaşındaki kafatası fosilinin, ilk insanların dünyaya dağılışları konusunda bilim dünyasına önemli ipuçları sağlaması bekleniyor.
      Dünyadaki bütün insanların Afrika kökenli olduğu ve diğer kıtalara buradan dağıldıkları, bu sırada Ortadoğu ve Anadolu’dan geçtikleri yönündeki tezleri desteklemesi açısından önem taşıyan fosil, "bilinen en eski tüberküloz vakası" olarak da tıp tarihine geçmeye hazırlanıyor.
      Latince "dik insan" anlamına gelen ve modern insanların atası olarak tanımlanan homo erectus fosili üzerindeki inceleme sonuçlarının, bugün ABD’nin saygın bilim dergilerinden American Journal of Physical Anthropology (AJPA)’da yayınlanması bekleniyor.
      AA muhabirine fosil üzerine araştırmalar yapan ekibin çalışmaları hakkında bilgi veren Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRKO) Başkanı Prof.
      Dr. Nizamettin Kazancı, bilim çevrelerinde heyecan uyandıran fosilin, insan kafatasının burundan itibaren üst yarısı olduğunu ve göz açıklıkları, kaşlar ve kafatası kemiklerinden ibaret olduğunu söyledi.
      Kazancı, homo erectus fosili üzerindeki inceleme sonuçlarının, bugün ABD’nin saygın bilim dergilerinden American Journal of Physical Anthropology (AJPA)’da da geniş yer almasının beklendiğini söyledi.
      Homo erectusa ait bu kafatası parçasının halen JEMİRKO sahipliğinde Ankara’da bulunduğunu ve araştırmacıların fosil üzerindeki çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Kazancı, fosille ilgili şu bilgileri verdi:
      "Araştırmaya göre, homo erectus kafatası üzerinde tüberkülozun yol açtığı kemik deformasyonları açıkça görülüyor. Böyle kemik deformasyonlarının D vitamini eksikliğine bağlı iskelet ve bağışıklık sistemi zayıflığından kaynaklandığı tıp uzmanlarınca zaten biliniyor.
      Bilinenler ile fosil üzerindeki buluntular ortak değerlendirildiğinde Anadolu’daki ilk insanların ekvator bölgesinden geldikleri ve siyah derili oldukları sonucu çıkarılıyor. Ekvator bölgesinden kuzey enlemlere doğru göç eden siyah derili insanların, deri yapısından dolayı vücutlarında daha az D vitamini oluştuğu, bunun da iskelet ve bağışıklık sistemlerini zayıflattığı, böylece tüberküloz dahil hastalıklara kolay yakalandıkları tezinin jeolojik geçmiş için de doğru olduğu anlaşılıyor."
     
      BİLİM DÜNYASI İÇİN İKİ AYRI KEŞİF

      Araştırmanın iki ayrı bilimsel yeniliği beraber sunduğunu anlatan Kazancı,şunları kaydetti:
      "Yeniliklerden ilki, Türkiye’de ilk homo erectus fosilinin bulunmasıdır. Fosilin görünen özelliklerine göre, bulunan kafatası parçası, 20-40 yaş arası erkek bireye aittir. Dünyadaki bütün insanların Afrika kökenli olduğu ve buradan diğer kıtalara dağıldıkları, dağılma sırasında Ortadoğu ve Anadolu’dan mutlaka geçmiş olmaları gerektiği biliniyor ama bir türlü beklenen bulgu elde edilemiyordu. Bu kafatası parçası, ilk insanların dağılışları konusunda önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Fosilin içinde bulunduğu travertenler, termolüminesans yöntemi ile yaşlandırmalara göre 330 bin yıl ile 510 bin yıl arasında oluşmuştur. Buluntu yeri 510 bin yıl olarak yaşlandırılan seviyeye çok yakındır. Dolayısıyla, travertenler içinde kapanlanan iskelet de o zamana, yaklaşık 500 bin yıl öncesine aittir." Araştırma ile elde edilen ikinci yeniliğin ise bilinen en eski tüberküloz vakasının tanımlanarak tıp tarihine katkıda bulunması olduğunu anlatan Kazancı, "Şimdiye kadar veremin birkaç bin yıl önce ortaya çıkan bir hastalık olduğuna inanılıyordu. Homo erectus üzerinde bu hastalığın bulunuşu tüberkülozun insanlık tarihi kadar eski olduğunu göstermektedir" dedi.
     
      ARAŞTIRMAYI KİMLER NASIL YAPTI?

      Kazancı’nın verdiği bilgiye göre, kendisinin de aralarında bulunduğu fosil üzerinde araştırmaları sürdüren ekip, Amerikalı John Kappelman, Türk araştırmacılar Mehmet Cihat Alçiçek, Mehmet Özkul, Şevket Şen ve Alman Michael Schultz isimli bilim adamlarından oluşuyor.
      Fosilin tür tanımlaması, kafatasının ve içinde bulunduğu kayaların yaşlandırmasının Türk araştırmacılar tarafından gerçekleştirildiğini kaydeden Kazancı, "Tüberküloz teşhisi kafatası parçasının iç ve dış kalıpları üzerindeki ayrıntılı incelemeler sonucu ABD’de konuldu.
      Almanya da bu teşhisi doğrulattırılıyor" diye konuştu.
     
      FOSİL NEREDE, NASIL BULUNDU?

