Sergi: Nâkil

26. Uluslarası İstanbul Sanat Fuarı kapsamında 12- 20 Kasım 2016 tarihilerinde koordinatörlüğünü Ezgi Bakçay'ın üstlendiği çok küratörlü Umulmadık Topraklar Sergisi'ne toplumsal hareket olarak davet edilen Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi,  fuara Nâkil isimli sergiyle katıldı. Sergi ekibinde sanatçılar Ali Taptık, Yasemin Özcan, mimar Aslıhan Demirtaş ve Yara Mousa, yazar Suna Kafadar, arkeolog Elif Koparal ve Yiğit Ozar yer aldı. Sergi tasarımı KHORA (Ali Cindoruk & Aslıhan Demirtaş), Hüma Şahin, Maral Müdok, uygulaması Nazım Can Cihan ve Sadık Atar tarafından yapılan serginin hazırlık sürecine Burçin Altınsay, Eda Yiğit, Evren Uzer, İlknur Türkoğlu, Lydia Matthews, Soner Ateşoğulları, Sim İris Belik, Yasin Gökhan Çakan, Zeynep Kuban, Ayhan Gül, Niki Gail, Tevfik Dalkılıç, Öcal Koyukan ve İpek Dağlı Dinçer katkıda bulundu.

"Nâkil" taşıyan, aktaran, hikâye eden anlamına geliyor. Umulmadık Topraklar sergisinin çağrı metninde göç eden topluluklara yönelik olarak sorulan "Siz neyi alırdınız yanınıza? Yası tutulamamış bir geçmişten geleceğe hangi anıları, hangi izleri, hangi imgeleri, hangi duyguları götürürdünüz?" soruları üzerine arkeolojinin göç eden topluluklar ve taşıdıları nesnelerle ilgili sorunsallarından hareketle ortaya çıktı. Arkeologlar ve sanatçıların birlikte çalışması, serginin çağdaş eserlerin arkeolojik verilerle birlikte sergilendiği bir yerleştirme olarak ortaya çıkmasına vesile oldu. Bu sayfada 12 - 20 Kasım 2016' da gerçekleşen bu serginin birikiminin kaybolmaması umuduyla sergiden alıntıları paylaşıyoruz.


NÂKİL

Umulmadık Topraklar’ın Nâkil bölümü bugün tüm dünyanın gözleri önünde bir kez daha türlü göç hikâyesine sahne olan Akdeniz’in belleğindeki göçlerden bir kısmını nakledilen eşyalar, tohumlar, anlatılar ve yemek tarifleri ile anlatıyor. Nesneleri, izleri, kalıntıları kullanarak geçmişi anlamaya çalışan arkeoloji bu sefer sanatçılarla birlikte, nakledilenleri yorumlayarak nâkillerini anlamaya çabalıyor. Göçmenlerin neden nâkil olduğunu sorgularken, bir nesnenin hangi nedenle taşınırsa taşınsın göçmenin geçmişi olmuş çıkış yerinden, geleceği olacak varış yerine taşıdığı bir hatıraya dönüştüğünü ve kimliğini, belleğini koruması için araçsallaştığını gösteriyor. Böylece göç kavramı içinde soruyoruz, “Neden koruyoruz?”. 

Fotoğraf: Ali Taptık

Sergi'nin ilk bölümünde arkeolojinin göç konusuna yaklaşımı arkeolog Elif Koparal' ın danışmanlığında Ion göçleri örneği üzerinden aktarıldı.


