32. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun ardından

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 32. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu (24-28 Mayıs 2010) Türkiye arkeolojisinin her geçen yıl daha büyük bir dinamizm kazandığını ve uluslararası düzeyde eriştiği bilimsel seviyeyi çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Önceki yıllarla karşılaştırıldığında Türkiye arkeolojisindeki bu hızlı yükseliş Türkiye’nin bilim dünyasındaki saygınlığını da büyük ölçüde yükseltmektedir. Ayrıca, ülkemizin kültür tarihi ile ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumuzun da birer göstergesi olan sempozyum bildirileri ile her yeni arkeolojik çalışmanın daha önce bilinmeyen bir kültürü ortaya çıkardığı ya da uygarlık tarihi ile ilgili bilgilerimizi değiştirecek nitelikte önemli sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Kazanılan bu ivmenin sürdürülmesi ve bilimsel düzeyin korunması hepimizin ortak isteğidir. Bu kaygılarla değerlendirilen sempozyumun yanı sıra yerli, yabancı meslektaşlarımız ile yaptığımız görüşme ve anket çalışmalarıyla elde edilen gözlemlerimiz burada paylaşılmıştır.

Yukarıda özetlenen kazanımlar göz önüne alındığında kazı ve araştırma sayısının sınırlandırılması yerine, bu kadar çok bilinmeyenin olduğu ve çağdaş gelişmelere paralel pek çok tahribatın yaşandığı ülkemizde çalışmaların arttırılması bilimsel bir sorumluluk olmalı, geçen zamanın ülkemizi her alanda zor durumda bırakacağı unutulmamalıdır. Bu bağlamda Bakanlığımızın sınırlayıcı değil, gelişen dünyaya paralel olarak yeni çözümler üreten, bu yönde gerek Bakanlık çalışanlarını, gerekse kazı ekiplerini rahatlatan çözümler üretmesi beklenmektedir. Nitekim kazıların sınırlandırılmasıyla ülkemizin kazanacağı hiçbir şey olmadığı halde kaybettireceği ne olabilir sorusu akla gelmektedir. Bu bakımdan ülkemize çok önemli kazanımlar sağlayan Köşk Höyük gibi katılımlı kazıların bir çözüm bulunmadan durmasını vahim bir gelişme olarak görmekte ve üzüntü ile karşılamaktayız.

Sıkıntı oluşturan konular arasında bürokrasi de önemli bir yer tutmaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı çalışmaları parasal olarak oldukça iyi bir şekilde desteklemekte ise de ödeneklerin harcanmasında önemli zorluklar ile karşılaşılmakta; bu haliyle arkeolojik kazılar bilimsel bir çalışma ortamından ziyade herhangi bir iş yeri görünümü taşımaktadır. Bürokratik sorunların çözümünde Bakanlığımızın ilgili kurumlar ile arkeolojik çalışmaların statüsü konusunda girişimlerde bulunması büyük önem taşımaktadır. Kazı ekipleri kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı sıkıntıya sokan temsilcilik ve yine aynı şekilde envanterlik eser - etütlük eser kavramlarının yeniden gözden geçirilmesi, çağdaş bir yaklaşımla yenilenmesi gerekmektedir.

Yüz yılı aşkın bir sürece sahip köklü bir arkeoloji geleneğinin bulunduğu ülkemizde son aylarda gündeme gelen eşbaşkanlık ya da başkan yardımcılığı uygulamalarının Türkiye arkeolojisinin geleceği için büyük bir tehlike oluşturduğu çok açıktır. Türkiye arkeolojisinin saygınlığına zarar verecek bu uygulamanın birçok yerli ya da yabancı meslektaşımızı endişelendirdiği gibi şimdiden bilimsel etikle örtüşmeyen sonuçlar verdiği görülmektedir. Bu konunun yeniden gözden geçirilmesi özellikle Türk arkeologlarının mesleki gururu ve etik bir bilimsel rekabet ortamı sayesinde kazanılan uluslararası düzeyin korunması açısından önem taşımaktadır.

Yine son günlerde gündeme gelen kazı sürelerinin sınırlandırılması da kazıların birer hafriyat çalışması olarak algılandığı düşüncesini oluşturmaktadır. Birer bilimsel çalışma olarak görülmesi gereken, olanak ve niteliğe göre kriterler oluşturulması beklenen bilimsel kazılara 4 ay gibi bir süre dayatılmasının gerçekçi olmadığı düşünülmektedir.

Ülkemizin uluslararası platformda saygınlığını sürdürebilmesi için Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki baraj etki alanlarında ve İstanbul Marmaray-Metro projelerinde olduğu gibi diğer yatırımlarda da mutlaka kültür varlıklarının belgelenmesi, ortaya çıkarılması ve kurtarılmasının imza atarak korumayı taahhüt ettiğimiz uluslararası anlaşmaların bir gereği olduğunu da unutmamamız gerekmektedir.

Gerek derneğimiz, gerekse sempozyuma katılan yerli ve yabancı bilim insanlarının istek ve kaygılarını belirtmeye çalıştığımız bu açıklama Türkiye arkeolojisinin gelişimi, ülkemizin bilimsel saygınlığını korumasının bir gereği olarak algılanması ve dikkate alınması dileğiyle yapılmıştır.

                                                                                                             Arkeologlar Derneği
                                                                                                             28 Mayıs 2010



Ana sayfaya dön



Datcalılar Knidos Aslanı'nı geri istiyor

Ressam, arkeolog müzeci ve diplomat

'Tanrıların değil insanların evi'

Bir kareyle arkeolojinin hikâyesi

Adalet gelene kadar İstanbul Sulukule'yi kaybetti

"Düğün"den çalınanlar aranıyor!

'Yorgun Herakles' huzura kavuştu

Ayasofya'yı kazdıkça yeni bir şey ortaya çıkıyor!

Yüce Deyyus'un oğlu

Meksika'da 25 bin yıllık ayak izi bulundu

Binlerce yıllık "infaz"da ikinci perde

Çanakkale'de 7 bin yıllık kayıp kent bulundu

'Küme' güme gitti





Presentation of Yenikapı archaeological excavation

Eski Anadolu Topluluklarında Anemi




Son Güncelleme
17 Kasım 2011


<


ŞUBAT 2012

Pzt Sa Çar Per Cu Cts Pz
     
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 1516 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29






İznik Gezisi

27 Haziran 2010

Program

Kırklareli-Vize Gezisi

20 Aralık 2009

Fotoğraflar yüklendi...