Arkeolojik Kazılara Getirilmek İstenen Eş Başkanlık Sistemi Hakkında Eleştiri
Ülkemizin sahip olduğu kültürel değerler bizleri ne kadar ayrıcalıklı
kılsa da bu zenginliğin sorumluluklarımızı da arttırdığı bir gerçektir.
Bir diğer gerçek ise ülkemizde yüz yılı aşkın, köklü bir
geçmişe sahip “arkeoloji”nin uluslararası bilim dünyasında hakkettiği bilimsel
yeterliliği koruma, ileriye taşıma sorumluluğudur. Sadece bu iki olgu dahi ülke arkeolojisine
yönelik üretilen politikaların uzun ya da kısa erimli olarak çok iyi incelendikten sonra ele
alınması gerektiğini anlatmak için yeterlidir. Bu nedenle, ülkemizde yabancı kazı
başkanları tarafından yürütülen arkeolojik kazılara Türk eş başkan
katılma zorunluluğu ve çalışma süresi konularında öngörülen
açılımlar, Türkiye arkeolojisinin geleceğiyle ilgili kuşkuları da beraberinde
getirmiştir. Bu konuda duyduğumuz endişe ve mesleki sorumluluğumuz, görüşlerimizi
ilgili çevreler ve kamuoyuyla paylaşmaya yöneltmiştir.
Arkeoloji tarihimize bakıldığında; ülkemizde çalışan yabancı
meslektaşlarımızın başlangıçtaki sayısal
üstünlüğünün zamanla tersine döndüğü görülür.
Bu doğal bir sonuçtur. Burada vurgulanması gereken, sayıları az da olsa
başlangıçtan itibaren Türk arkeologlarının dünya standartlarında bilim
insanları oldukları, çağdaşları ile bilimsel rekabeti başarıyla sürdürebildikleridir. Günümüzde uluslararası düzeyde saygın bir yere sahip arkeologların hiç de azımsanamayacak sayıda olması, zamanın Türk arkeolojisi lehine ilerlediğini göstermektedir. Bu gelişmenin özünde arkeoloji biliminin ilk ortaya çıktığı ve bu yönde kaynaklarını cömertçe kullanabilen ‘Batı’ dünyası ile bir çok alanda yarışabilme becerisi yatmaktadır. Bu beceriyi gösteren meslektaşlarımız hiçbir zaman geri kalmış bir ülke vatandaşı psikolojisi ile hareket etmemiş, bilimsel rekabetin içerisinde kendini sürekli yenileyerek varolabilmiştir. Doğal olarak tüm bunların içine kapanık bir çevre ile gerçekleşmesi mümkün değildir. Sadece kazı çalışmalarında değil, arkeometri gibi teknik uzmanlık gerektiren alanlardan düşünsel tartışmaların gerçekleştirildiği platformlara ve sempozyumlara kadar uyruklarına bakılmaksızın birçok ülkeden meslektaşımızla yürütülen ortak çalışmaların bu ilerlemede etkisi büyüktür. Bu tür pozitif bir etkileşim mutlaka gönüllük esasına dayanır ve ancak kuşku barındırmayan, güven içeren ilişkiler ile gerçekleşir.
Gönüllülüğe dayanmayan eş başkanlık, eş sorumluluk, en azından
birbirini tamamlayan eş beceriler ya da bilimsel açıdan eş yeterlilik gibi birçok
soruyu da akla getirmektedir. Böyle bir durumda hangi ‘yetkin’ Türk arkeologunun kendi işini
bırakarak başka bir projeye dahil olması beklenebilir ya da hangi yabancı arkeologdan benzeri bir
talepte bulunması istenebilir? Söz konusu uygulama çoğu kez güçlü ile
zayıfın bilimsel olmayan çekişmesine dönüşecek, konu çoğu kez
tarafların bağlı bulundukları kurumların da sorunu haline gelecektir. Nitekim göz ardı
edilmemesi gereken bir diğer husus da, çalışmaların finansörlerinin çoğu kez
söz konusu kurumlar olmalarıdır. Doğal olarak kaynakların kullanımı bütün
kurumlar için tek bir kişinin yetkisindedir. Başka bir deyişle hiçbir kurum kendisinin
görevlendirmediği kişiyi harcama yetkilisi olarak kabul etmez bunun talep edilmesi de gerçeklikten
uzaktır.
Yayınlanan genelgede dikkati çeken bir diğer konu eş başkanlık sisteminin
yürümekte olan çalışmalara da uygulanmak istenmesidir. Bu durum şimdiye kadar
yeterliliklerinden kuşku duyulmayan çalışmalara haksızlık edilmesi ya da
gönülsüz bir ortaklığın dayatılması anlamına gelmektedir.
Daha pek çok olumsuz etkisini sıralayabileceğimiz eş başkanlık sisteminin, dünyada
benzeri uygulamayı yapan ülkelerde olduğu gibi, kısa sürede Türkiye arkeolojisini
içe kapanık hale getireceğini, son yıllarda kazıların sayısına paralel olarak
artan arkeolojik bilgi akışı ve uluslararası bilgi alışverişini
azaltacağını şimdiden söylemek de hiç zor değildir. Ülkemizin başta
arkeoloji dünyasında olmak üzere imajının sarsılacağı, özellikle
uygulamanın kötü sonuçlar doğurması ve uluslararası eleştiriler artmaya
başladıktan sonra geri adım atılmak zorunda kalınmasının daha fazla zarar
vereceğini öngörmek gerekir. Unutulmamalıdır ki bilim evrenseldir. Bu bağlamda,
Türk arkeologlarının dünyanın başka bir yerinde arkeolojik kazı yürütmek
için tanımlı bir talebinin bulunmaması bizlerin daha fazla üzerinde durması gereken
konular arasında olmalıdır.
Sonuç olarak; yabancı kazılara eş başkanlık zorunluluğu getirilmesi hiçbir
yarar sağlamayacağı gibi, onarılması güç zararlara da neden olacaktır.
Eğer beklenti uygulamanın Türkiye arkeolojisine katkısı olacağı yönünde ise
zaten ülkemizde yabancılarla ortak çalışma yapmanın önünde hiçbir engel
bulunmamaktadır ve bunun başarılı örnekleri her zaman olmuştur. Eğer yabancı
meslektaşlar daha başarılı olarak görülüyor ve bundan dolayı zorunlu
ortaklık öneriliyorsa, bu da Türk arkeologlarını ‘küçük
düşüren’ ve bugüne kadar elde edilen başarıyı göz ardı eden bir
bakış açısıdır. Sadece yabancı meslektaşlarımızın yetersiz ya da
güvenilmez bulunmasının bu tür bir girişimin sebebi olacağını
düşünmek ise, ne bilimsel etik, ne de ülkemizin Avrupa Birliği gibi oluşumların
içerisinde olma çabasıyla ile örtüşmektedir.
Kendini yeterli gören, uluslararası düzeyde bilimsel rekabetin içinde olma özgüvenine
sahip hiçbir arkeologun yabancı bir meslektaşının zorunlu ortağı olmayı kabul
ederek mesleki onurunu zedeleyeceğini düşünmemekteyiz.
Tüm yönleriyle irdelenmeden alınacak bir kararın ülke arkeolojisine zarar vereceği
endişesiyle üyelerimize ve kamuoyuna duyurulur.
Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi
23 Temmuz 2009