Arkeoloji ve Göç

Arkeoloji, artık kullanıldığı süreçte olduğu şey olmayan eşyalar ve geriye çok az kısmı kalmış yerleşimlerin oluşturduğu silik izler üzerinden bunları kullanan, imal eden, inşa eden insanları anlamaya çalışma çabasıdır.  Arkeolojinin kültürel ve sosyal dönüşümleri ya da değişimleri açıklamak için en sık başvurduğu açıklama göç olmuştur. Ancak, bir kültüre ait eşyanın yayılımının tek gerekçesi kuşkusuz göç olamaz. Bu yayılım ticari ilişki, değiş tokuş, savaş ve yağmalarla da gerçekleşmekteydi. İlk bölümde örnek olarak seçilen Ion Göçleri, MÖ 1.Bin’in başlarında gerçekleştiği farz edilen, Kıta Yunanistan halklarının Batı Anadolu kıyılarına göç ederek yerleşmesi ve Yunan hayat biçimini ve idari yapılanmasını bu topraklarda benimsettiğini öngören göç hareketidir. Esasen bu göçlerin gerçekte ne kadarlık bir zamanda gerçekleştiği, hatta gerçekleşip gerçekleşmediği arkeolojinin önemli sorunsallarından biridir.  Göç olgusunun arkeolojik olarak tanımlanmasının zorluğu da bu durumu içinden çıkılması zor bir hale sokar. Bu sorunsal sergide tarihsel anlatıların gerçekleğini sorgulatan arkeolojik veriler üzerinden görselleştirildi. 

Fotoğraf: Ali Taptık - 2016
Fotoğraf: Ali Taptık, 2016

Her şeyi hatırlamak bir tür deliliktir. 3/40 *

Yasemin Özcan - 2016

Yasemin Özcan, kırk defa tekrarlamak istediği "Her şeyi hatırlamak bir tür deliktir" sözünü arkeolojinin Ion Göçleri tartışmasının ardından kendi deyişiyle "malzemenin hafızası ve kırılgınlağının" getirdiği tansiyon ile yorumluyor.

"(...) Yasemin Özcan, hatırlamak ile delilik arasındaki bu katmanlı ve parçalı ilişkiyi, toprak ile ateşin yüzyıllara yaslanan hafızasını da tutarak kırmızı çamurdan elde ürettiği formlar aracılığı ile düşünüyor. Her kelime için üretilen bu 5 parça forma şüphe yok sözcüklerin anlam ağırlığı, malzemenin hafızası ve kırılganlığının getirdiği tansiyon da ekleniyor. Özcan, bu formlar ve umulmadık topraklar aracılığı ile  parçaları birleştirmeye çalışıyor. (...)"


 
Fotoğraf: Yiğit Ozar, 2016
 

*Her şeyi hatırlamak bir tür deliliktir. Brian Friel’in bu ifadesi Translations adlı oyunundan alınmıştır. (Aktaran Adam Phillips, Flört Üzerine, s.f 49, Ayrıntı Yayınevi,1997)


MARİOUL
Sergi'nin ikinci bölümünde mimar Yara Mousa'nın Marioul projesi yer aldı. Filistin'e özgü bir okul üniformasının zaman ve mekânla ilişkisini inceleyen Mousa, göç ettiği Yunanistan'dan Filistin'e dönüp Filistinli kadınlarla atölyeler yapıyor, sosyal medya üzerinden onların marioul ile ilgili anılarını topluyor. Bir okul üniformasını miras olarak fakat farklı formlarda geleceğe, dünyanın farklı yerlerine nasıl taşıyacağını düşünüyor.
 
 Filistin,
 Oniki yıl boyunca giydim,
 Eşitçe ayrılmış,
 Altı beyaz ve mavi çizgi,
 Altı beyaz ve yeşil çizgi.
 Marioul’dur ismi;
 Bir okul üniforması, nesillerdir  giyilen;
 Büyükanneler, anneler ve kızları      tarafından.
 Şimdi Yunanistan’dayım,
 Marioul’u göremiyorum.
 Buradakiler onun ne olduğunu  bile   bilmiyor.
 Nasıl?
 Geçmişimi nasıl yeniden  yaşayabilirim,    geçmişimi nasıl  geleceğimin bir parçası  yapabilirim?
 Oraya yaşadıklarımı burada   yaşayacaklarımla nasıl  birleştirebilirim?
 Marioul,
 Bana zaman ve mekânda yol gösterecek mi? - Yara Mousa
 
 
Fotoğraf: Gazze şeridindeki bir mülteci kampı Jabalia, 1958. 
 
