Arkeologlar Derneği ve İstanbul
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
Türkiye Arkeologlar Derneği 1971 yılında kurulduğunda Atatürk’ün izinden ilerleyebilmek, Anadolu’nun kültür mozaiğini araştırabilmek ve bu konularda özveri ile çalışan arkeologların sosyo-ekonomik ve demokratik haklarını elde edebilmek gibi önemli amaçları hedefleyerek yola çıktı. Derneğimiz, 12 Mart 1971 yılındaki muhtıra sebebiyle diğerleri gibi kapatılacak, 1975 yılında< yeniden açılacaktı; adı ise 1992 yılında Arkeoloji ve Arkeologlar Derneği, 2005 yılında da Arkeologlar Derneği olarak değiştirilecekti.
İstanbul Şubesi 1994 yılında açıldı ve kendine İstanbul’daki kültürel mirasa yönelik tahribatı önlemek, serbest ve kamuda çalışan arkeologların sorunlarına yönelik çözümler üretme yolunda çalışmalarda bulunmak yönünde hedefler belirlemişti. Ancak, zaman zaman son derece önemli işlere imza atmayı başaran İstanbul Şubesi, milyonların yaşadığı bu büyük kentin karmaşasında tüm hedeflerini yerine getiremez, sorunlarla baş edemez hale geldi. Az sayıda özverili dernek üyesi dışında sorumluluğu paylaşacak insanların azlığı çoğu kez dernek yöneticilerini sorunu bireysel olarak üstlenmek durumunda bıraktı. Toplumumuzda geçmiş bilincinin henüz yeterince yer etmemiş olması kadar rant kaygıları kültürel ve tarihi çevremizi inanılmaz bir hızda yok etmeye devam etti. Bu geri dönüşümü olmayan yok oluş karşısında derneğimiz ne olan bitene dur diyebildi ne de arkeologların özlük hakları gibi artık çağdaş dünyanın tartışmadığı konularda yeterince yol alabildi.
Söz konusu sorunların bir tek sivil toplum örgütü ile baş edilemeyecek kadar büyük olduğu ortada olmakla birlikte; derneğimizin bu konularda başarılı olduğunu da söylemenin gerçekleri yansıtmayacağı ortadır.
Oysa son yıllarda özellikle İstanbul’da tarihi çevre eskiye oranla daha da hızlı
bir tahribat sürecine girdi; bunlara Mimar Sinan kemerlerinden birinin bitişiğine
inşa edilen toplu konuttan, kent surlarına trafiği rahatlatmak için açılan kapıya,
Anadolu’nun en eski mağara yerleşimlerinden Yarımburgaz Mağarası’nın bir
türlü definecilerden kurtarılamamasına ya da aslına uygun olmayan
restorasyon çalışmalarına kadar göz önünde yaşanan yüzlerce örnek vermek
mümkündür. Bu tür olaylar ülkemizin her yerinde yaşanmakla birlikte
İstanbul’un tarih içinde oynadığı rol itibarı ile en çok zarar gören kentimiz oldu.
Son olarak 2004 yılı kasım ayında başlayan İstanbul tarihi için birçok önemli
bilginin gün ışığına çıkarıldığı Marmaray Projesi dünyanın en büyük ortaçağ
limanlarından birinin açığa çıkmasını sağlarken yine de ülkemizin böylesi bir
projeye hazır olmadığını gösterircesine acelecilikle yürütülmek zorunda kalındı.
Marmaray Projesi kapsamında İstanbul’un farklı noktalarında büyük çapta
kurtarma kazılarının yapılması bir ilki oluştururken; kalabalık bir arkeolog
topluluğunun yıl boyu istihdam edildiği ilk örnek olma özelliğini de taşıyordu.
Ancak birçok meslek grubuna göre daha zorlu bir ortamda çalışmalarına ve
eşdeğer bir eğitim almış olmalarına rağmen arkeologların gerek ücret,
gerekse çalışma koşulları açısından eşit haklara sahip olmadıkları görülmüş; bu
konuda da meslektaşlarımız bireysel olarak sorunların üstesinden gelme
çabasına girmek zorunda kalmışlardır. Söz konusu proje boyutları açısından birörnek teşkil
etmekle birlikte gerek İstanbul, gerekse diğer kentlerimizde
arkeologların karşılaştığı sorunlar farklı değildir; hatta bu
projede çalışabilen
insanlar iş bulabildikleri için kendilerini şanslı dahi görebilmektedirler.
Birkaç örnekle öne çıkarmaya çalıştığımız
sorunlar arkeologların mesleki
dayanışma içerisinde, çağdaş dünyanın gereği sorumlukları
taşıyan bireyler
olarak aynı çatı altında toplanabilmelerinin ne denli önemli olduğunu ortaya
koymaktadır. Geçtiğimiz aylarda yeniden yapılanan Arkeologlar Derneği
İstanbul Şubesi söz konusu sorunlar ve benzerleri üzerinde bir dizi önlem
hazırlığına girişmiş bulunmakla birlikte, bu tür girişimlerin ancak ortak hareket
edebilme becerisine sahip, mümkün olduğunca fazla üyenin katılımı ile
mümkün olacağının bilincinde hareket etmektedir.
Ülkemizde sivil toplum
örgütlerinin sorunları göz önüne alındığında çeyrek asrı geride bırakmış bir
kurum olmak ne denli övünç kaynağı oluştursa da yaşanan gelişmeler
karşısında yeni açılımlara ihtiyaç duyulduğu ortadadır.
ARKEOIDEA