Sulukule’de Yenileme Projesi ve Arkeolojik Kalıntılar
1985 tarihinden bu yana Sultanahmet, Süleymaniye ve Zeyrek bölgeleriyle birlikte UNESCO Dünya
Kültür Mirası Listesi’nde bulunan Sulukule, kentsel ve tarihi sit alanı
kapsamındadır. İçinde, somut olmayan kültür mirasının yanı sıra,
İstanbul’un Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait çok sayıda somut kültür
varlığını da barındırmaktadır. Mahalle genelinde ayrıca daha önce Koruma
Kurulu tarafından korumaya alınmış 42 sivil mimari örneği, ayrıca
11 anıt eser (yapı) bulunmaktadır. Bunlar yaklaşık son yüzyıl
içinde yapılmış olan ahşap ve kâgir yapılardır.
Sulukule’nin, adını, Lykos deresinin şehre girdiği Lykos vadisinin bir yamacını
oluşturan su sisteminin bir parçası olan kuleden aldığı bilinmektedir.
İstanbul’un su yollarıyla ilgili hazırlanan yayınlarda, MS 2. yüzyılda
İmparator Hadrianus dönemine ait su şebekesinin izine “Mihrimah Camii’nin
220 m güneyinde” rastlandığı anlatılmaktadır. Ayrıca II. Beyazıt su
yolları haritaları ve ekli bilgilerde de dönemin su şebekesinin şehre ana giriş
noktasının Sulukule bölgesi olduğu belirtilmektedir.
Sulukule’nin batı sınırını, Bizans İmparatoru II. Theodosius tarafından MS 5.
yüzyıl başında yaptırılmış ve İstanbul’un en önemli arkeolojik
kalıntılarından kabul edilen Kara Surları oluşturmaktadır.
Bölgenin sınırında bulunan önemli yapılardan biri de, Kanuni Sultan
Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından 1565'de Mimar Sinan’a
yaptırılarak günümüze cami, medrese, türbe, sübyan mektebi ve çifte
hamamıyla ulaşmış olan Edirnekapı Mihrimah Sultan Külliyesi’dir.
*
Hagios Demetrios Kilisesi de bölge içindeki bir diğer önemli
kalıntıdır. Bugünkü yapının 1834 yılında inşa edilmiş olduğu
bilinmektedir. Ancak bu alanda Bizans Dönemi’nde de bir kilise olduğundan söz edilmektedir.
Yazılı kaynaklar Bizans Dönemi’nde İstanbul’un bir bölgesi olan
Deuteron’un bugünkü Sulukule olabileceğini, dolayısıyla İmparator Iustinos’un
Deuteron Sarayı’nın burada bulunabileceğine dikkat çekmektedir.
Bu yoğun kültürel mirası içinde barındıran alanda yenileme projesinin uygulama
aşamaları bugün hızla hayata geçirilmektedir. Alandaki evler boşaltılmış,
yıkımlar geçekleştirilmiştir. Ancak bu uygulamalar sırasında sahip olduğumuz
kültür mirasının görmezden gelindiği ve korunmasına özen gösterilmediği
açıktır. Yıkımların ardından çok büyük bir hafriyat
yapıldığı ve bu hafriyat içinde çok miktarda -olasılıkla Bizans
Dönemi’ne ait- kırık mimari kalıntı parçaları bulunduğu
gözlenmiştir. Bu kalıntı parçaları, bu alanda kültür
varlıklarının açıkça tahrip edildiğinin kanıtlarıdır. Kaldı
ki hafriyat içinde yalnızca bina yıkıntıları değil toprak hafriyatı da
gözlenmiştir. Oysa, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
gereğince arkeolojik sit alanlarında yapılan her türlü kazının arkeologlar denetiminde
yapılması zorunludur.
Bölgenin yenileme alanı olarak ilan edilmesinden bu yana geçen üç yıl içerisinde
çok sayıda tescilli Osmanlı Dönemi yapısının yıkıldığı veya
tahrip edildiği de bilinmektedir. Çağdaş koruma ilkeleriyle ters düşen bu olumsuz
gelişmeler, alanda yapılacak arkeolojik çalışmalarla ilgili kaygıları da beraberinde
getirmektedir. İnşai faaliyetlere yönelik her türlü girişimden önce arkeolojik
kazıların yapılmasının kültür mirasımıza sahip çıkma
sorumluluğumuzun yanı sıra bir yasal zorunluluk olduğu da unutulmamalıdır.
11 Ocak 2010