 
 
“Belki de en meşhur Marioul, şehit Lina Al Nabulsi’nin giydiği Marioul’dur. Bu giysi 1976’da Lina’nın ölümüne şahit olmuş ve bir bakıma kendisi de şehit mertebesine yükselmiştir. Lina onbeş yaşında okuldan eve yürüdüğü sırada İsrail askerleri tarafından yakın mesafeden vurularak öldürülmüştü. Aynı yıl Filistin’de birçok başkası da işgal kuvvetlerini protesto ederken hayatını kaybetti.(...)" Emad, 55 Yaşında, 04 Nisan 2015.
 
 
 
Fotoğraf: Ali Taptık, 2016.

Toprağın Kaydı                                                

Serginin son bölümünde konumuz, sanatçı Ali Taptık, mimar Aslıhan Demirtaş ve yazar Suna Kafadar ile yüzyıllar boyunca göçmenlerin çalışma ve yaşam alanı olmuş tarihi Yedikule Bostanları...                                                     

"İnsanlarla birlikte hayvanlar ve bitkiler de yüzyıllardır göç ediyorlar. Bugün bazı atalıkı tohum diye bildiğiklerimiz, bir zamanların yeni tohumları... Tarihi kayıtlardan takip edebildiğimiz kadarıyla yaklaşık 1500 senedir tarımsal üretimin sürdüğü Yedikule Bostanları, yüzyıllar evvel bu topraklarda yaşamış insanların ne ekip biçtiğine, ne yiyip içtiğine, fiziki çevreleri kadar kültürel yaşamlarının da neye benzediğine dair fikir edinebileceğimiz nadide yerlerden biri. Günümüzde eşine az rastlanabilecek bu topraklar vesilesiyle göçün hem insanlar hem de biyoçeşitlilik nezdinde ne tür katmanları olduğunu araştırırken, bir yandan da doğayla insan, kırsalla şehir arasına örülmüş duvarın zeminini kazıyoruz."                                                                         

Fotoğraf: Yiğit Ozar, 2016.                                  

Kaide

Aslıhan Demirtaş, 5 adaet, 100x150x45, sıkıştırılmış toprak

Günümüz Türkçesi'nde Kaide taban, temel, esas, kural anlamları ile kullanılıyor. Betondan, taştan yada ahşaptan görmeye alışık olduğumuz kaideler en az taşıdıkları nesneler kadar kalıcılar, bu nedenle geldikleri topraklara dönmeleri de bir o kadar zor. Mimar Demirtaş "Nâkil" sergisi için önerdiği sergi düzeneğinde Yedikule Bostanları'nda tava veya maşula adı verilen ve elle şekillendirilen 1mx1,5m boyutlarındaki toprak düzenlemeyi temel alıyor. Kural şu: Kentin, yerleşik hayatın temeli tarım, tarımın tabanı toprak. Sergide kaide olarak kullandığımız toprak Kemerburgaz'dan geliyor. Hem kaide hem de kaidenin nesnesi olan toprak, "adımlarımızı" üzerine "hafif basmayı" öğrendiğimiz ve Yedikule Bostanları'nda yaşandığı gibi durduğu yerde göçmenleşebilen bir zemindir.

Demirtaş'ın sıkıştırılmış topraktan katmanları bir yandan arkeolojinin toprağı bir tarih gibi okuyan yönüne gönderme yaparken, diğer yandan serginin taşıdğı nesnelerin zemini oluyor. Tohumlarla Yedikule Bostanları'ndan, Marioul ile Filistin'den, Yunanistan'dan bir parça toprağa dönüşürken Yedikule Bostanlkarı'ndaki sebze yetiştirme birimlerine dem vurup, Ion göçlerinin peşine düşmüş arkeologların toprağın kesitlerini okuma çabasını ifade ediyor. Her bir parçası Umulmadık Topraklar'ın katman katman tarihini, kesitlerini temsil ediyor.