      Prof. Dr. Kazancı tesadüflerle başlayan buluntu ve araştırma hikayesini şöyle anlattı:
      "Denizli’deki mermer traverten işletmelerden birinde traverten bloklarını kesen işçiler kemik parçalarına rastlıyorlar ve bunu blok içinde çıkarıyorlar. Kemikleri, o sırada tesadüfen burayı ziyaret eden Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Mehmet Cihat Alçiçek istiyor ve alıyor. Daha sonra Türkiye jeolojisi için önemli ve korunması gerekebileceği için JEMİRKO’ya iletiyor.
      JEMİRKO, Paris Doğa Tarihi Müzesinden Şevket Şen’i de çağırarak örnek üzerinde ekip olarak çalışmaya başlıyorlar. Sonuçlar oldukça tatmin edici gözüküyor." Prof. Dr. Kazancı, fosilin üzerindeki bilimsel incelemelerin tamamlanmasından sonra, sergilenmek üzere ulusal bir müzeye teslim edileceğini bildirdi

Irak Kazılarda Geçmişini Arıyor

26 Aralık 2007

Irak’ta yapılan arkeolojik kazılarda bulunan 1000 tarihi eser, işgal sırasında yağmalanan Irak Ulusal Müzesi’ne konuldu. Müzenin ziyarete ne zaman açılacağı ise belli değil. İşgalden bu yana kaybolan 15 bin esere ulaşılıp ulaşılamayacağı da bilinmiyor.





ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali, yalnızca yüzbinlerce sivilin hayatına mal olmadı. İşgal, ülkenin hafızasına da büyük bir darbe vurdu.


Irak Ulusal Müzesi’nin yağmalanma görüntüleri hala hatırlarda. Yağmalamanın üzerinden 4 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra başkent Bağdat’ın güneyindeki kazı çalışmalarında 1000 tarihi eserin bulunması, moralleri biraz olsun yerine getirdi.


3 kazı ekibinin çalışmalarıyla bulunan 1000 tarihi eser, işgal sırasında yağmalanan Irak Ulusal Müzesi’ne konuldu; ancak müze hala kapalı, ne zaman açılacağı ise bilinmiyor.


İşgal sırasında yağmalanan ve bir kısmı insanlık tarihinin en eski günlerinden kalma eserlerin bulunup bulunmayacağıyla ilgili soruya da hala yanıt verilemiyor.



NTVMSNBC
h1>Bitlis'de Tarihi Eserler Korunamıyor
26 Aralık 2007

Bitlis Eren Üniversitesi, Tatvan 'Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Dr. Mehmet Demirtaş,Türkiye için büyük önem taşıyan tarihi eserlerin acilen koruma altına alınması gerektiğini ifade etti. Demirtaş, "Tarihi zenginlikler bakımından Türkiye'nin en önemli kentlerinden biri olan Bitlis'in, bu büyük potansiyeli yeterince değerlendirilmiyor.

Kentin tarihi zenginliği korunamıyor ve gün geçtikçe tahrip oluyor. Bu kötü durumu gösterecek birçok örnek mevcut. Bitlis merkezde yer alan çok sayıda han, hamam, köprü, tarihi ev, kale surları ve kervansaray giderek tahrip olmakta." Başhan ve Papşin hanlarının yanı sıra şehirdeki tarihi camilerin çoğunun ciddi bir restorasyona muhtaç olduğunu savunan Demirtaş, şöyle devam etti: "Tarihi Bitlis evleri kaderine terk edilmiş halde. Bu yapıların çoğunun hemen yakınına yeni yapılar inşa edilmiş durumda. Hatta bir kısmına ilaveler yapıldığı için, evin orijinal hali kaybolmuş. Oysa iyi bir proje ile bu evleri turizme kazandırmak çok kolay."

Eserler Kötü Durumda

Bu durumun Bitlis'e bağlı 6 ilçede de söz konusu olduğunu belirten Dr. Mehmet Demirtaş, tarihi eserlerin tahribatının milli geleneklerle de örtüşmediğini söyledi. Tatvan'nın Dalda Köyü'ndeki ve ilçe merkezindeki Urartu Kral mezarlıklarının çoğunun kırıldığını veya defineciler tarafından tahrip edildiğini ifade etti.



BirGün


Prehistorya Anabilim Dalı Toplantıları
Konferans

Dr. Danielle STORDEUR

(CNRS)

Un site PPNB de la région de Damas (Syrie):
Tell Aswad et ses crânes surmodelés

(Suriye Şam Bölgesinde bir PPNB Yerleşimi: Tell Aswad ve sıvalı kafatasları) Konulu bir seminer verecektir. (Seminer Türkçeye çevrilecektir.)

Yer: PREHİSTORYA ANABİLİM DALI LABORATUVARI
Tarih: 20 Şubat 2008 Çarşamba
Saat: 14:00





Ana Sayfaya Dön









O otel yıkılıyor

'Yok' denilen Bizans sarayı 'temel' oldu!

Tarihi sarayı kepçeyle yıktılar!

Tarih tanımazlık dediğin böyle olur

Bizans Sarayı'nda kepçeyle yıkım!





Arkeologlar Derneği Mayıs Ayı Seminer Programı



11 Mayıs

"Yenikapı Marmaray-Metro Kazıları" İstanbul  Arkeoloji Müzeleri Rahmi Asal Saat:18:00/20:00


18 Mayıs

"Sultan Ahmet Külliyesi"      Türbeler Müzesi Ali Ziyrek Saat:18:00/20:00


25 Mayıs

"Restorasyonun Yazılı Olmayan Kuralları" Arkeolog-Restoratör Ahmet Demirtaş Saat:18:00/20:00