 Fotoğraf: Ali Taptık, 2016

Bostancının Yemek Defteri

Ali Taptık,  7 adet 13 x 18 Kartpostal

"Gittiğimiz yerde domatesin tadı olmayacak, pazı ararken sözlüklerde kaybolacağız, marullar o kadar da büyük olmayacak. Tariflerimiz, reçetelerimiz eğilecek bükülecek, yeni yemekler olacak. Bize bir defter lazım, kaybolan bostanları, göçmek zorunda kalan bostancıları ve kıymetli tariflerimizi saklamak için..." Ali Taptık

Mayıs 2017'de Marul Bayramı'nda yayınlanması planlanan ve editörlüğünü Ali Taptık'ın üstlendiği "Bostancının Yemek Defteri", İstanbul bostanlarından hikâyeler, şeflerden ve göçmenlerden yemek tariflerini içerecek. Bostancılar Derneği, Tarihi Yedikule Bostanları Koruma Girişimi ve İstanbul Marul Bayramı'na kaynak oluşturmayı amaçlayan bu defter hakkında daha çok bilgi için @YedikuleBostanlari' nı takip edin.

Fotoğraf: Yiğit Ozar, 2016.

Havva

Suna Kafadar, Aslıhan Demirtaş

Ses kaydı, 2016

Yedikule'deki bostancılar göçerken yanlarında (yüz)yıllardır ekilen tohumları da götürdüler. Yerlerine gelenler ise, memleketlerinden getirdikleri tohumları yeni topraklara teslim ettiler. Bu yabancı iklimi, suyu, toprağı sevenler tuttu, marul oldu, domates oldu, pırasa oldu, farklı böcekler türedi, arılar yeni çiçeklerden bal yaptılar, Yedikule bitki örütüsünün bir parçası haline geldiler. Yaklaşık 27 senedir Kastamonu Cide'den göçtüğü Yedikule'de bostancılık yapan Havva Anne, İstanbul'a reva görülen rant projeleri ve dönüşüm politikları sebebiyle bostancılığı bırakıp Kastamonu'ya dönmek zorunda kaldı. Havva Anne yanında neler götürdü? Yedikule tohumları Cide'deki bahçesinde tuttu mu? İstanbul'da kalan oğlu Cihan'a anlatıyor ...


Sıkıştırılmış toprak yerleştirmenin etrafında anlatılan üç faklı göç temamız Ali Cindoruk'un grafik tasarımı, Maral Müdok ve Hüma Şahin'in katkıları ile sergi duvarlarında görselleştirildi. Duvardan bazı detaylar ...


Serginin yerleştirme düzeneği ve eserlerinden biri olan Kaide'nin imalatı ise Nazım Can Cihan, Sadık Atar ve Yiğit Ozar tarafından yapıldı.


Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, değerli emekleri için Nâkil sergisi ekibi Ali Taptık, Aslıhan Demirtaş, Elif Koparal, Suna Kafadar, Yara Mousa ve Yasemin Özcan'a; davetleri için Umulmadık Topraklar sergisi koordinatörü Ezgi Bakçay ve Eda Yiğit'e; sergi tasarımı ve uygulamasındaki gayretleri için KHORA(Aslıhan Demirtaş & Ali Cindoruk), Hüma Şahin, Maral Müdok, Nazım Can Cihan ve Sadık Atar'a; sergiye katkıda bulunan Burçin Altınsay, Evren Uzer, İlknur Türkoğlu, Lydia Mathews, Soner Ateşoğulları, Sim İris Belik, Yasin Gökhan Çakan, Zeynep Kuban, Ayhan Gül, Niki Gail, Tevfik Dalkılıç, Öcal Koyukan, İpek Dağlı Dinçer ve Feyyaz Yaman'a; sergi kurulumu ve sergi boyunca Tüyap fuarcılık grubu adına destekleri için Ümit İyem ve Bora Ulutaş'a teşekkür eder.